2023’e günler kala dünyadaki gelişmelere baktığımızda gözlerin Ukrayna üzerinde kilitlendiğini görüyoruz. Dünya liderlerinin çoğu savaşın tıkandığı görüşünde. Enerji, gıda temini, durgunluk, enflasyon, faiz gibi birçok etkenin geleceği Ukrayna’daki duruma bağlı. Rusya göründüğü kadarıyla krizi uzatmaya, Batı’nın Ukrayna’ya desteğini azaltmaya çalışıyor. Acaba Ukrayna’ya bakarken başka ihtilafları gözden kaçırıyor muyuz? Mesela Çin bu krizin yarattığı sisli ortamda Tayvan üzerinde bir hamle yapabilir mi? Hindistan ile Çin arasında Himalayalar’da bir çatışma meydana gelebilir mi?

Dünyadaki genel duruma baktığımızda, küresel zenginliğin ve ekonomik gücün batıdan doğuya doğru kaydığını, Amerika Birleşik Devletleri’nin baskın gücünün göreceli olarak azaldığını görüyoruz. Buna karşılık iki ağır sıklet ülkenin, Çin ve Hindistan’ın ön plana çıkmaya başladığına tanık oluyoruz. Önümüzdeki yıl bu iki ülkenin nüfuslarının 1,4 milyar civarında eşitleneceği belirtiliyor. Böyle giderse Çin’in büyümede yakın gelecekte tepe noktaya ulaşacağını, ekonomisindeki yavaşlamayla ABD’yi yakalamasının zorlaşabileceğini iddia edenler de var. Ancak dünyada Çin’in kalkınma modeline özenenlerin arttığını da kabul etmek lâzım. Kalkınma modeli başarılı olabilir, peki konu demokrasi ve insan haklarına gelince durum nasıl? Bu alanda Çin’e yöneltilen hayli eleştiri var. Covid kısıtlamaları nedeniyle düzenlenen gösteriler karşısında yönetim geri adım atmak zorunda kaldı. Ancak halkın refah düzeyinin yükselmesi ile rejim arasında ilginç bir ilişki de söz konusu. Bu bağlamda, geçen yıl turist olarak ülke dışına çıkan 139 milyon Çinliden hiçbirinin başka ülkelere sığınma talebinde bulunmadığını, hepsinin ülkelerine geri döndüğünü de not etmekte yarar var.

Söz kalkınma türlerinden açılmışken, Çin ile Hindistan’ın da aralarında bulunduğu BRIC (Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin’in İngilizcelerinin baş harfleri) ülkelerinin ekonomik güçlerinin artmasının, onları bugüne kadar kabul edilmiş evrensel normlardan uzaklaştırabileceğini ileri sürenler var. Bu ülkelerden Rusya’nın enerji ihracına dayalı ekonomisinde, eğer petrolün varili75 doların altında seyreder ve ekonominin dışa açılması yeterince sağlanamazsa düşüş yaşanabileceği tahmin ediliyor.

2023’e girerken, dünyada görülen genel ekonomik daralmanın Avrupa Birliği ülkelerinde daha fazla hissedildiği gözleniyor. Nüfusu yaşlanan ve enerji sıkıntısı çeken Avrupa Birliğinin, bu koşullarda kendi içinde daha ileri bir bütünleşmeye yönelmesi ve yeni üyeleri Birliğe kabul etmesi kolay görünmüyor. Hayat pahalılığını dizginleyebilmek ciddi bir mesele haline gelmiş durumda. Ukrayna krizi yüzünden İkinci Dünya Savaşından bu yana Avrupa’nın göbeğinde ilk kez ciddi bir güvenlik sorunu yaşanıyor. Genişleme adımları atan NATO’nun bu kapsamda önümüzdeki yıl AB üyesi İsveç ile Finlandiya’yı üyeliğe kabul etmesi bekleniyor.

Orta Doğu’ya baktığımızda, hemen göze çarpan İran’ın iç meselesinin bilinmezliğini koruduğunu, bu çerçevede, nükleer silaha sahip olduğunda İran’ın bölgede istikrarsızlığı ve silahlanma yarışını hızlandırmasının beklenebileceğini ifade etmek herhalde yanlış olmayacak. Bunun yanı sıra, bu bölgedeki çatışmalarda yeni güç dengelerinin konu olabileceği ve yeni oyuncuların rolünün artabileceği de söylenebilir.

Yeni yıla girerken iklim değişikliği de insanlığın başını ağrıtmaya devam ediyor. Ukrayna kriziyle birlikte ülkeler tekrar geleneksel yakıtlara dönme eğilimine giriyor. Ancak uzun vadede yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırımları artırmanın, geleceği güvenceye almak isteyenler için yaşamsal önemde olacağını kaydetmek gerekir. Yeni bir ümit ışığı ise, temiz ve sınırsız bir kaynak olarak füzyon enerjisi konusunda ABD’de sağlanan bilimsel çalışmalardaki ilerlemeyi gösterebiliriz. Ünlü İngiliz fizikçi Stephen Hawking, uygulandığında bunun insanlığın kaderini ve dünyayı değiştirecek bir gelişme olacağını söylemişti. Ancak füzyon enerjisinin endüstriyel ölçekte üretimi için zamanın henüz çok erken olduğunu kabul etmek gerekir. Krizler ve yokluklar karamsarlığı artırırken, bilim ve teknolojideki gelişmeler yine de insanlığı ümitlendiriyor.

Yeni küresel oyuncuların ortaya çıktığı ve uluslararası ortamın gittikçe karmaşık hale geldiği bir ortamda, ülkemizin bölgedeki rolü de önem kazanmaktadır. Türkiye’nin enerji naklindeki rolü, turizmin canlanması, ekonomik büyüme gibi etkenler Kafkasya, Balkanlar ve Orta Doğu’daki etkisi açısından da önemlidir. Ülkemizin barış, demokrasi ve kalkınma konusunda bölgesinde örnek ülke olması güzel bir yeni yıl dileği neden olmasın?

Bu düşüncelerle okurlarımın yeni yılını sağlık ve esenlik dilekleriyle kutluyorum.