Geçenlerde hekim meslektaşlarım ile yaptığım TV programındaki sohbette, Alzheimer hastalığında ve birçok kanser oluşumunda insan ‘bağırsak mikrobiyatası’nın çok önemli rolleri olduğunu, bu konuda araştırmaların yoğun olduğunu hep beraber belirttik.

Ayrıca Ülkelerin de aynı insan gibi florasının yani mikrobiyatasının siyasi olarak bozulabildiğini kinayeli olarak anlatmaya çalıştık. İstek üzerine konuyu tekrar gözden geçirmenin uygun olduğunu düşündüm. Konu anlaşılsın diye kesin ifadeler kullanıp sorulu yanıtlı ve kısa yazmaya çalıştım. Bu nedenlerle Affola! Mikrobiyata nedir ve hangi mikroorganizmaları kapsar? İnsan vücudunda ona zarar vermeden yani kommensal olarak yaşayan mikroorganizmaların bütününü anlatan bir kavramdır. İnsan mikobiyatası ise başta bakteriler olmak üzere virüsler, mantarlar ve birçok gelişkin yani ökaryotik mikroorganizmadan oluşmaktadır.

Hangi sistemlerde yerleşir? Bu mikroplardan oluşan topluluk başta mide-bağırsak sistemi olmak üzere, deri, üreme ve boşaltım ile solunum sistemlerinde herhangi bir hastalık yapmadan yaşamaktadırlar. Biz bu yerleşime kolonizasyon diyoruz. Mikrobiyom ne demektir? Mikrobiyom ise bu çevrede yaşayan mikroorganizmaların toplam genetik materyalidir. Bu aynı zamanda türün genomu olarak tanımlanmaktadır. İnsan vücudundaki mikroorganizma sayısı ve özellikleri konusunda neler söyleyebiliriz? İnsan vücudundaki mikroorganizma sayısı insan hücre sayısından 10 kat fazla, genom sayısı ise insan genomuna göre 100 kat fazladır ve tamamı yaklaşık 1-1,5 kg ağırlığındadır. Vücudumuzda; bakteri, mantar ve virüsler de dâhil trilyonlarca mikroorganizma yaşamaktadır. Neredeyse bütün vücudumuzdaki hücre sayısı ile aynı miktarda mikroorganizma, çoğunluğu kalın bağırsakta olmak üzere bağırsaklarımızda yaşadığını biliyoruz. Fakat bağırsaktaki bakterilerin sadece yüzde 10 ila 20 kadarı başka insanlarınkiyle aynıdır. Bu mikrobiyomlar beslenme, hayat tarzı ve başka faktörlerin de etkisiyle insandan insana farklılık gösteriyor ve sağlık durumumuzdan iştaha, kilodan ruhsal durumumuza kadar her şeyi etkilemektedir. Bağırsaklar bedenimizin en çok araştırılan bölgelerinden olmasına rağmen, bu çalışmaların çok daha kat etmesi gereken uzun bir yolları var.

Beslenme şeklimiz ile bağırsak mikrobiyomu ilişkisi hakkında neler söyleyebiliriz? Beslenme şeklimiz bağırsak mikrobiyomunu büyük ölçüde etkilemektedir. Araştırmalara göre; lif oranı düşük, hayvansal yağ ve protein bakımından yüksek olan batı tarzı beslenme ile kansere yol açan birikim ve enflamasyon dediğimiz iltihaplanma arasında bağlantı olduğu gösterilmiştir. Lif bakımından yüksek, kırmızı et bakımından düşük olan Akdeniz diyetinin ise dışkısal kısa zincirli yağ asitlerini artırıcı, enflamasyonu önleyici ve bağışıklık sistemini güçlendirici etkide bulunduğu belirtilmektedir.

Mikrobiyota-Nedir-Faydalari-ve-Bilimsel-Yönü-1200x720

Mikrobiyata konusunda son sözleriniz? Vücudumuzdaki barışçıl ve sağlıklı mikroorganizmalar toplumu olan mikrobiyatanın hastalık oluşturan patojen mikroorganizmaların yanında enfeksiyon dışı birçok hastalığa karşı da bizleri koruduğunu belirtmek gerekir. Birçok gastrointestinal, nöroendokrin, metabolik, romatolojik ve bağışıklık sistemi hastalıklarının temelinde bu mikrobiyatadaki bozulmanın önemli rolünün olduğu, yapılmış birçok çalışma ile gösterilmiştir. Normal doğumda çocuğun doğum kanalında yani vajendeki mikrobiyata ile ilk faydalı mikroorganizmaları aldığı, anne sütü ile bu bakteriler için büyüme faktörü olan birçok maddenin alınmasının sağlıklı mikrobiyata için çok önemli olduğunu vurgulayalım. Maalesef gelişigüzel ve akılsızca antibiyotik kullanımı ile bunun bozulduğunu, çevre kirliliği, sağlıksız ve doğal olmayan beslenme ile bizim adeta kimliğimiz olan bu barışçıl dost mikrobiyatamızın hastalık yapan patojen mikroorganizmalarla savaşma yeteneğinin azaldığının altını çizerek vurgulayalım. Sezaryen doğumların çocuğun sağlıklı mikrobiyatasının oluşumuna engel olup olmadığına ait bir soru akla gelebilir. Elbette engel olduğunu, çok zorunlu olmadıkça sezaryen yerine normal doğum tercih edilmelidir diyoruz. Tedavide “Dışkı Naklinin” gelecekte önem kazanacağını, maalesef uygulamaların yaygınlaşması için ilgili sağlık otoritelerin yeterli önem göstermediğini burada belirtelim. Birçok Gastrointestinal Hastalıkta bu yöntem üzerinde, özellikle irritabl bağırsak sendromu (İBS), iltihabi bağırsak hastalığı (İBH) ve ülseratif kolit gibi bağırsak hastalıklarında araştırmalar yapıldığını, bu ucuz ve yan etkisi az yöntemin Türkiye’de yaygınlaştırılması gerektiğini yüksek sesle vurgulayalım. Son söz olarak doğada sadece İnsan olmadığını, tüm canlılar ve mikrobiyatamız ile barışçıl bir yaşamı seçmemiz gerektiğini; bunu doğal beslenme, akıllı antibiyotik kullanımı ve mikrobiyatamız ile dost olarak yapabileceğimizi belirtelim.

*Yolumuz uzun, umudumuz ise hiç azalmadan devam etmektedir. Ülkemiz de bir gün sağlığın ve eğitimin insanın doğal hakkı olduğu bilinci ile koruyucu hekimliği geliştirerek, sağlığı ve eğitimi bir an önce kamulaştırmak gerektiği bilincine umarım varır! Sözlerimizi her zaman yaptığımız gibi, bu sefer güzel bir Erzincan türküsü ile bitirelim. Maalesef. Yolumuz gurbete düşmüş. Ülkemizin siyasi mikrobiyatası birilerince bozulup, zararlı bakteriler yurdumuza tünemiş dersem abartmış mı olurum? Bu gerçeği türkümüz ne güzel anlatıyor. Gerçekten hazin hazin ağlıyoruz. Kahrolmamak elde değil! Bu Erzincan türküsünü bizlere kazandıran Aşık Beyhani ve Ali Ekber Çiçek ustalarımıza bin kere selam olsun. Sonsuz teşekkürler… Yolumuz gurbete düştü, hazin hazin ağlar gönül, araya hasretlik girdi, hazin hazin ağlar gönül, garip garip ağlar gönül, dertli dertli ağlar gönül…

Sevgilerimle…