İzmir’deki büyük depremin ardından hasarlı görülüp yıkılan binaların asbestli molozları, Güzelbahçe Çamlı’ya getiriliyor. İlçede atıkların yığıldığı bir ‘moloz tepe’ oluşturulurken, ikinci bir Harmandalı göndermesi yapıldı.

SULTAN GÜMÜŞ KAYA –ÖZEL HABER

30 Ekim İzmir depreminin yankıları halen sürerken, Güzelbahçe zelzele mağduru oldu. Depremin ardından hasarlı binaların yıkılması sonucu ortaya çıkan asbestli molozların adresi, Güzelbahçe Çamlı olarak gösterildi. Kent merkezinde çıkarılan zehri Güzelbahçe solurken, Çamlı’da, İzmir’deki inşaat ve hafriyatlardan ortaya çıkan atıkların yığıldığı bir ‘moloz tepe’ oluşturuldu. Asbest taşıyan kamyonların Güzelbahçe’ye bıraktığı molozlar sadece bölge halkını değil, çevrecileri de ayaklandırdı. Konuyu gazetemize bildiren Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP) Eşsözcüsü Prof.Dr. Ali Osman Karababa, “Çamlı ikinci bir Harmandalı olma yolunda ilerliyor” dedi. Getirilen asbestli molozlar dolayısıyla Güzelbahçe’de akciğer kanserine yakalanma riskinin artabileceğini vurgulayan Karababa, “Kar eden sermaye, kaybeden halk olmaktadır” sözlerine dikkat çekti. Molozların bir bölümünün ise çimento fabrikalarına yakın bölgelere depolandığını da aktaran Karababa, yaşam kalitesinin her geçen gün azaldığını söyledi.

İZOLASYONUNDA ASBEST KULLANILAN BİNALAR

Aynı zamanda Halk Sağlığı Uzmanı da olan Prof.Dr. Karababa, şunları kaydetti: “Güzelbahçe Çamlı’da İzmir’deki inşaat ve hafriyatlardan ortaya çıkan atıkların yığıldığı bir moloz tepemiz var. Oradan etrafa yayılmaya devam eden tozların yaratabileceği birçok sorun meydana geliyor… İzmir’de yakın geçmişte bir deprem yaşandı. Aslında İzmir’i değil, Bayraklı bölgesini yoğun vuran bir depremdi. Jeologlarımız ise şu cümleyi kuruyorlar, ‘Bu İzmir’in esas deprem yaratan fayı değil. Eğer o fay kırılırsa başımıza neler geleceğini göreceksiniz.’ Yaşadığımız depremden daha büyük bir depremin yaşanacağını ve ciddi hasarlar bırakacağını kaydediyorlar. Yıkılan binalarımız ise eski. Binaların izolasyonunda asbest kullanıldığı söz konusu. Eski binalar yıkılırken önce asbest uzmanlarının binaya girmesi, binada asbest var mı, yok mu bunu değerlendirmesi, varsa eğer onların özellikle kullandıkları bilimsel tekniklerle o asbestin çıkarılması ardından binanın toz oluşmayacak şekilde yıkılması tavsiye edilirdi. Bu yıkım molozlarının ise daha önce belediyelerin belirlediği yerleşim yerlerinden uzakta, doğada, ekosisteme çok büyük bir zararı olmayacak ya da oradan çıkacak tozun çevreye dağılmasının engellendiği yerlere konulması öneriliyordu. Fakat bir baktık ki tüm bunların aksine depremin ardından tüm molozlar Güzelbahçe’ye, Çamlı’ya götürüldü. Götürülmeye de devam ediyor.”

Enkaz altındaki 5 yaşındaki Yağmur herkesi ağlattı: “Çok üşüyorum baba” Enkaz altındaki 5 yaşındaki Yağmur herkesi ağlattı: “Çok üşüyorum baba”

MOLOZLARIN BİR KISMI ÇİMENTO FABRİKALARINDA

“Çamlı ikinci bir Harmandalı olma yolunda ilerliyor” diyen Karababa, “Sorun şu, rüzgar oradaki tozu etrafa dağıtıyor. Toz ise önemli bir kirletici. Bu molozların içerisinde ise asbestin var olduğunu unutmamalıyız. Asbestin o çok minik ancak mikroskop ile görülen liflerini birkaç defa soluduğunuz zaman neredeyse mutlak düzeyde akciğer kanserine yakalanma riskiniz var. Bu nedenle çevrecilerin ve orada yaşayan bölge halkının talep ettiği gibi moloz tepenin hızla ıslah edilmesi, tozun oluşumunun engellenmesi ve oraya moloz dökümünün durdurulması hatta oranın mümkünse üzerinin bir yeşil kuşakla örtülerek riskin ortadan kaldırılması gerekiyor. Bundan sonra olası benzer riskler için de belediyenin uygun bir yer bulması gerekiyor. Tabi molozların bir bölümünün de çimento fabrikalarına yakın bölgelere depolandığı da bir başka gerçeklik!” bilgisini paylaştı.

KAR EDEN SERMAYE, KAYBEDEN HALK

Prof.Dr. Karababa, sözlerine şöyle devam etti: “Hükümetin var olan kirli teknolojileri süreç içinde hızla azaltıp sağlıklı bir çevrede yaşanabilmesi için üzerine düşen Anayasal sorumluluklarını yerine getirmesi beklenirken, sürekli olarak bunun tersinin yapıldığını görmek bizleri çok ciddi boyutta endişelendirmektedir. Tam tersine halkımız kirli bir çevrede yaşamak zorunda kalarak ve buradan kaynaklanan toplumsal maliyetleri ödeyerek, sağlıklarını kaybederek, yaşam kaliteleri bozularak yaşamlarını sürdürmek zorunda kalmaktadır. Sonuçta kar eden sermaye, kaybeden halk olmaktadır.”

HÜKÜMET DESTEĞİMİZİ ELİNİN TERSİYLE İTTİ

Prof.Dr. Karababa, “Tüm bu sorunlara yönelik yerel yönetimlere büyük bir sorumluluk düşüyor. Tabi bu sorumluluğu topyekun yerel yönetimlere yüklemekte haksızlık olur. Merkezi yönetim ile birlikte bunun faaliyete geçirilmesi gerekiyor. Bizim ülkemiz bir deprem ülkesi. Ve bu nedenle de hazırlıklı olmamız adına özetle merkezi yönetimlerin sonra ise yerel yönetimlerin önemli bir yükümlülüğü söz konusu. Yükümlülük derken şunun da üzerinde durmak istiyorum. Bizim ülkemizde yerel yönetimler ile merkez hükümetin özellikle afetler bağlamında ‘birlikte çalışmamak’ gibi anlamsız yaklaşımı var. En son depremde de bunu deneyimledik. Türk Tabipleri Birliği olarak destek vermek istedik ama desteğimiz kabul görmedi. Sadece bizler değil, yereldeki örgütlerde destek vermek istedi ama hükümet kabul etmedi. Birlikte çalışma talebini neredeyse elinin tersiyle itti. Bu kabul edilebilir bir yaklaşım olmadığı gibi bilimselde değil” eleştirisinde bulundu.