Üniversite döneminde Süleymancılar adlı bir dini cemaate mensup bir arkadaşımla 5 yıl boyunca aynı evi paylaştım.

Cemaati zaman zaman Erdoğan’a karşı çıksa da (FETÖ ile yakınlıktan ötürü) o her seferinde Erdoğan’a büyük bir hayranlıkla bağlıydı.

Dini cemaatlerde olan Atatürk devrimlerine karşı eleştirel bakış onda da vardı.

Kadir Mısıroğlu’nun safsata tarihçiliğinin sıkı takipçisiydi.

Osmanlı ile duygusal bağı çok fazlaydı.

Hep bir mağdur anlayışı içindeydi.

Bu ötekileştirilmiş psikoloji ve geçmişe karşı özlem onda çok fazla duygusal kırılmalara neden oluyordu.

Erdoğan’ın her politikasını sonuna kadar savunuyordu.

Rusya’yla ilişkiler mi bozuldu.

Hemen en azılı Rusya düşmanı oluyor.

Türkiye’nin elindeki silahlarla Rusya’ya kafa tutacağını büyük bir coşkuyla anlatıyordu.

Birkaç gün sonra Erdoğan, Rusya ile barışınca Türkiye’nin Avrasyacı politikasını övüyordu.

Buradan şuraya gelicem.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile Katar’da el sıkıştı.

Erdoğan daha önce Sisi’ye neler neler dedi.

Sisi’yi ‘Katil’ ve ‘Darbeci’ sözleriyle hedef aldı.

‘Onunla asla görüşmem’ dedi.

Sisi düşmanlığı o kadar fazlaydı ki İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu seçimler öncesi Sisi’yle eşdeğer tuttu. Seçimler için “Pazar günü Sisi mi diyeceğiz, Binali Yıldırım mı?” ifadesini kullandı.

Bununla kalmadı Rabia işaretini adeta partisinin simgesi yaptı.

Erdoğan daha önce bunları dedi şimdi nasıl görüşür noktasına olayı indirgemeyeceğim.

Çünkü Erdoğan, sadece Sisi’de değil bunları defalarca yaptı.

FETÖ ile bunu yaşadık.

Kuzey Kıbrıs’ı Annan Planı’yla Rumlara vereceğimiz tarihlerde gördük.

PKK ile yapılan görüşmelerde yaşadık.

Ermenistan’la ilişkide gördük.

Bunun gibi onlarca örnek daha sayabiliriz.

Neticesinde köklü diplomasisi olan ülkelerde dış politikada bu kadar sık karar değişmez.

ABD’de de hemen hemen her dönem yeni bir başkan seçilmesine rağmen politikalarında pek değişen bir şey yok.

Keza bu durum diğer ülkeler için de geçerli.

Türkiye Cumhuriyeti’ni yöneten Erdoğan ise her seferinde A dediğine B, B dediğine ise A, dedi.

Asıl soru Erdoğan’ın kararlarının bu kadar değişmesinde, oradan oraya savrulmasındaki asıl sebep ne?

Başta örneğini verdiğim arkadaşımla Erdoğan’ın yıllar değişse de farklı iklimlerde mi yaşadığını sanıyorsunuz.

Erdoğan’da aynı iklimden çıktı.

Kadir Mısıroğlu ve onun gibi kendi ideolojileri için tarihi saptıran kişilerden öğrenilen bu safsata tarih yazılımı bu kesimin hep aklından ziyade duygusuyla hareket etmesine neden olmuştur.

Erdoğan da bu duygusal karar mekanizmasından bir türlü kurtulamıyor.

Erdoğan’ın gençliğinden gelen bu kızgınlık ve mağduriyet üzerine kurulu coşkusu ise aynı zamanda onu iktidarda tutan en önemli bir güç.

Ama bu durum Erdoğan’ın dış ve iç politikada çok fazla duygusal karar almasına neden oluyor.

Bu duygusallık bazen FETÖ’de olduğu gibi başı secdeye deyenler için oluyor.

Bazen de Suriye’ye müdahale edip oranın bir zamanlar bizim toprağımızdı anlayışını getiriyor.

Geçmişin duygusal kırılganlığı geleceğin yanlış kararlarını getiriyor.

Sonuç olarak Erdoğan’ın bugün Sisi’nin elini sıkması doğrudur.

Asıl yanlış olan dün Sisi’yle ilişkileri kesmesidir.

Esad ile gelecekte görüşülecek olması da doğrudur.

Yine Esad’la zamanında düşman olunması 8 milyon Suriyelinin ülkemize girmesi, Suriye topraklarının bir kesiminin bugün PYD/YPG kontrolüne geçmesinin önünün açıldığı kararlar yanlıştı.

Ne yazıkki Erdoğan’ın bugün için aldığı bu doğru kararlardan yarın hangi duygusal kırılmayla tam tersine döneceğinin bilinememesi ise Türkiye saygınlığının ve geleceğinin önündeki en önemli soru işareti gibi duruyor.