Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo TV Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Dilek Takımcı'nın kaleme aldığı Yasak Elma ve Dizilere Dair yazısı yayında.

Kim, hangi dizileri niçin izliyor? Dün gece televizyonda prime time saatlerinde her an sinir krizinin eşiğinde, tekinsiz kahramanları olan diziler arası zap yaparken bu soruyu soruyordum. Dizi senaryolarımız yıllardır bir adım yol kat etmemiş görünüyor. Temelde melodram filmlerinin öykülerine sırtını dayamışken, çatışma adına yaratıcı olay örgüsü kurmaya pek yanaşılmadığı anlaşılıyor. Çatışma, gerekli gereksiz gerilimli müzik eşliğinde birtakım agresif jest, mimik ve tavırlarla yüksek sesle konuşan insanlar olarak görülüyor. Örneğin “La casa de papel” de gördüğümüz yaratıcı olay örgüsü ile çatışma sağlamayı bir Türk dizisinde ne zaman göreceğiz? Türk dizi sektörü brezilya dizileri formatını benimsemiş gidiyor. Sanki dar kafalı insanlara özgü dön dolaş, yanlış tutum, değer ve düşünce tarzlarının sürekli sırtını sıvazlıyor. Oysa yaratıcı dizi anlatımına dair pek çok örnek alınacak diziler çeşitli dijital platformlarda kolayca izlenecek durumda. Artık melodram filmleri ve Brezilya dizi estetiği etkisinden sıyrılmanın vakti geldi de geçiyor.

yyyyEkonomik krizler dönemini bir türlü atlatmayı başaramayan bir toplumun televizyon dizileri de bir anlamda insanların yaşam rüyalarını dile getiriyor. Zira her dizinin mutlaka ihtişamlı evlerde, son derece şık giysiler içinde yaşayan çok zengin bir ailesi var. Bu zenginlerden daha yoksullar ise bu zenginliğe nasıl bir yolla eklemlenebileceğinin yollarını evlilik gibi melodramın bildik kalıpları ile sağlamaya çalışıyor. Örneğin “Yasak Elma” dizisinde evlilikler, dostluklar, aşk, toplumsal itibar, insan onuru, gururu v.b. her şey materyalist değerlere göre şekillenmektedir. Çok bakımlı, şık, sosyetik kadınlar her adımını kendinde olmayan, elde edilmesi gereken “paraya”, yani maddi gücün merkezi “mafyöz erkelere” göre ayarlamaktadır. Onların zenginliğinin sefasını sürdürmek adına her türlü aile ve insana dair dostluk değerini hiçe sayan entrikaları hiç vicdani sorumluluk hissetmeden rahatlıkla gerçekleştirmektedir. Önemli olan maddi gücü elde tutabilmektir. Eğer, para üstün değer olarak kabulleniliyorsa, nasıl olsa haysiyet, namus, güven zedelenmelerini tamir edebilecektir. Bu bağlamda her türlü yalan, ihanet doğal hale geliyor ve dostluk, akrabalık, kadın erkek ilişkilerinin hiyerarşisi maddi güce göre yapılanıyor. Parayı her şeyi meşrulaştıran bir üst değer sayan hayat anlayışının resimleri izleyicinin zihninde asılı kalıyor. İzleyici bir yandan iyi/kötü, zeki/aptal, fakir/zengin, seven saf kadın, fettan kadın gibi zıt tiplemelerin arasında “aşka” daha doğrusu “paraya” ulaşmak için gelişen entrikaları izlerken, diğer yandan kurnazlığın, yalan, dolanın, acımasızlığın, yüzsüzlüğün, onursuzlaşmanın doğallaştırılmasına tanık oluyor. Söz konusu olan modern kapitalizmin “insanı insanın kurdu” yapan değerleridir artık. Kapitalist toplumda, hele de ekonomik krizlerin etkin olduğu dönemlerde bu diziler verili topluma uyum sağlamada bir eylem haritası rolü oynayabilir mi? Kapitalist topluma emek harcamadan, üretmeden kolay yoldan uyum isteği doğrultusunda reçeteler sunan diziler insanı “insanın karikatürü” yapan karakter temsilleriyle kapitalizmin etiğini haklılaştırıyor. Artık melodram anlatısının masalsı nostaljik kalıpları ile bu diziler izleyiciye hangi değerleri takip etmesi gerektiği konusunda referanslar vermeye devam ediyor.