ÇAĞLA GENİŞ-ÖZEL HABER

“Çocuğu sabah okula kaldıramıyorum, gitmek istemiyor. Okula yemeklik koyarsan giderim diyor, yok, ne yapayım da ne koyayım?”

“Hiç yoktan iyidir diye pet şişesine su dolduruyorum, yanına su koyuyorum.”

“Geçenlerde oğlumu bir hafta okula gönderemedim. Çünkü evde beslenme çantasına koyabileceğim hiçbir şey yoktu.”

Bu cümleler, yoksullukla ilgili çalışmalar yürüten ve araştırmalar yapan Derin Yoksulluk Ağı’ndan Şevval Şener’in yoksulluğun derinliğini gösteren çarpıcı örneklerinden birkaçı. Başta gıda ve enerji olmak üzere hemen her alanda yapılan zamlar en fazla dar gelirli aileleri vuruyor. Çocuklarının en temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamayan aile sayısı giderek artarken, yoksulluğun çocuklar üzerindeki etkileri ise önlenemez biçimde derinleşiyor. Ekonomik yoksunluk sebebiyle okula giden çocuklarına harçlık veremeyen aileler, boş beslenme çantalarına baktıkça eziliyor.

OKULDAN KOPMUŞ DURUMDALAR

Yoksulluk ile çocukların eğitimi arasındaki ilişkiye değinen Derin Yoksulluk Ağı’ndan Şevval Şener, “Derin yoksulluk yaşanan evlerde en öncelikli ihtiyacın ne yazık ki gıdaya, içme suyuna, bebek bezine erişime dönüşmesi, eğitim, sağlık, barınma, güvenli bir işte çalışma gibi hakların geri plana itilmesi demek. Yoksulluğun nesilden nesile devredildiği bu hanelerde eğitime devam için ayrılan kaynak da lüks olarak görülüyor. Örneğin, takip ettiğimiz 5 çocuklu bir hanede tüm çocuklar okula devam ediyor, baba seyyar satıcılık yapıyordu. Baba ileri derece kansere yakalandığında ve evin tüm gelir kaynağı kesildiğinde, hem evin ihtiyaçları hem de tedavi süreci için ailenin ilk yaptığı şey en büyük çocuğu okuldan alıp mahallede bir berbere çırak olarak vermek, diğer çocuğu da günlük işler yapmaya göndermek oldu. Artan zamlar, enflasyon, pandemi ve yoksulluğun derinleşmesi ile birlikte birikim yapmayı geçiyorum günlük ihtiyaçları bile karşılamak artık mümkün değil. Günlük geliri kaybetmek veya günlük gelirin düşmesi demek, hanede daha çok kişinin gelir elde etmek için çalışması demek. Yaptığımız araştırmaya göre hanelerin yüzde 13’ünde çocuklar da çalışmak zorunda kalıyor. Takip ettiğimiz hanelerde ya da mahalle ziyaretlerinde görüyoruz ki pandemi öncesi şartlarda dahi yoksulluk ve sosyal dışlanmaya bağlı nedenlerle okulu bırakma riski olan çocuklar, pandemi ve ekonomik krizin etkileri ile birlikte okuldan kopmuş durumda. Uzaktan eğitim sürecinde zaten dijital eşitsizlik nedeni ile eğitime devam edemeyen çocuklar, yüz yüze eğitimin başlaması ile birlikte süreç içerisinde okuldan kopmuş durumda” dedi.

YOKSULLUK DÖNGÜSÜ

Ailelerin hem okul kaydı sürecinde hem de sonrasında eksik malzemeler sebebiyle büyük sıkıntılar yaşadığını kaydeden Şener, “Yüz yüze eğitim başlayacağı zaman pek çok kişi çocukların üniforma, ayakkabı, kırtasiye malzemeleri gibi ihtiyaçları için bize ulaştı. Ne yazık ki üniforması yok diye ilk hafta eve geri gönderilen çocuklar oldu. Aileler okuldan istenen malzeme listelerini alamadılar. Mahallede marketlere gelen ‘ucuz’ okul çantası için anneler gitti kapıda bekledi. Hem okul kaydı süresince hem de sonrasında eksik malzemeler nedeniyle pek çok sorun yaşadılar. Görüştüğümüz kişiler gönderdiğimiz gıda desteğini çocuklara beslenme hazırlamak için kullandığını, evin ihtiyaçlarını karşılayamadıklarını söylüyor. Hasta diye okuldan eve geri gönderilen çocukların kahvaltı yapmadan ve beslenmesi olmadan okula gittiğini ve yetersiz beslendiğini biliyoruz. Aynı şekilde öğrenme güçlüğü nedeniyle özel eğitime yönlendirilen çocukların da ‘öğrenme güçlüğünün’ yetersiz beslenme ile ilgisi olduğu düşünüyoruz. Tüm bu nedenler çocukların okulu bırakma riskini de artırıyor. Derin yoksulluk yaşanan hanelerde görüştüğümüz ebeveynlerden kadınların yüzde 50’si okur yazar değilken, bu oran erkekler için yüzde 42. Hanelerin yüzde 70’inde en az ilkokul mezunu bir yetişkin bulunmuyor. Harika bir eğitim sistemimiz olmasa dahi temel eğitimi tamamlamanın kişilerin bireysel gelişimi ve özgürleşmesi için önemli olduğunu düşünüyoruz. Okul akademik öğrenmenin dışında çocukların akranlarıyla bir araya geldiği, arkadaş edindiği, sosyal ilişkiler kurduğu ve bağımsızlaştıkları güvenli bir alan. Okuldan kopmanın ise çocukların çalışması, çocuk yaşta evlendirilmesi, yoksulluk döngüsünden çıkamaması, gelecekte güvenli istihdam olanaklarına erişememesi, kronik bir sosyal dışlanma ve ayrımcılığa maruz kalması gibi riskleri doğurduğunu biliyoruz” ifadelerini kullandı.

BİR HAFTA OKULA GÖNDEREMEDİM ÇÜNKÜ...

Çocuğunun okul ihtiyaçlarını karşılamakta zorluk çektiğini söyleyen 43 yaşındaki Esma Gençoğlu da “Eşim inşaatlarda çalışıyor. Geçenlerde iş kazası geçirdi, bacağı parçalandı. Birkaç gün evde istirahat etti. Ama telefon geldi yeni bir iş için. Paraya ihtiyacımız olduğu için mecburen gitti. Genelde domates, biber kavurup yiyoruz. Bazen çorba... Bazen de aç kalıyoruz! Çocuğuma sevdiği yemekleri pişiremiyorum. Geçenlerde oğlumu bir hafta okula gönderemedim. Çünkü evde beslenme çantasına koyabileceğim hiçbir şey yoktu” dedi.

SAĞLIKLI BESLENME İMKANI SAĞLANMALI

Yaşanan krizin öğrencileri derinden etkilediğini belirten Veli-Der İzmir Şube Başkanı Necati Kalafat ise, “Ekonomik kriz öğretmen ve öğrencileri derinden etkiliyor. Okullara ulaşım fiyatları hem toplu taşımada hem de servis ücretlerinde çok fazla yükseldi. Asgari ücretin yarısı 2 çocuklu bir ailenin servis parasına gidiyor. Okullarda çocuklarımızın yemek, su gibi ihtiyaçlarını karşılamak bile başlı başına bir kalem oluşturmaya başladı. Aldığımız duyumlara ve bize yapılan şikayetlere baktığımızda birçok öğrencinin okulda yemek almaya bile parasının olmadığı yönünde. Öğrencilerin akademik ve kişisel gelişimleri için kitap almak araştırma yapmak için internete ulaşmak sinema tiyatroya gitmesi gibi temel işler bile lüks tüketim olarak görülüyor. Çocuklarımız, öğrencilerimiz bu toplumun aynasıdır. Okullarda temel ve sağlıklı beslenme imkanları sağlanmalı. Öğrencilerin bilgiye ve sanata ulaşım araçları ücretsiz ve yaygın olarak onlara sağlanmalıdır” açıklamasında bulundu.