Ölen kimsenin eşyalarını kullanmada bir sakınca yoktur. Kişi hayattayken elbise ve eşyalarını nasıl kullanabiliyorsa aynı şekilde öldükten sonra da onun bu geride bıraktıklarını bir başkasının kullanmasında da bir sakınca yoktur.  

Ancak ölen kişinin şahsi eşyaları, diğer malları gibi mirasçısına intikal eder. Mirasçılarını intikal ettiğinden bu eşyaları kullanma hakkı da mirasçıların hakkıdır. 

Mirasçılar da o eşyaları istedikleri gibi kullanabilirler. Kendileri kullanabilecekleri gibi aynı şekilde ölmüş kimsenin hayrına başkalarına bağışlayabilirler. Bunda da hiçbir sakınca yoktur.

Müslüman çocuk gayrı Müslim babadan kalan mirası alabilir mi?

İslam’a göre din ayrılığı mirasçı olmaya mani hallerdendir. Baba ve oğul birbirine mirasçı olması için ikisinin de aynı inanç ve dinde olması gerekir. Yani ikisinin de Müslüman olması gerekir. Biri gayr-ı Müslim diğeri Müslüman olursa ne baba oğula ne de oğul babaya mirasçı olamaz.

Buna göre Müslüman çocuk Müslüman olmayan babadan kalan mirası alamaz.

Kuran okurken dudakları kıpırdatmadan sadece gözle okumak hatim olur mu?

Kur’an-ı Kerimi, sadece gözle takip ederek okumaya mukabele denir. Tıpkı Ramazan ayında camii imamının okuyup cemaatin takip ettiği gibi. Ancak kişinin sesli okuduğu Kur’an okuyuşuna ise kıraat denir. 

Her iki okuma şeklinden de Müslüman sevap elde eder. Ancak hatim sevabına nail olmak için okuyuşun dil ile olması gerekir. Yani okuyuşta en az kişinin kendisini duyacak kadar sesini yükseltmesi lazım. Sadece göz ile okuması ile bir hatim olmaz.

Kazaya kalan oruçlarımızı peş peşe tutmak zorunda mıyız?

Ramazan ayında tutulmayan oruçların ve başlanıp da bozulan oruçların kaza edilmesi gerekir. Kur’an-ı Kerim’de, “İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutar” buyrulmaktadır (Bakara 2/184). 

Kaza oruçlarının aralıksız tutulması hakkında herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Bu itibarla, kazaya kalan oruçlar ardı ardına veya ayrı ayrı günlerde de tutulabilir. Ancak ister peşi sıra tutulsun, ister ayrı ayrı günlerde tutulsun bu oruçların geciktirilmeden bir an önce tutulması gerekir. 

Günün Ayeti

Sizi şu yakıcı ateşe sokan nedir?” diye sorulur. Onlar şöyle cevap verirler: Biz namaz kılanlardan değildik. 

Müddessir, 74/42-43.

Günün Hadisi

“Kim bir borçluya mühlet verirse, her gün için bir sadaka sevabı kazanır. Kim onun borcunu vâdesi geldikten sonra tehir ederse, tehir ettiği müddetçe, her geçen gün (alacağı mal kadar) sadaka yazılır.”

İbn-i Mâce, “Sadakât”, 14.

Günün Sözü

Sabahtan kaybettiğin bir saatin bütün gün zararını çekersin. 

William Wately

Günün Duası

Allah’ım hiçbir insanın ahını, hakkını ve bedduasını almadan ahirete intikal etmeyi nasip eyle.

Bunları biliyor muyuz?

Mâl-ı Mütekavvim Nedir?

Kıymetli mal. İslâm’a göre yenilmesi, içilmesi, kullanılması ve faydalanılması mümkün olan mal demek.

Günün Nüktesi

Padişah ile İhtiyar…

Çok soğuk bir kış günü, padişah, tebdili kıyafet gezmeye karar vermiş. Yanına baş vezirini alıp yola çıkmış. Bir dere kenarında çalışan yaşlı bir adam görmüşler. Adam elindeki derileri suya sokup, döverek tabaklıyormuş.

Padişah, ihtiyarı selâmlamış:

“Selamünaleyküm ey pir’i fani…”

“Aleykümselam ey serdar’i cihan…”

Padişah sormuş.

“Altılarda ne yaptın?”

“Altıya altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor…”

Padişah gene sormuş.

“Geceleri kalkmadın mı?”

“Kalktık. Lâkin, ellere yaradı.”

Padişah gülmüş.

“Bir kaz göndersem yolar mısın?”

“Hem de ciyaklatmadan…”

Padişahla başvezir adamın yanından ayrılıp yola koyulmuşlar. Padişah başvezire dönmüş, “ Ne konuştuğumuzu anladın mı?” diye sormuş.

“Hayır padişahım…”

Padişah sinirlenmiş.

“Bu akşama kadar ne konuştuğumuzu anlamazsan kelleni alırım.”

Korkuya kapılan başvezir, padişahı saraya bıraktıktan sonra telâşla dere kenarına dönmüş. Bakmış adam hâlâ orada çalışıyor.

“Ne konuştunuz siz padişahla…”

Adam, başveziri şöyle bir süzmüş.

“Kusura bakma. Bedava söyleyemem. Ver bir yüz altın söyleyeyim.”

Başvezir, yüz altın vermiş.

“Sen padişahı, serdar’i cihan, diye selâmladın. Nasıl anladın padişah olduğunu?”

“Ben dericiyim. Onun sırtındaki kürkü padişahtan başkası giyemezdi.”

Vezir kafasını kaşımış.

“Peki, altılara altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor ne demek?”

Adam, bu soruya cevap vermek için de yüz altın almış.

“Padişah, altı aylık yaz döneminde çalışmadın mı ki, kış günü çalışıyorsun, diye sordu. Ben de, yalnızca altı ay yaz değil, altı ay da kış çalışmazsak, otuz iki dişimize yemek bulamıyoruz dedim.”

Vezir bir soru daha sormuş…

“Geceleri kalkmadın mı ne demek?”

Adam yüz altın daha alarak cevaplamış: “Çocukların yok mu diye sordu. Var, ama hepsi kız. Evlendiler, başkasına yaradılar, dedim.”

Vezir gene kafasını sallamış.

“Bir de kaz gönderirsem dedi, o ne demek…”

Adam gülmüş. “Onu da sen bul…”