2022 yılının son gününde İzmir Kültürpark Atlas Pavyonu’nda uluslararası tanınan sanatçı Ahmet Güneştekin’in Gavur Mahallesi sergisini ziyaret ettim. Sergide ilk dikkatimi çeken oldukça büyük kaya bloklarının arasına sıkışmış valizlerden oluşan göç yolu oldu. Göç yolculuğunda tek sahip olunan şey valizdir. Bu valiz önemlidir, çünkü önceki hayata dair tüm anılar, düşler, ihtiyaçlar bu valizin içine sığdırılmıştır. Ama O valiz hedeflenen yere her zaman ulaşamaz, yol üzerinde bir yerlerde rastlanılan kötülük tuzaklarına takılır kalır. Kötülüklerin şahidi kayalar, sessizce yanına yöresine terk edilmek durumunda bırakılan valizleri taşırlar umutsuzca. Günlük hayatımızda hemen hemen her gün televizyon haberlerinde, savaşlar, açlık, kıtlık v.s. nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalmış göçmenlerin yaşadığı olumsuz yaşam koşullarını, başlarına gelen talihsizlikleri izliyoruz. Bu insanlar sığınmaya çalıştıkları ülkelerde bir hoşnutsuzluk duvarı karşısında inadına sokaklarda yatarak, dilenerek yaşam mücadelesi veriyor. Sıradan insanlar için TV karşısında bu görüntüler alışıldık imgelere dönüşmüş, sokakta karşı karşıya kalındığında ise biz zaten TV’de çok görüyoruz duyarsızlığı hakim. “Biz” “Öteki” algısına sahip kişiler ise, empati yoksunu, dışlama düşüncesini haklılaştırmanın formüllerini sıralıyor. Bu bağlamda toplumda medya ve siyasetin bakış açısından gözlükler sunulmuş, asıl insanca dayanışma misyonunu yitirmiş görünüyor. İnsanları yollara döken acımazsız siyaset her şeyin üstünü örtüyor. Kimse göçe neden olan olgulara bir son vermeyi sorgulamıyor. Sadece ellerinde valizlerinden başka bir şeyi kalmamış insanları ülkeler başından savacak önlemleri alma derdinde. Göçmen insanlarında bir zamanlar yaşadığı, büyüdüğü, hayat bulduğu, kök salmak istediği kendi toprakları olduğu gerçeği sanki hiç bilinmiyormuş gibi. Göçmenlik başlamışsa bir kere insan olarak var olduğunu, yaşama hakkın olduğunu ispatlamak kolay değildir artık.Sergide küçücük kayığa dağ gibi yüklenmiş valizler, çocuk çoluk istif edilerek dalgaların kayığın cılız gövdesine kaya sertliğinde çaptığı denizlere umut bağlayan insanların yaşama tutunma mücadelesini anlatıyor. Bu insanlar, Gümüştekin’in deyimiyle hayatları hiçe sayılan, yoktunuz yaftası yiyenlerdir. Bu acı düşüncelerle sergiyi gezmeye devam ediyorum.

Güneştekin sergisinin Hafıza Tepesi ve Yoktunuz enstalasyonları eşyalar ve nesneler aracılığıyla geçmişin toplumsal travmaları ile bağ kurmaya davet ediyor. İşçilerin giydiği yüzlerce lastik ayakkabılardan oluşmuş bir dağ, geçmişten günümüze göçmen işçilerin ucuz emek sömürüsünün simgesidir adeta.

İnsanoğlunun anlam arayışının özünde mitolojik öyküler önemli referanslar taşır. Zira yüzyıllardır özde değişmeyen insanın tabiatının öyküsünü dile getirir. Güneştekin, yağlıboya çalışmalarında mitosların tarih boyunca kültürden kültüre, toplumdan topluma nasıl geçişli ve sonsuz diyalektik bir sipral içinde dönüp durduğunu renklerin diliyle geometrik bir üslupla dışa vuruyor.

Serginin başka bir salonunda kayıp insanların isimlerinin olduğu yüzlerce yer, yön tabelaları kaotik bir görünümle tüm devasa duvarı kaplayan kayıp alfabesi olarak karşımıza çıkıyor. Arkamızı döndüğümüzde karşı duvarda kayıp insanların isimlerinin yer aldığı platformda yüzleri geleneksel başörtülerle kapatılmış yüzlerce kuru kafalardan oluşan İnsan Kayıp Bir Kuş Değildirenstalasyonu sanatçının görmemizi istediği şeyle bizi baş başa bırakıyor.

Globalleşen dünyanın çok katmanlılığını yansıtan Kostantiniyye Serisi’nin güneş küreleri sergide yer yer karşımıza çıkıyor. Bir yandan tarih boyunca İstanbul’un çeşitli isimlerini keşfetmeye çalışırken, diğer yandan renkli harflerin altından yansıyan aynada kürenin merkezine doğru hayalet gibi siluetimiz bizi takip ediyor. Merkeze geldiğimizde içinde bulunduğumuz çevreyi derinlikli olarak izlerken, ayna bizi de içine alıyor. İçinde yaşadığımız evrenin sonsuz çok katmanlı derinlikli perspektifi içinde düşünen özne olduğumuz gerçeğiyle baş başa kalıyoruz. Sergi 5 Mart’a kadar devam ediyor. Güneştekin, toplumsal bellekten ilham aldığı yaratıcı zekaya dayanan eserleri ile unutmaya direnen yeni bir bakış sağlıyor.