Cumhuriyet tarihinin en ağır güvenli gıda krizinin yaşandığına vurgu yapan Şık, Türkiye’de 350 bin çocuğun kronik açlık yaşadığını belirtti ve ekledi: “En acil ihtiyaç okullarda beslenme desteği sağlayacak bir program...”

ÇAĞLA GENİŞ - ÖZEL HABER

Güvenli gıda nedir, nasıl sağlanır? Türkiye’nin gıda güvenliği karnesi ne durumda? Günden güne derinleşen gıda krizi çocukları nasıl etkiliyor? Kahreden beslenme çantaları tablosu nasıl değişir? Sosyal gıda çevresi nedir, nasıl düzenlenmeli? Etiket neden bir hak mücadelesidir?

Gıda Mühendisi, Akademisyen ve Yazar Bülent Şık, gıda güvenliğini, var olan gıda politikalarını ve sağlıklı gıdaya ulaşım imkanlarını değerlendirdi. Türkiye’de beslenme okuryazarlığının oldukça düşük olduğunu belirten Şık, ‘sağlıklı beslenme’ ve ‘gıda güvenliği’ gibi derslerin müfredata girmesi gerektiğini savundu. Cumhuriyet tarihinin en ağır güvenli gıda sorununun yaşandığına ve bunun daha da derinleşeceğine dikkat çeken Şık, önümüzdeki yıllarda beslenme kaynaklı halk sağlığı sorunlarında artış yaşanacağını vurguladı. Türkiye’de 350 bin çocuğun kronik açlık yaşadığını dile getiren Şık, “Böyle giderse bu sayı daha da artacaktır. En acil ihtiyaç okullarda beslenme desteği sağlayacak bir program. Okullarda çocukların sağlıklı bir öğün yemelerini sağlayacak sistem kurulmalı” dedi.

IF Wedding Fashion İzmir moda söyleşileri ile renklendi IF Wedding Fashion İzmir moda söyleşileri ile renklendi

TÜRKİYE’NİN GIDA GÜVENLİĞİ KARNESİ

Güvenli gıdanın hem tüketildiğinde insan sağlığı için zararlı unsurlar barındırmayan hem de besleyici niteliklerini kaybetmemiş gıda olduğunu belirten Şık, Türkiye’nin güvenli gıda karnesine ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı: “Buna iki açıdan bakıyorum. Biri hane içi, diğeri de içinde yaşadığımız toplumsal ahval. Hane içerisinde genellikle güvenli gıda tükettiğimize ilişkin bir inanç var. Ama ev içinde de bir gıdayı güvenli kılmak için yapmamız ya da uymamız gereken birtakım ilkeler var. Gıdanın uygun bir şekilde satın alınması, depolanması, pişirilmesi, pişmiş yiyeceklerin saklanması... Bunların hepsi mutfakta gıda güvenliği dediğimiz bir çalışma alanının bilgilerini oluşturur. Toplum bu konulara gerçekten çok duyarlı... En basitinden kimse çocuğunun kötü beslenmesini istemiyor. Ama Türkiye’de beslenme okuryazarlığı çok zayıf. Bunun en önemli nedeni hala eğitim müfredatımızda sağlıklı beslenme, gıda güvenliği gibi derslerin olmaması. Sağlık Bakanlığı, 2015 yılında Ulusal Beslenme Rehberi yayınladı. Çok kıymetli, çok emek harcanmış. Fakat gıda, beslenme meselelerinden uzak, eğitimini almamış kesim anlamakta zorlanacaktır. Dolayısıyla hem eğitim içindeki beslenme okuryazarlığı sorununu çözmek lazım hem de hane içindeki gıda güvenliğini.”

CUMHURİYET TARİHİNİN EN AĞIR KRİZİ

İçinde yaşadığımız toplumsal koşulların tetiklediği güvenli gıda sorununa değinen Şık, “Orada gerçekten ciddi sorunlar var. Hane içindeki sorunlara müdahale edebiliyoruz. Öğrendikten sonra davranış değişikliği yapabiliyoruz. Ama öte taraf kontrolümüzde değil. Ekonomi, ekolojik sorunlar ve siyasal sistemle bağlantılı. Siyasal sistemin aldığı kararlar doğrudan gıda güvenliğine yönelik sonuçlar doğuruyor. Mevcut ahvale baktığınızda Türkiye, cumhuriyet tarihinin en ağır güvenli gıda sorununu yaşıyor. Türkiye’de son yıllarda iyice belirginleşmiş bir gıda krizi var. Muazzam bir gıda enflasyonu söz konusu. Haliyle bütçeye ne uygunsa, ne alınabiliniyorsa ona doğru bir yönelim söz konusu. Fiyatlardaki artış önümüzdeki yıla da yansıyacak. Bu sene biraz hazırdan yedik. Yani bu senenin mahsulü, rekoltesi, hayvansal üretimdeki ciddi kriz önümüzdeki sene etkisini gösterecek. Dolaysıyla daha da derinleşecek bu sorun. Ama bu yeni bir sorun olarak algılanmamalı. En az 10-15 yıldır Türkiye’nin böyle bir darboğaza gittiği, gıda üretiminde güvencesini kaybettiği söyleniyordu” dedi.

GIDA KAYNAKLI HASTALIKLAR ARTACAK

Önümüzdeki yıllarda gıda güvenliğinin yarattığı sağlık sorunlarının daha net görüleceğini kaydeden Şık, “Güvenli gıda açısından sorunlu olan ama ucuz olduğu için tercih edilmek durumunda kalınan ürünler sağlık problemi doğuracaktır. Hane içinde güvenli bir mutfak oluşturmak mümkün. Fakat kamusal hayattaki üretimden kaynaklanan sorunlar, üretim-tüketim zincirindeki sorunlar, gıda güvenliğini sağlamaya yönelik yapılması gereken teknik ve hijyenik işlemlerin maliyetinden kaçınma hali vs... Bunlar hep yan yana geldiğinde beslenme kaynaklı halk sağlığı sorunlarında, gıda kaynaklı hastalıklarda artış olacağını tahmin ediyorum. Biz daha asıl krizi yaşamadık, başındayız. İklim krizi ya da kuraklıktan kaynaklı birtakım sorunlar da var. Önümüzdeki yıllarda bu sorunlar daha da şiddetlenecek. Dolayısıyla yeniden kamusal bakış açısıyla oluşturulmuş, halkın gereksinimlerine yanıt oluşturacak kurumlara ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı.

350 BİN ÇOCUK KRONİK AÇLIK YAŞIYOR

Yıkıcılığı her geçen gün daha da artan gıda krizinin en çok çocukları etkilediğini vurgulayan Şık, “Yetişkinler de etkileniyor elbette ama çocukların kritik bir farkı; büyüme ve gelişim için şiddetli bir beslenme desteğine ihtiyaç duymaları. Boy atarlar, dokular ve hücreler sürekli çoğalır... Dolayısıyla bir yetişkin kadar yemek yeler. Bu konuda çok ciddi sorunlar var Türkiye’de ve çözmenin en kolay yolu okullar. En acil ihtiyaç okullarda beslenme desteği sağlayacak bir program. Okullarda çocukların sağlıklı bir öğün yemelerini sağlayacak sistem kurulmalı. Çünkü gıdayla ilgili sorunlar ne yazık ki iyiye gitmeyecek. Dolayısıyla çocuk beslenmesini önemseyen bir bakış açısına ihtiyacımız var. Çok acı verici bir şey bu. Büyüme dönemindeki çocuklara ne kadar iyi besin desteği sunulursa çok sayıda sağlık sorununun önü kesiliyor. Sağlıklı beslenme çocukların bilişsel becerileri için çok kıymetli. Çocuk sağlıklı beslenmediğinde öğrenme güçlükleri yaşıyor, muhakeme becerisinde düşmeler oluyor. Okulda bir başarısızlık hissiyle yaşıyor. Oysaki bu sorunların sebebi tamamen yetersiz beslenme ile ilintili olabilir. Biz bu sorunu çözdüğümüzde çocuğun okul başarısını ve öğrenme sürecini de kolaylaştıran bir şey yapmış olacağız. Aslında bunun adı kronik açlık. Türkiye’de 14 yaş altı yaklaşık 350 bin çocuk bu sorunu yaşıyor. Böyle giderse bu sayı daha da artacaktır.”

ETİKET HAK MÜCADELESİDİR

Ülkemizde mevcut etiketlerin bir gıdanın içeriği hakkında çok az bilgi sunduğunu hatta çoğunlukla yanıltıcı dahi olduğuna dikkat çeken Şık, “Gıdanın içeriği, içindeki besleyici öğelerdir. Gıdanın içerisinde sağlık açısından problem oluşturabilecek etkenlerle ilgili bilgi verir. Fakat yanıltıcı da olabilir. Mesela ilave şeker büyük bir mesele... Alkolsüz içeceklerin neredeyse hepsinde ilave şeker var. İlave şeker, özellikle çocuk sağlığı için büyük bir problem. İlave şeker katılmış ürünler genellikle ‘abur cubur’ diye adlandırıldığımız, akademik literatürde ‘çöp gıda’ olarak nitelenir. Diğer besleyici gıdalara göre çok ucuzdur. İçerisinde protein, mineral madde, vitamin ve lif yoktur. İlave şeker eklenmiş ürünlerin ucuz ve erişime açık olması ise tamamen bir strateji. Örneğin bir litre limonata, 70 çay kaşığı şeker içeriyor. Çocuklara 6 aydan sonra verilen devam sütlerinde dahi 6 kaşık toz şeker var. Çocuklar 2 yaşından önce ilave şekerli bir tatla tanıştırılmamalı. Ama mevcut gıda sistemi ve pazarlama stratejisi çocuklara bu tip ürünler için alan açmış durumda. Marketlerde çocuğunuzun boyuna eğilin ve etrafa bir bakın. Öyle bir raf düzeni var ki! Bakkal, fırın, okul kantini... Her yer bu ürünlerle dolu. Türkiye’de tahminimce en az 4-5 bin çeşit bu tip ürün olduğunu söyleyebilirim. İçeriğinde yüksek düzeyde şeker var, besin öğesi ise ya yok ya da çok fakir. Ama ucuz! Çocuk evden dışarıya adımını attığında ne görüyorsa ki ona sosyal gıda çevresi diyoruz. O gıda çevresini yeniden düzenlememiz gerekiyor. Bu tip ürünlerin üretilmemesi gerekiyor. Çocukluk çağı obezitesi en önemli halk sağlığı sorunudur. Bunların obezite sorununu besleyen bir yanı var” vurgusu yaptı.