Dünyanın şahit olduğu en büyük ve en güzel doğum şüphesiz Hz. Peygamberin yeryüzünü şereflendirmesidir. Zira Sevgili Peygamberimiz, dünyaya gelmeden önce, insanlık değer ölçülerini yitirmiş, küfür ve şirk gönülleri karartmış, sosyal dengeler bozulmuş, ahlâkî değerler yozlaştırılmış, akrabalık bağları koparılmış, komşuluk hak ve hukuku unutulmuş, kadınlara ve kız çocuklarına insani muamele yapılmaz olmuş, güçlü zayıfı eziyor, emeğin hakkı verilmiyordu. Kısaca, dünyada insanlığın en çok muhtaç olduğu can, mal, namus güvenliği kalmamıştı.

Milli Şairimiz Akif’in ifadesiyle cahiliye toplumunda:

“Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta, dişsiz mi bir insan onu kardeşleri yerdi.”

Resulü Ekrem efendimiz, karanlık bir hal alan dünyayı teşrifi ile aydınlattı. Kutlu elçinin dünyaya gelişi ile insanlık için yepyeni bir gün doğmuş, karanlık devir kapanmış yerine aydınlık bir devir açılmıştı. Sevgili peygamberimiz vefat etmeden önce tüm insanlara veda hutbesinde insanlara yeni devir ile ilgili çağrıda bulunmuştur.

Hicretin onuncu yılında, 140 bin kişiye irad edilen Hazreti Peygamberin Veda Hutbesi temel bir kanun olarak insanların hak ve vazifelerini özetlemektedir. Sevgili Peygamberimiz bu hutbeyi irad ettikten üç ay sonra vefat ettiğine göre, bu hutbe onun hakiki vasiyetidir. Zira veda hutbesi Hazreti Peygamberin 23 yılda yaptığı ilahi mesajın kısa bir özetidir.

Hz. Peygamber 14 Asır evvel insanların kız çocuklarını diri diri toprağa gömdüğü bir dönemde: “Ey insanlar! Kanlarınız, mallarınız, haysiyet ve şerefiniz kutsal ve saygındır” demek sureti ile bütün insanlara yaşam dokunulmazlığı vermekteydi. Müminlere hitap ettiği halde “ey insanlar!” diye sözüne başlaması bunun göstergesidir.

Yine kadınların bir meta olarak görüldüğü topluma: “ ey insanlar! Kadınlarınızın haklarına riayet etmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Kadınlara en iyi şekilde davranıp muamele ediniz. Zira sizin en hayırlınız kadınlara en iyi davranandır.” Demek sureti ile kadına verilmesi gereken hakkı 14 Asır önce vermiştir. Bu hak yalnız Müslüman olan kadınlar için değil bütün kadınlar içindir. Zira bunu söylerken sözünü yine “ey insanlar!” diye başlamıştır.

Kölelerin insan sınıfından sayılmadığı, soyluların kendilerini halktan kabul etmediği bir hayat anlayışında “ ey insanlar! Rabbiniz birdir. Ceddiniz birdir. Hepiniz Adem’den türemiş kişilersiniz. Bir Arabın Arap olmayana bir üstünlüğü yoktur. Allah indinde en makbulunuz o’ndan en çok korkup çekinenizdir ” sözü ile kimsenin kimseden bir üstünlüğü olmadığını ortaya koymaktaydı. Nitekim bu sözleri sarf eden iki cihan efendisi Hazreti Peygamber İslam’ın bir çağrısı ve şiarı olan ezanı ilk defa, köle olan siyah bir insana yani Hz. Bilale okutmuştur.

Hazreti Peygamber 14 Asır evvel İslam’ın bu tavrını ortaya koyarken asrımızda hala siyah-beyaz çatışmasının yaşanması hele 50 yıl öncesine kadar siyahların beyazlarla beraber aynı otobüs’e binememesi, bindiğinde de beyazlara saygı babından ayağa kalkıp onlara yer vermek zorunda kalması o büyük insanın getirdiği mesajın ne büyük ve doğru olduğuna sanırım yeter.

Yine “ey insanlar! Ne zülüm yapın ne de zulme uğrayın bundan böyle kan davaları da kaldırılmıştır” hitabı bütün insanlığa bir çağrıdır. Hangi inançtan hangi renkten kabileden, ülkeden olursa olsun fark etmeksizin kişinin zülüm yapması yasaklanmıştır. Aynı şekilde kişinin hayatına son veren kan davalarının da kaldırılması emrediliyor. Fakat maalesef 21. Asırda bu ayıp hala varlığını korumaktadır. Üzülerek de ifade edelim ki daha çok da İslam ülkelerinde varlığını devam ettirmektedir.

Hazreti Peygamberin bu hutbesi yalnız Müslümanlara tebliğ edilmiş sıradan bir hutbe değildir. Bilakis bütün insanları kapsayan tarihi bir hutbe ve bir insan hakları evrensel beyannamesidir. Hutbede geçen “ey insanlar!” kelimesi bu hutbenin veya beyannamenin evrensellik yönünü, yani bütün insanlara şamil olma özelliğini ortaya koymaktadır. Çünkü bu kelime ile Hazreti Peygamber, sadece huzurundaki Müslümanları değil, orada bulunmayan gayr-i Müslim insanlara da seslenmeyi hedeflemiştir.

İslam dini, insan haklarını 632 yılında tüm dünyaya böyle ilan etmişken, bugün ülkelere refah, barış, insan hakları… götüreceklerini iddia edenler insan haklarıyla yeni yeni tanışmaya başladılar. Bu tanışmaları İlk defa 1215 yılında Manga Charta anlaşması ile olmuştur. Hem de tam bir tanışma sayılmayacak bir şekilde. Çünkü bu anlaşma kral ile halkı arasında değil, kral ile halkı temsil eden lordlar arasında imzalanmış bir takım hak ve yükümlülükleri ihtiva etmektedir.

Batı da 1789 Fransız ihtilali ile birlikte insan hakları gündeme gelmiş ve insan hakları beyannamesi imzalanmıştır. İnsan hakları, batıda Birleşmiş Milletlerin 1948 yılında hazırladığı insan hakları Evrensel Beyannamesi ile nihai şeklini almıştır. Batıdaki insan hakları 1215 yılına kadar götürülse bile veda hutbesi bundan 583 yıl öncesine dayanmaktadır. Bu açıdan bakıldığında veda hutbesi dünya tarihinde ilk insan hakları anlaşması kabul edilmektedir.

Onun için Dünyada adalet, huzur, barış, hak ve hukukun kaim olması isteniliyorsa bu tarihi belge erbabınca iyi tahlil edilmelidir. Eminim ki tahlil edildiğinde dünyadaki hastalığın ilacı bulunmuş olacak.

Tabi isteyene, niyeti halis olana deva olacak…