ÇAĞLA GENİŞ-ÖZEL HABER

Kayseri'de kuyuya düşen keçi kurtarıldı Kayseri'de kuyuya düşen keçi kurtarıldı

6 Şubat’ta meydana gelen ve 11 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş merkezli depremlerin üzerinden tam 66 gün geçti. Depremin henüz tam olarak fark edilemeyen olumsuz etkilerinden birinin üretimde yaşanan düşüş nedeniyle gıda krizinin derinleşmesi olacağını belirten Gıda Mühendisi Dr. Bülent Şık, felaketin vurduğu şehirlerdeki toplam çocuk nüfusunun yaklaşık 5 milyon olduğunu vurguladı. Bölgede yetişkinler gibi çocukların da sağlıklı beslenemediğinin altını çizen Şık, “Çocukların sağlıklı beslenmesini sağlamaya yönelik bir destek ve sağlık izleme programının acilen uygulamaya geçirilmesi gerekiyor” dedi. Depremde eğitimin de enkaz altında kaldığını söyleyen Şık, eğitim faaliyetlerinin bütünüyle durduğunu ve sınava hazırlanan öğrencilerin büyük bir kaygı içinde olduğunu dile getirdi. Yaşanan yıkımın başta asbest olmak üzere birçok çevre felaketini de beraberinde getirdiğini kaydeden Şık, enkaz kaldırma çalışmalarının yönetmeliklere aykırı bir şekilde sürdüğüne dikkat çekti. Samandağ’da gönüllü öğretmenler ve yöre sakinlerinin desteğiyle hayata geçirdikleri örnek dayanışma ağını da anlatan Şık, derslik olarak kullanılan büyük eğitim ve oyun çadırlarından bin 300 öğrencinin faydalandığını açıkladı.

GIDA KRİZİNİ DERİNLEŞTİRECEK

Deprem bölgesindeki çocukların beslenme konusunda karşı karşıya kaldığı riskleri sıralayan Şık, “Türkiye’de son birkaç yıl içinde gıda fiyatlarında çok ciddi artışlar yaşandı. Maraş merkezli depremlerden önce gıda fiyatlarında artışlar nedeniyle yaşanan gıda krizi en önemli gündem maddelerinden biriydi. Özellikle çocukların yaşadığı beslenme sorunları sık sık gündeme geliyordu. Depremin yol açtığı yıkımın büyüklüğü her sorunun önüne geçti doğal olarak ve deprem bölgesinde yaşayan insanlar hala çok ciddi sorunlarla karşı karşıyalar. Deprem her şeyden önce yol açtığı yıkım ile bölgede yaşayan insanların maddi ve manevi kayba uğramasına yol açtı elbette. İnsani kayıplar çok fazla. Ama zaman içinde maddi kayıplar, gündelik hayatın devamlılığını sağlama konusunda yaşanan sorunlar, bölgeden ciddi bir göç olması gibi nedeniyle üretim faaliyetlerinde aksamalar ve üretimde düşmeler olması kaçınılmazdır. Dolayısıyla depremin henüz tam olarak fark edemediğimiz olumsuz etkilerinden biri gıda krizinin derinleşmesi olacak. Depremin gerçekleştiği iller Türkiye tarımsal üretiminin kabaca yüzde 20’sini sağlıyordu. Üretim hacminde ne ölçüde bir daralma olacağını söylemek zor ama önümüzdeki süreç problemli görünüyor” dedi.

SU KRİZİ DEVAM EDİYOR

Felakettin yıktığı şehirlerdeki çocuk nüfusunun yaklaşık 5 milyon olduğunu dile getiren Şık, “Sağlıklı beslenememek en çok çocukları olumsuz etkiliyor. Doğum öncesi ve doğum sonrası ilk beş yaşta sağlıklı bir beslenme çok kritik önem taşıyor. Bu dönem, çocukların fiziksel ve zihinsel gelişimlerinin en hızlı olduğu dönemdir. Deprem öncesi çocukların sağlıklı beslenmesine yönelik olarak yaşanan sorunlar şimdi hem deprem bölgesinde hem de ülke genelinde çok daha ağırlaşmış durumda. Üstelik deprem bölgesinde temiz su temininde yaşanan sorunlar henüz giderilemedi ve bu durum kişisel hijyen ve gıda güvenliği açısından da ilave sorunlar yaratıyor. Bölgede yaşayan çocukların sağlıklı beslenmesini sağlamaya yönelik bir destek ve sağlık izleme programının çok acilen uygulamaya geçirilmesi gerekiyor. Elbette ülke genelinde de gıda krizi hala gündemde ve çocukların sağlıklı beslenmesini sağlamak hala büyük bir sorun olarak karşımızda duruyor. Yetişkinler de sağlıksız beslenmenin yol açtığı sorunlarla karşı karşıya. Gözlediğim kadarıyla yetişkinlerde, özellikle ebeveynlerde çocuklarına iyi bakamamak ya da onların ihtiyaçlarını temin edememekle ilgili ciddi bir kaygı, depresif bir ruh hali de var. Sadece beslenme değil tabi eğitim koşullarının elverişsizliği de ilave bir baskı yaratıyor” ifadelerini kullandı.

SINAVA HAZIRLANAN ÇOCUKLAR KAYGILI

Depremde eğitimin de enkaz altında kaldığını vurgulayan Şık, “Deprem bölgesinde eğitim faaliyetleri bütünüyle durmuş vaziyette. Bölgede yaşayan ailelerin çocukları eğitim alamıyor zaten. Bölgeden göç eden ailelerin ise barınma ve geçim sorunları ön planda ve çocukların eğitimini sağlamak o sorunlardan sonra geliyor. Çünkü yaşamsal sorunlarını çözmeden çocukların eğitim kaydını yaptıramıyor aileler. Özellikle ev ve iş bulmak büyük bir sorun. Bölgeden göç edenlerin kesin sayısını bilmiyoruz henüz, çünkü gidenlerin bir kısmı da geri dönüyor, dolayısıyla sürekli bir hareketlilik var. Öte yandan deprem bölgesinde kalmak zorunda olan ama çocuklarını eğitim almaları için başka kentlere gönderen aileler de var. Bu çocuklar yurt imkanı varsa, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı yurtlara yerleştiriliyor. Genel olarak deprem bölgesinde olan ya da deprem bölgesinden başka bir ile giden çocukların büyük bir çoğunluğu lise ve üniversite giriş sınavına hazırlanan çocuklar. Önümüzdeki haziran ayında lise ve üniversite giriş sınavı var ve bu sınava hazırlanan çocuklarda ciddi bir kaygı olduğunu Samandağ’daki izlenimlerime dayanarak söyleyebilirim” şeklinde konuştu.

ÖĞRENCİLER İÇİN ÖRNEK DAYANIŞMA

Samandağ’da oluşturdukları örnek dayanışma ağından bahseden Şık, “Depremin 3. günü İzmir’den BAYETAV olarak destek amacıyla yola çıktık. Samandağ’a gittik ve Karaçay Bedii Sabuncu Anadolu Lisesi’ne yerleşerek oradaki gönüllüler ve yöre sakinleriyle bir araya gelerek destek ve dayanışma faaliyetlerine başladık. İlk günlerde gıda, su ve malzeme dağıtımı işine odaklandık. Okuldaki dayanışma faaliyetlerine lisenin öğrencileri de destek oluyordu ve bir süre sonra onlarla yaptığım konuşmalarda özellikle lise son sınıf öğrencilerinin üniversite giriş sınavına yönelik kaygılarını dile getirdiklerini fark ettim. Mesela sınavın ertelenip ertelenmeyeceğini soruyorlardı bana. Her ne kadar ciddi sorunlar içinde olunsa da bir yandan da çocuklarda böyle bir kaygının varlığını gözledim. O çocukların ihtiyaçlarına yanıt verebilmek için bölgedeki gönüllü öğretmenlerin ve yöre sakinlerinin öncülüğünde Samandağ’da Tomruksuyu festival alanında bir eğitim merkezi oluşturuldu. Oluşan merkezde şu an bin 300 öğrenci kayıtlı. Her gün 400-500 aralığında sınava hazırlanan öğrenci geliyor eğitim için. Bu hafta özel eğitim gereksinimi olan çocukların eğitimi için bir çadırımız daha hizmete girdi. Ana sınıfımız da var. Eğitim merkezinin oluşumunda çok sayıda insanın ve kurumun katkısı var ve o nedenle tek tek isim saymam olanaklı değil ama büyük bir çoğunluğu henüz bir göreve atanamamış, bir geliri olmayan, üstelik deprem mağduru da olan, ama buna rağmen her gün oraya gelerek öğrencilerimize eğitim veren öğretmenlerimizin katkısını mutlaka anmalıyım. Deprem bölgesi genelindeki mevcut koşullar lise ve üniversite giriş sınavına girecek çocuklar için büyük bir adaletsizlik yaratmış durumda” dedi.

YÖNETMELİKLER YOK SAYILIYOR

Yaşanan yıkımın başta asbest olmak üzere birçok çevre felaketini de beraberinde getirdiğini söyleyen Şık, enkaz kaldırma çalışmalarının yönetmeliklere aykırı bir şekilde sürdüğünün altını çizerek, “Afet sonrası riskleri azaltma meselesini valiliklerin ve yerel yönetimlerin önceden ele alması ve bu konuda ne yapacaklarına dair planlar oluşturmaları gerekirdi. Ancak böyle bir planın varlığına dair en küçük bir iz görmek olanaklı değil. Enkazın gelişigüzel toplanması, herhangi bir altyapı kurulmadan her biri birer yaşam alanı olan yerlere boşaltılması-dökülmesi halk sağlığı, çevre kirliliği, biyolojik çeşitlilik kaybı, gıda güvenliği başlıkları altında tartışabileceğimiz çeşitli sorunlara yol açacaktır. Bölgede yaşayan tüm canlıların ancak özellikle de toksik kimyasal maddelere yetişkinlere kıyasla çok daha hassas olan çocukların sağlıklı bir çevrede yaşama ve büyüme hakkı gasp edilmekte. Açığa çıkacak zararların sadece deprem bölgesiyle sınırlı kalmayacağı; toksik maddelerin toprak, su ve hava hareketleriyle diğer bölgelere de taşınacakları bilinmelidir. Dolayısıyla sorun tüm ülkemizi ilgilendirmektedir. Kaldırılan enkazlarla birlikte bu yıkımlara, başta kanserojen asbest tozu olmak üzere zehirli enkaz tozlarının ve toksik kimyasalların yol açacağı sağlık sorunları eklendi. Geçtiğimiz hafta sonu Samandağ’a gitmiştim ve her yer hafriyat kamyonu ile doluydu. Enkazlar tüm uyarılara rağmen deprem bölgelerinde inanılmaz bir hızla kaldırılıyor ve gelişigüzel çoğu yaşam alanı olan yerlere dökülüyor. Tarım alanlarına, meyve bahçelerine, zeytinliklere, yol kenarlarına, çadır kentlerin yerleşim yerlerinin bulunduğu alanların hemen yanına, su havzalarına, vadilere dökülen enkazlar hem halk sağlığını tehdit etmekte hem de doğal miras alanlarını zehirlemektedir. Havanın, yeraltı ve yerüstü sularının, toprağın ve besinlerin zehirlenmesine yol açan tüm bu işlemler, Hafriyat ve Yıkıntı Atıkları Yönetmeliği ile Asbestle Çalışmalarda Sağlık ve Güvenlik Önlemleri Yönetmeliği yok sayılarak yapılıyor. Hafta sonu Samandağ’da bu mesele ile ilgili bir toplantı yapıldı. Emek, meslek, ekoloji örgütlerinin, bilim insanlarının ve yerel halkın bu konuyla ilgili uyarıları ve talepleri dile getirildi” açıklamasını yaptı.