Bugün size Pearl Harbor Saldırısı’nı anlatacağım. Bilgileri Wikipedia’dan derledim. Pearl Harbor Saldırısı, Japon İmparatorluk Deniz Kuvvetleri’nin 7 Aralık 1941 (Japonya saatiyle 8 Aralık 1941) sabahı Hawaii adalarının Oahu adasında bulunan Pasifik Filosu ve Pearl Harbor askerî üslerine karşı düzenlediği sürpriz saldırıdır. Operasyonun amacı, Büyük Okyanus’ta kuvvetle muhtemel olan bir Amerikan askerî müdahalesini önlemektir. Saldırı sonucu 12 Amerikan savaş gemisini ciddi şekilde hasara uğratmış veya batırmış ve 188 savaş uçağını imha etmiş ve 2.403 Amerikan askeri ile 68 sivilin ölümüne neden olmuştur. Bununla beraber Pasifik Filosu’nun üç uçak gemisi, üssün önemli tankerleri, denizaltılar ve fabrika gemileri gibi unsurları saldırı sırasında limanda olmadıklarından zarar görmemişlerdir. Anti-Komintern Paktına imza töreni (25 Ekim 1936, Japon İmparatorluğu Berlin Büyükelçisi Kintomo Muşankoji ve Almanya Dışişleri Bakanı Joachim von Ribbentrop)

Meiji Restorasyonu’ndan sonra, Japon İmparatorluğu Avrupa ve Kuzey Amerika güçlerine yetişmek için “Fukoku Kyōhei” (Zengin ülke ve güçlü asker) politikasını izlemiştir. Bu hızlı büyüme politikasını gerçekleştirmek için toprakları genişletmesi ve doğal kaynakları elde etmesi gerekmiştir. Bunun için Japonya İmparatorluğu birkaç askerî harekâta başvurmuştur. 1894’te, Japonların Tayvan’ın kontrolünü ele geçirdiği Birinci Çin-Japon Savaşı ve 1904’te Japonların Çin Ve Kore Yarımadasında toprak kazanmasını sağlayan Rus-Japon Savaşı bu savaşlardan bazılarıdır. I. Dünya Savaşı’ndan sonra Milletler Cemiyeti kararıyla Alman İmparatorluğunun Uzak Doğu ve Pasifik sularındaki sömürgeleri ve kolonilerini Japonya mandasına geçti. Japonya 1931’de Mançuların anayurdu olan Mançurya’da Mançukuo’yu kurdurdu ancak Amerika başta olmak üzere Mançurya’da çıkarları olan ülkeler kukla devlet olduğu iddiasıyla resmen tanımaktan kaçındı. Yaklaşık 1910’dan 1930’lara kadar ülke büyük ve modern bir donanma (zamanının en büyük üçüncü deniz gücü idi) ve ordu ile yaygın bir militarizasyona maruz kaldı. 7 Temmuz 1937’de Japonya’nın 1. Piyade Alayı ile Çin Milliyetçi Hükûmeti’nin 29. Ordusu arasında Marco Polo köprüsü civarında meydana gelen küçük bir çatışma, iki devletin barışı arama çabalarına rağmen Çin-Japon Savaşına yol açtı. Milletler Cemiyeti, ABD, İngiltere, Avustralya, ve Hollanda gibi devletler, Japonya’nın Çin’e saldırılarından rahatsız oldu ve uyarı ve diplomatik baskı ile karşılık verdiler. 24 Şubat 1933’te Japonya tepki olarak Milletler Cemiyetinden çekildi. Japonya’da “ABCD kuşatması” (America, Britain, China ve Dutch’un baş harflerinden) terimi türetilmiş ve milliyetçilik duygusunu güçlendirmeye yardımcı olmuştur.

ABD, 1939 Temmuzunda Japonya üzerindeki baskıyı 1911 ABD-Japonya ticaret paktını iptal ederek arttırdı. Japonya Çin’deki askerî seferine devam etti ve Nazi Almanyası ile I. Dünya Savaşındaki düşmanlığı resmî olarak kaldıran “Anti-Komintern” Anlaşmasını imzaladı. 1940’ta Japonya Nazi Almanyası ve Faşist İtalya ile üçlü anlaşmayı imzalayarak “Mihver” devletlerini oluşturdu. Japonya’nın bu hareketleri Birleşik Devletler’in bu ülkeye ihraç etmekte olduğu hurda metal ve akaryakıt üzerine de ambargo koymasına ve Panama Kanalını Japon gemilerine kapatmasına neden oldu. Birleşik Devletler’in tepkisi, ABD’deki Japon malvarlıklarını dondurmak ve tam bir akaryakıt amborgosu uygulamak şeklindeydi. Benzin Japonya için en önemli kaynaktı ve kendi kaynaklarının sınırlı olması bir yana, Japonya’nın akaryakıt ithalatının yüzde 80’i ABD’dendi. Açıkçası, donanması ithal akaryakıt stoklarına bağımlı idi. Diplomatik görüşmeler 26 Kasım 1941’de Başbakan Hideki Tojo’nun kabinesine bir ültimatom olarak açıkladığı Hull Notası ile doruk noktasına ulaşarak düğümlendi. Japonya kendini, Amerika ve İngiltere’nin isteklerine -ki Çin’deki çatışmaları durdurmak ve Çin’den çekilmeyi içeriyordu- uymak ile genişleme politikasına devam etmek arasında karar vermek durumunda buldu. Japonya geri çekilirse zor’a dayanarak kazanılmış bulunduğu konumunu ve uluslararası ortamda prestijini kaybetmek durumundaydı. Üstelik, ulusal güvenliğine hissedilir bir tehdit olarak, Pasifik/veya Doğu Asya ve Japonya etrafında batılı güçlerin kontrolünde bir etki alanının bulunmasından endişelenmekteydi. İmparator Hirohito zaten bazı askerî önlemler almıştı ve bunları uygulamaya karar verdi, nitekim bu planların sonraki adımı Birleşik Devletler, İngiltere ve Hollanda’yla savaştı. Zaten Nazi Almanyası ve Faşist İtalya ile Mihver paktına imza atmak, Japonya’nın Mihver Devletleri ile beraber “Müttefik Güçler” ile savaşılacağı anlamındaydı. Bu saldırının olacağı muhtemeldi ve Amerikan komutanları bu konuda uyarılmıştı. Ancak Japonların böyle bir şeye kalkışmalarının imkânsız olduğu sanılıyordu.