Günümüzde Türk modernleşme süreci, yeni sağ ideoloji ekseninde şekillenen küreselleşme ile birlikte post modernleşme sürecinin parçası olmuştur. Bu süreçte modern - geleneksel ilişkisi yerel- küresel ilişki bağlamında yeniden inşa edilmiştir. Her ne kadar Türkiye’de siyasi arenada başörtüsü güncel tutulmaya çalışılsa da artık geleneksel ya da dindar/ modern karşıtlığı değil, aksine içiçeliği söz konusudur. Show Tv de yayınlanan “Kızılcık Şerbeti” dizisi bu iç içeliğin örnek yaşamlarını temsil ediyor.

İslamiyet’ olgusu batı medyasında radikalleşen oryantalist bir söyleme doğru kayma gösterirken, bizim gibi hem batı medeniyeti ekseninde kalmış, aynı zamanda da çoğunluğun Müslüman olduğu bir ülkede geleneksel ve modern değerlerin bizim medyamızda nasıl temsil edildiği halen araştırılması gereken bir alandır. Yeşilçam melodram filmleri bu ikili söylem üzerinden hikâyelerini inşa etmiştir. Bir yandan batılı değerleri olumlamaya yönelik doğuyu geri olarak dışlayıcı oryantalist söylemi benimsenirken, diğer yandan toplumun ahlaki yozlaşmasının sebebi olarak batılı değerleri gören oksidentalist bir söylemi de benimsenmiştir.

Modern tiplemeler açık giyim tarzı olan kentli, uçarı, içki içen, kumar oynayan, danslı partilere katılan olarak temsil edilirken, geleneksel tiplerse mert, namuslu, kırsal kesimden gelen ve gerektiğinde aşkı için Batılı değerlere de uyum gösterebilendir. Özellikle 90’lı yıllarda bir furya halinde üretilen “Minyeli Abdullah”,”Yalnız Değilsiniz”, “Bize Nasıl Kıydınız” gibi İslami duyarlıklı filmlerde Doğu / Batı çelişkisi daha keskin hatlarla ayrıştırılmıştır. Bu filmlerde Batı yaşam tarzını benimseyen tiplemeler yine kadınlı erkekli partilere katılan, içki içen, açık giyinen, kumar oynayan, apartman ya da gösterişli konaklarda oturan, ahlaki değerleri zayıf insanlardır. Geleneksel yaşam tarzını benimseyen tiplemeler ise İslamiyet’le özdeşleştirilip, kapalı giyinen, dürüst, namaz kılan, kitap okuyan, kadın ve erkeğin birbirinden ayrı oturduğu sohbet toplantılarına katılandır. Bu temsillerde dindar kahramanın asla kendi değerlerinden taviz vermesi söz konusu değildir. Eğer modern bir kadın, muhafazakar bir erkeğe aşık olmuşsa mutlaka kapanır ve erkek sayesinde doğru yolu bulandır.

2000’li yıllarda globalleşmenin bir sonucu olarak iletişim teknolojileri tüm hayatımıza egemen olmuştur. Modernlikten tamamıyla bağımsız bir geleneğin varlığından ya da gelenek idrakinden söz etmek imkânsız hale gelmiştir. Bu dönemde modernleşme öncesinde “olduğu gibi” gelenek ve değerleri anlama, kabul etme, benimseme şansına bütünüyle sahip değiliz. Zira en geleneksel değerlere sıkı tutunmaya çalışan insanların da kapitalizmin ürünlerinin (cep teflonu, diz üstü bilgisayar, saat, araba v.b) tüketicisi olması ve bunun sonucu olarak sosyal medya platformlarını kullanması kaçınılmaz hale gelmiştir. Bu kaçınılmazlık ister istemez karşıt kutuplu düşünce tarzlarının etkileşimine olanak sağlayan sosyalleşme alanları ve konuları yaratmıştır. Başka bir deyişle düşünce kutuplarının net olarak belirlenebildiği modern dönem sona ermiştir. Gelen postmodernist dönemde kutuplar netliğini kaybetmiştir. Artıkgünün gereklerine göre çeşitli düşünce ve değerlerden seçilen görüşlerin ayrı bir düşünce sistemi içinde bir araya gelerek kullanıldığı eklektizminin hakim olduğu toplumsal koşullar söz konusudur. Bu koşullar içinde gelenek ile modernliği birbirine karşıt şeyler olarak konumlandırmak ve karşıt kategoriler olarak kurmak çok mümkün değildir. Tabii gelenekçi kuşaktan gelen insanlar için bu eklektik dünyayı anlamak zordur, fakat çocuklarını, eklektik değerlerin ister istemez hakimiyeti ele geçirdiği, siyasi, ekonomik ve teknolojik değişimlerin çok daha hızlı olduğu bir zaman aralığında yetiştirmek durumunda kalmışlardır. Yetişen çocukların teknoloji hayatının doğal bir parçasıdır. Bu yeni kuşak eğitimli, otoriteyi daha çok sorgulayan ve kendi seçimlerine önem veren bir kuşaktır. Böyle bir kuşağın söz konusu olduğu bir toplumsal ortamda artık melodram filmlerinin keskin geleneksel değerlere dayanan dünya görüşü temsilleri inandırıcılığını yitirmiştir. Gelenekçi kuşak için yeni nesil ve onların yaşamlarına ilişkin değer ve seçimlerine katlanmaktan başka yol kalmadığına dair öyküler daha güncel olacaktır. “Kızılcık Şerbeti” dizisinde Muhafazakâr bir aile ile modern bir aile çocuklarının evliliği dolayısıyla dünür olarak etkileşmek durumunda kalır. Bu etkileşimden gelenekçi kuşağın değerleri açısından kolay kabul görmeyen çelişkiler yaşanmaktadır. Her iki aile de çocuklarının kendilerinden farklı değerlere sahip ailenin etkisi altında kalmasından endişelidir. Aynı zamanda kendi yaşam biçimlerinden taviz vermek istemeyen aileler olarak toplumda onlarla birlikte sosyalleşmek zorunda kalmaktan rahatsızdırlar. Çocuklar ise ailelerinin farklı değerlerine uygun biçimde birbirlerini değiştirme çabasından ziyade, birbirini olduğu gibi kabul etme taraftarıdır. Aileler gençler tarafından farklı olana saygılı davranmaya yönlendirilmek durumunda kalmıştır. Bireysel mutluluktan çok “toplum ne der?” değerleri ile yetiştirilen gelenekçi kuşak için farklı olana katlanmak kolay değildir. Bir yandan kendilerinde farklı olarak ötekileştirip dışladığı insanlarla akrabalığı topluma karşı bozuntuya vermemek adına memnun gibi görünme gayreti içindeyken, diğer yandan kendi yaşam algısına uygun olmayan çelişkilere katlanmanın psikolojik gerilimi yaşanır. Aile fertlerinin karşılıklı birbirinin dünya görüşüne zıt eylemleri dizinin ana çatışmasının kurulmasını sağlıyor. Ebeveynler hala melodram filmlerinin kalıpları içinde duygu ve düşüncelerini tutucu değerleri doğrultusunda ifade ederken, kendi seçimlerine önem veren gençler birbirini olduğu gibi sevme dürtüsüyle karşılıklı değişim konusunda baskı yapmaktan kaçınmaktadır. Genel olarak değerlendirmek gerektiğinde hem muhafazakar, hem de modern aile fertleri kendi değerlerini savunma konusunda muhafazakar bir tutum içinde temsil edilmektedir. Çatışmanın öznesi gençler ise daha esnek bir bakış açısına sahiptir. Bu dizi konu olarak gelenekçi kuşağın yetişmekte olan kuşakların değişen değerlerine karşı “Kan kusup kızılcık şerbeti içme” deyimi ile özetlenebilecek dönemlerinin yaşanmasından referans almıştır. Zaman akıyor, şartlar değişiyor, zamanın şartları kuşakları etkiliyor. Her kuşak da kendi öyküsünün mantığını kuruyor.