25 Kasım’ın simgesi Mirabal Kardeşler’den Minerva’nın kızı Minou Mirabal, "Eşitlik uzakta ama yorulmak yok" sözleriyle kadınlara seslendi. Mirabal, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı için ise, “Bu adeta geriye dönüş” dedi

ÇAĞLA GENİŞ-RÖPORTAJ

Dominik Cumhuriyeti bundan tam 62 yıl önce tarihi bir olaya tanıklık etti. Minerva, Maria Teresa ve Patria Mirabal... Sosyal Değişim Hareketi üyesi bu 3 genç kadın, 31 yıl ülkeyi yöneten diktatörlüğe karşı hayatlarını feda ederek direndi. 25 Kasım 1960 tarihinde diktatörün emriyle politik bir cinayete kurban giden Mirabal Kız Kardeşler’in adı, yıllar içinde kadına yönelik şiddete karşı mücadelede sembole dönüştü. Katledilen kız kardeşlerden Minerva’nın kızı Minou Mirabal, Mirabal Kız Kardeşler’in anısına ithaf edilen 25 Kasım Kadına Şiddetle Mücadele ve Dayanışma Günü’ne sayılı günler kala Türkiye’ye geldi. Mirabal, İzmir’de Konak Belediyesi, Uçan Süpürge Vakfı ve Dominik Cumhuriyeti Türkiye Konsolosluğu’nun düzenlediği etkinlikte kadınlarla bir araya geldi. İlginin yoğun olduğu buluşmanın ardından Mirabal ile “Bana miras kaldı” dediği mücadelesini konuştuk. 

Altay kalecisine korner direğiyle vuran saldırgan adliyeye sevk edildi Altay kalecisine korner direğiyle vuran saldırgan adliyeye sevk edildi



ANNEMİ TANIMAK İSTERDİM

- Her yıl, 25 Kasım yaklaşırken hissettiğiniz baskın duyguları merak ediyorum... 25 Kasım, sizde nasıl hisler uyandırıyor? Üzgün olmak yerine öfkeli olmayı mı tercih ediyorsunuz?

Biraz çelişkili duygular yaşıyorum açıkçası. Her zaman aynı olmuyor. Hayatımın bir bölümünde özellikle gençken kendim olmak istiyordum. Ama insanlar bana sürekli ‘Annen gibi olman gerekiyor’ diye baskı yapıyordu. Bu da bana adil gelmiyordu o zamanlar. Bu normaldi bence çünkü hiç kendim olma şansım olmamıştı. O zamanlar yaptığım şeyleri inandığım için mi yoksa bu bana miras kaldığı için mi yapıyorum diye soruyordum. Büyükannem sonra beni okumam için Kanada’ya gönderdi. Orada kimse beni tanımıyordu. Kendimi bulmamda bana yardımcı oldu bu. 2 yıl Kanada’da geçirdikten sonra artık ne olmak istediğimi biliyordum. Belli ki bende politik bir yatkınlık vardı zaten. Çünkü gençliğimden beri zaten politikanın içindeydim. Dominik Cumhuriyeti’ne döndüğümde politik mücadeleye katılmaya devam ettim. Geçmişten ilham ve gurur duymamak mümkün değil.

-Anneniz Minerva Mirabal ve teyzeleriniz, Diktatör Trujillo’nun emriyle katledildiğinde 4 yaşındaydınız. Bugün artık 66... O dönem yaşananları bugün nasıl hatırlıyor ve değerlendiriyorsunuz?

O günlere ait yeterince hatıramın olmaması beni üzüyor. Annemi tanımak isterdim. Olağanüstü bir kadındı. Onun öğretilerine ve sevgisine maruz kalmak isterdim. Onun yaptıklarından, başkalarının onun hakkında söylediklerinden gurur duyuyorum.



BİRÇOK KADINA İLHAM OLDULAR

-Kendini kadın hakları mücadelesine adamış bir aktivistsiniz. Kendi deyiminizle, “Bu mücadele bana miras kaldı...” diyorsunuz. Peki siyasi kişiliğiniz... Bu alanda kendinize nasıl bir pozisyon belirlediniz, hedefleriniz neler?

Dominik’te bir siyasi partinin başkanıyım şu an. Adı Demokratik Seçenek... Kendimizi sol ve ilerici bir parti olarak tanımlıyoruz. Bütün hayatımı insan hakları için mücadele etmeye adadım. Yoksulluğun sona ermesi ve adaletin gelmesi için çalışıyorum. Demokrasi için mücadele ediyorum. Şu an Dominik’te merkez sağ görüşlü bir iktidar var. İnsanlar fikirlerini açıkça ifade ettikleri için baskı görmüyor, bu özgürlüğümüz var. Ama ekonomik açıdan sorunlar yaşanıyor.

-Mirabal Kardeşler ya da ‘Kelebekler’in yaşamları pahasına verdiği mücadelenin kazanımları neler oldu sizce?

Onlar tüm dünyaya bir örnek oluşturdular. Birçok kadına ilham olmaya devam ediyorlar. Onların mirası bütün dünyada tanınıyor. Bu çok önemli bence. Ben onları her zaman politik şiddete maruz kalmış kadınlar olarak gördüm. Ama onlar kadına karşı şiddet konusunda da ilham oldular.

-Aradan neredeyse yarım asırdan fazla zaman geçse de, kadınlar dünyanın her yerinde hala ayrımcılığa uğruyor, baskı görüyor, şiddetle karşı karşıya kalıyor ve katlediliyor. Dominik’te de erkek şiddeti yaygın mı?

Maalesef Dominik’te de çok fazla. Kadınları korumaya yönelik yasalar çıkarma ve özel birimler kurma konusunda biraz aşama kaydettik. Ama şiddete uğrayan kadın sayısı çok fazla... Dominik’te her 36 saatte bir kadın katlediliyor. Suçlular eğer parası ya da torpili varsa çok rahat salınıyor. Kurbanlara adaletin geleceğini garanti edemiyoruz. Ceza sisteminde çok eksiklikler var. Ben aynı zamanda Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde görevliyim. Şiddet mağduru kadınlarla yakın çalışmalar içerisindeyiz. 168 ülkenin kabul ettiği ve fonladığı bir mahkeme olduğu için çok büyük bir kazanım insanlık için. Sadece suçluları cezalandırmak değil kurbanların da yaşadıklarının telafi edilmesi gerektiğini savunuyoruz. Şiddet mağduru kadınlara psikolojik, sosyal, ekonomik desteklerde bulunuyoruz.

BU ADETA GERİYE DÖNÜŞ

-Tüm bu şiddet sarmalının ortasında, kadını koruyan yasalar ve sözleşmeler oldukça önemli. Buna rağmen Türkiye, yakın bir zaman önce İstanbul Sözleşmesi’nden çekildi. Mevcut yasalar da etkin uygulanmadığı gerekçesiyle tartışılıyor. Türkiye’deki bu tabloyu nasıl değerlendirirsiniz?

Bunu destekleyemem tabiî ki. Bu adeta geriye dönüş. İstanbul Sözleşmesi ilerici bir adımdı. Bu tüm dünyada aşırı sağcılığın ve otoriterliğin yükselmesiyle açıklanabilir. Buna toplumsal cinsiyet ideolojisi diyorlar ve saldırıyorlar.

-Minou Mirabal, kendisine miras kalan bu kutsal yürüyüşü, mücadelesi nereye varınca ‘tamam geldik, başardık’ diyecek?

Bunu cevaplamak zor ama ben çok uzakta görüyorum. Eşitlik için mücadele ediyoruz. Birleşmiş Milletler’e göre kadın ve erkeğin eşitliğe ulaşması 147 yıl sürecek. Bu iki yıl önceydi, 145 yıl kaldı! Eşitlik uzakta ama yorulmak yok. İstanbul’da bir konferansa katıldım. Bir kadın söz aldı. Mirabel Kardeşler’in huzur içinde yatmasını umduğunu söyledi. Ama ben şu an dünyanın durumu nedeniyle onların huzur içinde olduğunu sanmıyorum.

-Son olarak tüm dünya kadınlarının, trans kadınların ve kız çocuklarının kulağına ne fısıldamak istersiniz?

Eyleme geçmeliyiz, direnişte lider olmalıyız. Adaletsizliklere karşı düzenlenen yürüyüşlere, protestolara katılmalıyız. Haklarımızı talep etmeliyiz. Devletlere insan hakları konusundaki yükümlülüklerini yerine getirmeleri için baskı oluşturmalıyız. Kazandığımız haklar birer hediye değil mücadelemizin sonucu. Daha güçlü olmalıyız.