ONURHAN ALPAGUT/RÖPORTAJ

Kahkahayı Patlatın, Şifre: Köşk, Özal’ın Yan Bakanları gibi 10’un üzerinde kitabın altına imzasını atan 51 yıllık üstat gazeteci ve Yazar Ercan Deva sorularımızı yanıtladı. 1990’lu yılların başında gazetecilik bakış açısıyla, mizahı dille olayları kaleme alan Deva, yazma isteğinin azalmak yerine her geçen gün arttığını söyledi. ‘Kahkahayı Patlatın’ kitabında hayatını kaybeden usta Sözcü yazarı Bekir Çoşkun ile Sabah Gazetesinde yaşadığı anılarını okurlarını anlatan Gazeteci Ercan Deva şimdilerde yayınlanacak kitaplarının yazımını sürdürüyor. Devam eden projeleriyle ilgili röportajımızda şu sözleri söyleyen Deva: “Yeni kitap çalışmalarım var. Ailemin yaşamını acı ve tatlı anılarıyla aktardığım kitap çalışmamı yeni tamamladım. Yakında basılacak. Bu kitap, tam anlamıyla değilse de, bir ölçüde edebiyatçı tanımına ilk adım niteliği taşıyor olabilir. Kitap, 1934’lerden 1991 yılına kadar ailemin yaşadığı olayları içeriyor. Şu sıralarda bir mimarın yaşamını konu alan kitap üzerinde çalışıyorum.”

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

Ankara’da doğdum. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi İtalyan Filolojisi mezunuyum. 1969 yılından beri yazılı ve görsel medyada farklı görevler ve sorumluluklar aldım. Ekonomi Muhabirleri Derneği’nin kurucuları arasındayım. Parlamento Muhabirleri Derneği üyesiyim. İstanbul ve Ankara’da kurulu Gazeteciler Cemiyetlerinin üyesiyim. Sürekli basın kartı sahibiyim. Evliyim. Yetişkin bir oğlum var.

Edebiyatla tanışmanız ve yazarlık süreciniz nasıl gelişti. Bu konuda çevrenizin etkisi ne düzeyde idi?

Yaşadığım olayları sürekli not etme alışkanlığım var. Bu alışkanlığı çok genç yaşlarda kazandım. Kitap okumayı seviyorum. Özellikle gazetecilerin yazdıkları siyasi olaylarla ilgili kitapları takip ediyorum. İnce mizah içeren fıkralara bayılırım. Hem dinlemeyi ve hem anlatmayı severim. Gazeteci dostlarım, nükte ve mizahı sevdiğimi bildikleri için kitap yazmam konusunda beni sürekli teşvik ettiler. 1990’larda kitap yazmaya başladım. Hissettiğim heyecan hiç azalmadı, aksine hep arttı.

51 Yılı aşkın bir süredir aynı zamanda gazetecilik yapıyorsunuz. Bizim gibi genç gazeteciler için bir örnek teşkil ediyorsunuz. Hem edebiyat hem gazetecilik bir arada nasıl oluyor?

Yazdığım kitapları “edebiyat” tanımının içine dahil etmem kanımca pek uygun olmaz. Edebiyat dünyasındaki yazarlara saygısızlık yapmak istemem. Kitaplarım daha çok yaşanmış olayların perde gerisinde kalmış unsurları bir gazeteci bakışıyla sunmak diye tanımlanabilir. Gazetecilik yaparken bir taraftan da kitap yazmak tam anlamıyla bir disiplin sorunu... Akşam evinize döndükten, mesleğinizle ve ailenizle ilgili sorumluluklarınızı yerine getirdikten sonra gece kitap yazmak için ek bir zaman yaratmak zorundasınız. İnceleme ve araştırma gereğini tamamladıktan sonra her gece, ama her gece yazdığınız kitapla ilgilenmeniz gerekiyor. İnanın, kitap yazmak sıkı bir disiplin işi derken hiç abartmıyorum…

10’un üzerinde kitap yazmış birisiniz. Bize kısaca eserlerinizi özetleyecek olursanız, neler söylersiniz?

Rahmetli Yıldırım Akbulut’un başbakan olduğu dönemde fıkralar anlatılır olmuştu. O zaman Yeni Asır Gazetesi’nin Ankara Bürosu’nda Haber Müdürü olarak görev yapıyordum. Gazeteci arkadaşlar, mizahı sevdiğimi bildikleri için kulislerde anlatılan Akbulut fıkralarını bana da anlatırlardı. Siyasetle ilgili fıkraların sayısı artınca bir kitapta toplamak fikri ağır bastı. Karikatürist dostum Engin Uç’la birlikte yaklaşık yedi bin fıkra incelemesi yaptık. Kamuoyunda çok konuşulan, çok okunan “Bir Başbakan Varmış Bir Başbakan Yokmuş/ Nimbus’un Maceraları” kitabı öyle doğdu. Bu kitap haftalarda çok satanlar listesinde kaldı, 1990 yılında 30 binin üzerinde sattı. Gazetelerin köşe yazılarında kitaptan alıntılar yapıldı. Çok heyecanlı bir zevkli bir süreçti. Daha sonra rahmetli Özal döneminde siyasetçileri mizahi bir dille eleştiren “Özal’ın Yan Bakanları” kitabını yazdım. “Kadının Adı Tansu / Başbakan Barbi” kitabında eski Başbakan Tansu Çiller eleştirirken, televizyonda bir canlı yayında Yıldırım Akbulut’tan özür diledim. Çok emek verdiğim ve bir dönemin asker- siyasetçi ilişkilerini irdeleyen, kaynak niteliğinde olan “Şifre: K.Ö.Ş.K” kitabını çok severim. Mizahı yine ön planda tuttuğum gazetecilerin yaşadıkları ilginç olayları konu alan “Dipsiz Kuyu Medya/ Kırk Yılın Tanıkları” adlı kitabım var. “Muz Cumhuriyetinde Fıkra Olmak” isimli kitabımda siyasette yaşananları gri mizahi bir üslupla ele aldım. Kendimi ve yaşamımı sorguladığım “Soruların Dansı” kitabım da var.

‘Kahkahayı Patlatın’ adlı kitabınızda geçtiğimiz yıl hayatını kaybeden Sözcü yazarlarından Bekir Çoşkun ile Sabah Gazetesi’nde birlikte anılarınızı ve paylaşımlarınızı anlattınız. Bu kitabı biraz daha açacak olursanız, biz okurlar kitabı elimize aldığımızda nasıl bir içerik görüyoruz?

Kahkahayı Patlatın kitabımda mizah dünyasında iz bırakmış yazar ve şairleri minik hatırlatmalarla anmak için çaba harcadım. Kelimenin tam anlamıyla “filozof” olan Aziz Nesin’den yola çıktım. Nesin’den sonra şair Can Yücel’i, yazar Çetin Altan’ı, mizah ustası mimar Aydın Boysan’ı, Türk mizahında genç bir kadın mizahçı Canan Tan’ı, hiciv ve ney ustası Neyzen’i, gezginci nüktedan Prof. Dr. Tarık Minkari’yi, espri ustası, sanatçı Müjdat Gezen’i, unutulmaz şair Orhan Veli’yi, şair-yazar Rıfat Ilgaz’ı minik hikaye ve fıkralarla andım… Daha sonra siyasetin mizah ustaları Osman Bölükbaşı, Süleyman Demirel, Erdal İnönü ve Hüsamettin Cindoruk’a yer verdim. Kitapta kendileri mizah malzemesi olan siyasilere de değindim… Sevgili Bekir de (Coşkun) kırılmayan kalemiyle unutulmayacak izler bırakan bir dostumdu. O mizahın efendisi olarak hep inandıklarını yazdı. “Mizahın Efendisi” sevgili Bekir’in bıraktığı izlerin hiç unutulmayacağına içtenlikle inanıyorum. Işıklarda uyu sevgili dostum…

Sizden önümüzdeki günlerde yeni kitap ve projeler görecek miyiz, bize şu anda içerisinde bulunduğunuz çalışmalardan söz eder misiniz?

Yeni kitap çalışmalarım var. Ailemin yaşamını acı ve tatlı anılarıyla aktardığım kitap çalışmamı yeni tamamladım. Yakında basılacak. Bu kitap, tam anlamıyla değilse de, bir ölçüde edebiyatçı tanımına ilk adım niteliği taşıyor olabilir. Kitap, 1934’lerden 1991 yılına kadar ailemin yaşadığı olayları içeriyor. Şu sıralarda bir mimarın yaşamını konu alan kitap üzerinde çalışıyorum.

Hem bir gazeteci hem de bir yazar olarak günümüz Türkiye’sini kendi gözünüzden özetler misiniz?

Çok uzun yıllar gazetecilik ve habercilikle uğraşmama rağmen ben iyimser bir insanım. Ancak, Cumhuriyet döneminde büyük emekler sonucu üretime kazandırılmış çok sayıda tesisin satılmasına çok üzüldüm… Hiçbir dönemde Türkiye’de işsizlik rakamları böylesine endişe verici boyuta ulaşmamıştı. Ekonomideki bozulma çok derinleşti. Borcu borçla çeviren bir yaklaşım, çıkışı olmayan bir sokak gibi görünüyor. Ama rahmetli Demirel’in dediği gibi, “Demokraside çare tükenmez.” O nedenle bir an önce ülkemizde seçimin yapılarak çağdaş bir demokrasi düzenine dönülmesi kaçınılmaz bir gerçek olarak görünüyor… Mizah ile Siyasetin ilişkisi kaçınılmaz. Siyaset mizahı destekler.

Karikatürist ve mizahçılarımızın bu açıdan önemi büyüktür. Mizaha bu ülkede ne kadar hoşgörülü yaklaşıyor? Siz bu konuda neler söylersiniz?

Hoşgörü mü? O eskidendi! Şimdi, hoş görmeme ve cezalandırma ön planda. Bir dönem yazdıklarımı bugün yazmış olsaydım, mahkemelerden yakamı kurtaramazdım. Bilmiyorum yeterince açık bir yanıt oldu mu?

Son olarak buradan röportajı okuyacak, okurlarımıza neler söylemek istersiniz?

Ünlü yazar Çetin Altan’ın mizah ile ilgili çok güzel sözleri var: “Bir toplumda mizah varsa korkmayın, o toplum yaşar. Ama, zekası bir tür damar sertleşmesine uğramış, mizah yaratamayan bir toplum haline dönüşüyorsanız korkun. Mizahsız bir toplum esnekliğini kaybeder ve bazen çok acı içinde kırılır.” Üstat ne kadar güzel tanımlamış… Gerçekten muhteşem! Mizah yaşamın tadı bence. Yeri geldiğinde güzel bir fıkra ya da hikâye inanın çilingir ustalığıyla kapıları açıyor, gerginliği önleyen bir ilâç oluyor.