Geçtiğimiz hafta İstanbul Taksim Beyoğlu’nda yine masum insanların canlarına mal olan hain bir terör saldırısı tüm ülkeyi üzüntüye boğdu. Yine terörizmin virüs gibi, her yerde olabileceği ve can güvenliği korkusu yüreklere oturdu. Toplumda güvenlik takıntısı yaratmak, korku virüsü ekmek terörizmin temel amacı olsa gerek. Karşıda bir düşman var, ama ne cephesi ne de savunma hattı belli. Masum insanların kurban edildiği bir savaş ve bir sonucu, bir son noktası yok. İnsan soyunun kendi kendisiyle yaptığı bir savaş gibi. Yüreğimizden kopan bir çığlık neden bu kadar absürt, denetlenemez bir ölüm diyor, mantıklı yanıtlar yaşanan acının çaresizliği yanında yetersiz kalıyor...

Soğuk savaş döneminde ülkeler arasında dostluk ve düşmanlıklar belliydi. Soğuk savaş dönemi bittikten sonra, küreselleşme politikaları sonucu uluslararası terör, nükleer silahların yayılması tehdidi, siyasal ve ekonomik istikrarsızlıklar yavaş yavaş birer tehdit haline gelmiştir. 11 Eylül saldırıları savaş felsefesi ve aktörlerinin değiştiğinin bir göstergesi olarak yeni bir dönemi başlatmıştır. Zira terör egemen devletler için “ergonomik bir araç” haline gelmiştir. Güçlü devletler kendi çıkarları doğrultusunda hareket edildiğinde (ABD’nin PKK’yı desteklemesi gibi) terörist gurupları meşru görebilmektedir. Tabii kendi sistemlerini tehdit edenler ise gayrimeşru ilan edilmektedir. Terörist eylemler genellikle Beyoğlu gibi tanınmış turist noktalarını hedefliyor ve kurbanları siviller oluyor. Bu bağlamda kamuoyunda yaratılacak korku ve tepkilerin sonucu olarak hükümetin siyasal davranışı etkilenmeye çalışılıyor.

RTÜK Taksim’deki patlama ile ilgili geçici yayın yasağı getirdi. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, medya kuruluşlarını kamu otoritelerinin açıklamalarını esas almaya davet etti. İstanbul Sulh Ceza Hakimliği tarafından, patlama olayıyla ilgili görsel ve işitsel tüm haber ve sosyal paylaşım sitelerine yönelik yayın yasağı kararı verildi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Bürosu tarafından patlamaya ilişkin sosyal medya hesaplarından yapılan olumsuz haberlere yönelik paylaşımlara da soruşturma başlatıldı. Zira Teröristlerin çoğu sosyal medyayı diğer medyalara oranla interaktiflik, sıklık, kullanılabilirlik, hızlılık, kalıcılık, güvenilir ve ücretsiz olması bakımından tercih etmektedir. Sosyal medya, teröristlerin hedef kitlesine ulaşmakta en etkin ve kullanışlı yoldur. Dolayısıyla vatandaş olarak böylesi eylemler sonrasında, bu alanda yapılacak paylaşımlara çok dikkat edilmesi gerekmektedir. Kısacası terörizmin sesini duyurmakta dolaşım sistemi medyadır. Gerçekten terörizmin varlığı medyaya göbek bağıyla bağlıdır. Sonuçta terörist eylemin etkisini haberinin anında tüm dünyaya yayılması büyütmektedir. Başka bir deyişle medya sayesinde terörizmin etki alanı genişler. Terörist eylem medya aracılığıyla ulusal ve uluslararası arenada çok çabuk gücünü duyurma imkânına sahip oluyor. Tabi burada amaç, toplumda bir korku psikolojisinin hüküm sürmesi ve buna bağlı olarak ortaya çıkan sosyo ekonomik istikrarsızlığı düzenlemeye çalışan hükümette kendi istekleri doğrultusunda değişim ve dönüşüm yaratmaya çalışmaktır.

Terörizm için kurbanlar, sadece medya aracılığıyla kitlelere ulaşmanın bir aracıdır. Zira teröristin dili öldürmek, yok etmektir. Yaratılan korku ile karşı tarafın kararlığını yok etmektir. Burada söz konusu olan aşırı şiddete dayanan çok radikal bir siyasi eylemdir. Medya teorisyeni Fransız sosyolog Jean Baudrillard medya olmadan terörizmin varlık gösteremeyeceğini ve güvenlik takıntısı yani kalıcı korku içinde yaşamanın, terörizmin gerçek zaferi olduğunu söyler. Ona göre tepkisel olan, modernliğin neticesi olan, geleneğe/köklere dayanmayan, aşırı gerçeklik olan terörizm küreselleşmeyle eş zamanlıdır ve ahlaksızlıktır.