Obezite, sağlıklı bir yaşam için çok sayıda metabolik ve fizyolojik sorunlara yol açabilen genetik ve çevresel etkileşimli bir kronik hastalık olarak tanımlanmaktadır. Vücutta aşırı miktarda yağ dokusunun oluşması nedeniyle gelişen ve birçok kronik sağlık sorununa neden olabilen aşırı kilo ve obezite, tedavi gerektiren bir toplum sağlığı sorunu olarak, son yıllarda tüm dünyada görülme sıklığı artmakta olan kronik bir hastalık olarak kabul edilmektedir.

Bilimsel gerçeklerin ışığında öncellikle, aşırı kilo ve obeziteye neden olan faktörlerin iyi saptanmasıyla birlikte, bu hastalıktan korunma ve tedavi yöntemlerinin net olarak ortaya konabilmesi önem taşımaktadır. Aşırı kilo ve obeziteye neden olanen önemli risk faktörleri incelendiğinde; genetik yatkınlık, fiziksel aktivitede azalma, doğal ve dengeli beslenme alışkanlığının kaybolması, yaş ve cinsiyetin ön plana çıktığı görülmektedir. Tüm dünyada, aşırı kilo ve obezite probleminin sadece yetişkin yaşlarda değil ama aynı zamanda çocukluk ve ergenlik döneminde de hızla yayılmakta olması da toplum sağlığı adına oldukça dikkat çekicidir.

Aşırı kilo ve obeziteye neden olduğu kabul edilen faktörlerin belirlenmesi, obezitenin önlem ve tedavisinde büyük önem taşıdığından bahsetmek çok doğru olacaktır. Kilo dengesinin bozulmasına neden olan faktörlerin başında genetik faktörler ve sosyal ve çevresel faktörler sorumlu tutulmaktadır. Genetik faktörler, hormon dengesi veya bazal metabolizma hızı gibi fizyolojik denge unsurları üzerinde etki gösterirken, sosyal ve çevresel faktörler de, yeme alışkanlıkları, fiziksel aktivite alışkanlığı ve sosyo-kültürel ve ekonomik nedenler vb. gibi bireye bağlı olarak şekillenen yaşam tarzlarını kapsamaktadır. Yapılan bilimsel araştırmalarda, genetik faktörlerin bireyin aşırı kilo ve obezite eğilimini önemli ölçüde etkilediğini ve bu gerçeğin anne karnında veya doğum sonrası dönemlerde bile etkisi göstermeye başlayabilmesi söz konusudur. Öte yandan, sosyal ve çevresel faktörler, çoğunlukla bireyin tercihlerine ve koşullarına bağlı olan çeşitli yönleri ifade eder ve özellikle sedanter (hareketsiz) bir yaşam tarzının, sosyal ve çevresel faktörler arasında aşırı kilo ve obezite eğilimini arttıran en önemli etken olduğu düşünülmektedir.

Sedanter (hareketsiz) yaşam tarzının, aşırı kilo ve obezite gelişimindeki olumsuz etkileri konu alan klinik çalışmaları inceleyen Nuriye Bayar’ın yaptığı araştırmalarda, son yıllarda yaşanan hızlı teknolojik gelişmelerin ve sosyal medyanın da yaygınlaşmasıyla birlikte bilgisayar başında çok daha fazla zaman geçirmekle ortaya çıkan bu hareketsiz yaşam tarzının fiziksel aktivite alışkanlığının kazanılmasına engel olabileceği vurgulanmaktadır. Sağlık açısından bu olumsuz yaşam tarzına ek olarak, sağlıklı ve doğal beslenme alışkanlığının giderek kaybolması da, aşırı kilo ve obezite probleminin daha da sık gözleniyor olması sonucunu doğurmaktadır.

Bilimsel araştırmalarda, aşırı kilo ve obezite problemi; kardiyovasküler (kalp ve damar sistemi) hastalıkları, hipertansiyon (yüksek tansiyon), tip 2 diyabet (şeker hastalığı), depresyon ve özgüven kaybı gibi bazı sosyopsikolojik sorunlara, iskelet sistemi problemlerine ve bazı kanser tiplerinin ortaya çıkmasında önemli bir etken olduğu gösterilmektedir. Dolayısıyla, birçok sağlık sorununa neden olabilecek bu küresel aşırı kilo ve obezite probleminin önlenebilmesi için düzenli egzersiz alışkanlığının kazanılması, sağlıklı, doğal beslenmeye özen gösterilmesi ve gerekli durumlarda tıbbi tedaviden de faydalanılmasıbirey ve toplum sağlığı açısından büyük önem taşımaktadır.

Sonuç olarak, obezitenin önlenmesinde ve tedavisinde yaşam tarzı değişikliği açısından en önemli faktör günlük fiziksel aktiviteyi artırarak, düzeli egzersizi alışkanlığıyla etkin bir kilo kontrolü sağlanabilmelidir. Doğal, dengeli ve gerekli durumlarda kalorisi kısıtlı bir beslenme programı ile birlikte fiziksel aktivite hayata geçirildiğinde, aşırı kilo ve obezite sorununun önlem ve tedavisini gerçekleştirebilmek söz konusu olacaktır.