Değerli okuyucularım. Bu hafta sizlere eskiden günümüze seçtiğim konularda Türk kültürünü anlatmaya çalışacağım. Bilgileri Wikipedia kaynağından derledim. Anadolu Selçuklu Kervansaray, Cami ve Saray mimarisinin yanında Çini, bezeme ve kabartma figür usullerini de geliştirmiştir. Kervansaray ve sarayların yapımında en çok kullanılan malzeme taştır. Taş; dini, sivil ve ticari eserlerde sıkça kullanılmıştır. Özellikle taş bezeme sanatı 13. yüzyıl Konya ve Sivas şehirlerinde sıklıkla kullanıldı ve gelişti. Çini sanatı saray ve dini mimaride en çok kullanılan usullerden biridir. Gelişen bu sanat daha sonraki dönemde Osmanlı mimarîsinde yer bulacaktır. Bozkır stili hayvan figürleri özellikle çift başlı kartal ve kaplan olmak üzere cami kabartmalarında kullanılmıştır.

Erken dönem mimarisinin ilk kayda değer yapıları İznik ve Bursa şehirlerinde inşa edilmiştir. Bursa’daki Orhan Gazi Camii Osmanlı dini mimarisinin ilk önemli yapısıdır. Anadolu Selçuklu mimarisindeki tonoz usulü yerine kubbeler kullanılmıştır. Bunun yanında hisarlar, hanlar, hamamlar, medreseler ve zaviyelerde inşa edilmiştir. Kervansaraylardan ziyade ticaret konaklama hizmetlerini karşılayacak iki katlı hanlar tercih edilmiştir. XV. yüzyılın ortalarında belirginleşen klasik dönem mimarisinde sivil mimaride ahşap, dini ve ticari mimaride ise taş tercih edilmiştir. İstanbul’un Fethinden sonra Roma ve Rönesans mimarisi önem kazanmıştır. Buna rağmen Osmanlı’da belli bir ortak mimari stil görülmemiştir. Mimar Sinan dönemin önemli mimarlarındandır. Sedefkar Mehmet Ağa, Mimar Davud Ağa ve Dalgıç Ahmed Paşa dönemin önemli mimarları olarak kabul edilir. Dönemin ünlü mimarlarının çoğu Mimar Sinan’ın öğrencileridir. 18. yüzyılın başında III. Ahmet ile başlayan Batılılaşmaya yönelme dönemin mimari anlayışına da etkide bulunmuştur. Lale Devrindeki mimari değişim sadece saray ve zengin konaklarına yansıdı. Mahalle ölçeğindeki değişim ancak 19. yüzyılda gerçekleşebildi.

1927-1939 yıllarındaki mimari anlayış eleştirilmiş ve ikinci ulusal mimarlık akımı hakim olmuştur. II. Dünya Savaşının getirdiği ekonomik kriz sebebiyle 1939 yılından itibaren Türkiye’deki mimari faaliyetler 1950’deki liberalizm dönemine kadar durağan kalmıştır. 1950 sonlarına kadar uluslararası mimari üslup kullanılmıştır ve betonarme tasarımlar artmıştır. 1960’lı yıllarda OECD ve Avrupa Ekonomik Topluluğu ile ilişkilerin geliştirilmesi mimari kültürüne de yansımıştır. Bu dönemde yüksek yapılar, holding binaları ve bürolar artış göstermektedir. Kırsal göçün etkisiyle şehirlerde kontrolsüz büyüme yaşanmış ve bu durum kentleşmede konut sorunu meydana getirmiştir. İlk Türk filmi Ayastefanos’taki Rus Abidesinin Yıkılışı, ilk Türk Sinemacısı Fuat Uzkınay tarafından, 14 Kasım 1914’te, Yeşilköy, İstanbul’da çekilmiştir. Osmanlı’da ilk film gösterimi 1896’da Bertrand adlı iki Fransız’ın sarayda yaptığı yayınlar ile başlamış; aynı yılda İstanbul ve Beyoğlu’nda da halka film gösterilmiştir. Gösterilen filmler genel olarak güldürü türündedir. Halkın rağbet etmesi üzerine Sigmund Weinberg 1908’de Pathé Sineması’nı açtı. Daha sonradan Beyoğlu’nda Palas Sineması ve Majik Sineması açıldı. 1914’de ise Kemal Seden ve Ali Seden kendi salonlarını açtılar. Aynı yıl Murat ve Cevat beyler tarafından “Milli Sinema” kuruldu. İzmir’de açılan ilk sinemalar ise Asri Sinema, Ankara Sineması, Lale Sineması, Milli Sinema ve Elhamra Sineması olmuştur. Bir Türk’ün çektiği ilk film ise “Ayastefanos’taki Rus Abidesinin Yıkılışı” adlı belgesel filmdir. I. Dünya Savaşı sıralarında Enver Paşa Almanya seyahatinden sonra “Ordu Film Dairesi”ni kurmuştur.

İlk konulu Türk filmleri Leblebici Horhor Ağa ve Himmet Ağa’nın İzdivacı olmasına rağmen bunlar yarım kalmış veyahut sonradan tamamlanmıştır. Tamamlanan eserler ise 1917’de Müdâfaa-i Milliye Cemiyeti tarafından çekilen Pençe ve Casus adlı filmlerdir. Cumhuriyet dönemi sinemasında ise taşralı halkı eğitmek için sinemanın propaganda gücünden yararlanılmıştır. Ateşten Gömlek filmi Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında çevrilmiş en iyi öykülü film olarak kabul görmüştür. 1950’li yıllarda film üretimi artmış ve Türk sinemasının “altın çağı” olarak kabul edilen 1960-1975’li dönemin temelini hazırlamıştır. 1971-1980 arasındaki siyasi ve ekonomik olaylar sinema kültürünü de etkilemiştir. 1990’lı yıllar sinema sektörü için bir kriz dönemi olmuş ve bu dönemde film üretimi oldukça azalmıştır. 2000’li yıllarda köklü değişimler olmuş, filmlere ayrılan bütçeyle birlikte seyirci sayısı da artmıştır. Dram türünde Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz filmleri dünya çapında bilinmektedir.