2022’yi geride bıraktığımız ve halen sürmekte olan bütün savaşlara, zulümlere inat, taptaze umutlarla yeni bir yıla girdiğimiz şu günlerde bütün sosyal medya “mutlu yıllar” mesajlarıyla dolu. Hepimiz geçen yıl bir türlü doyasıya yaşayamadığımız veya bulamadığımız mutluluğu bu yıl bulmanın hayalini kuruyoruz. İyi de koca bir yıl bulamadığımız mutluluğu bu yıl bulmanın garantisi nedir? Daha da önemlisi mutluluk nerededir, nasıl bulunur?

***

Mutluluğun kesin bir tanımını yapamadığımız ve hatta onu mutluluk arayışıyla bir tuttuğumuz halde yine de mutluluk insanın en büyük özlemidir. “Ayçiçeği nasıl güneşe bakarsa, insan da mutluluğa dönüktür” diyor Nermi Uygur. George Santayana da “mutluluk hayatın tek kanunudur; mutluluğa ulaşılamadığında varoluş dengesiz ve acıklı bir deneyim olarak kalır” derken mutluluğun insanın varoluşu için ne kadar önemli olduğunun altını çizmektedir. Hayvanlar doğuştan programlanmış doğalarıyla ve tamamen içgüdüsel bir şekilde yaşarken, insan doğal güdünün çizdiği programdan kendini sıyırma yetisiyle, yani özgürlükle, kendini seçimleriyle var etme olanağına sahiptir. Mutluluk da doğuştan getirilmiş bir donanım değil, insanın edimlerinin sonucunda başardığı bir olanaktır ve tam da bu anlamda insanın kendini var etme sorunuyla temelden ilintilidir.

***

2022’nin bu son günlerinde kişi başına düşen gelir, özgürlük, sağlık ve sosyal yardım imkânları, yolsuzluk karnesi, eğitim ve alım gücü gibi ölçütleri temel alan Dünya Mutluluk İndeksine baktığımızda İskandinav ülkelerinin listenin en başında, geldiğini görüyoruz. 3. Dünya ülkelerinin listenin sonlarında yer alıyor olması ve 246. sıra ile Afganistan’ın listenin en sonunda yer alması mutluluğun insanın temel hak ve özgürlüklere erişim olanağı ve var olma sorunuyla temelden ilintisini çok çarpıcı bir şekilde sergiliyor. Türkiye’nin de 2022 yılında sekiz basamak gerileyerek 112. sıraya düşmüş olması 2023 için beklentilerimiz açısından son derece düşündürücü.

***

Josė Ortega y Gasset “yansıtılan hayat” ile “yaşanan hayat” birbirine ne kadar yakınsa ve bir noktada birleşiyorsa mutluluğun o kadar mümkün olduğunu söyler. Başka bir ifadeyle, ne olmak istediğimizle ne olduğumuz birleştiğinde mutlu oluruz. Günümüzün tüketim toplumu ideolojisinde “sahip olma, elde etme ve kullanma” ile bunları yapabilmek için “çalışmak ve kazanmak gereği” arasındaki bağ kopmuştur. Bu ideoloji içinde insanlar daha çok harcıyor, daha çok şeye sahip oluyor ama daha az hoşnut kalıyor. Mal varlıklarını çoğaltmak değerleri çoğaltmaya yetmedi, aksine değerlerimiz gittikçe azalmakta. Çok konuşuyoruz, çok az seviyoruz ve çok sık nefret ediyoruz. Oysa yaşam, aldığımız nefes sayısıyla değil, nefesimizi kesen anların sayısıyla ölçülür.

***

Tüketim çılgınlığının çarkları arasında kendini kaybetmiş bu mutsuz küçük azınlığın yanı sıra, bir yandan da yoksul sayısının 6 milyara, aç sayısının 1 milyara yaklaştığı dünyamızda etrafımıza baktığımızda genel olarak insanlar arasında memnuniyetsizliğin hüküm sürdüğünü ve herkesin sürekli bir yaşamını idame ettirme derdine düştüğünü görmekteyiz. En temel fiziki yeme, içme, barınma, güvenlik ihtiyaçlarını, yani insanca yaşam ihtiyacını karşılayabilmek için günün önemli bir bölümünü hiç de insani olmayan şartlarda çalışarak geçirmek zorunda olan milyonlarca insan, reklamlar ve medyada kendilerine yansıtılan yaşam ile gerçekte yaşadıkları yaşam arasındaki dengesizliği kapatamamanın çaresizliği içinde yaşıyor. Özellikle ekonomik çözümsüzlüklerin ve çaresizliklerin gittikçe arttığı günümüzde, bir sonuç olarak ortaya çıkan öfke ve engellenmişliğin toplumun en üst düzeyinden başlayarak en alt katmanına kadar şiddet dilinde ve eyleminde ortaya çıktığını görmekteyiz. Bu engellenmişliğin ve çaresizliğin yarattığı şiddet sarmalı günden güne etrafımızı sararken mutluluğu elde etme olanağımız da bir o kadar azalmakta.

***

Yeni yılın, insanların insanca yaşam ve iş koşullarına kavuştuğu, ayrıştırıcı ve bölücü bir şiddet dili yerine birlik, beraberlik ve barış söylemlerinin geçeceği ve insanların hak ettikleri mutluluğu elde edecekleri bir yıl olmasını diliyorum.