EGİAD’ın organize ettiği sürdürülebilirlik zirvesinde İzmir Girişimcilik Endeksi Raporunu da ilk kez açıkladı. Raporda, ‘Önümüzdeki üç ay içerisinde İzmir’de iş kurmak için iyi fırsatlar olacak’ ifadesine katılımcılarınyüzde 67’nin olumsuz görüş bildirdiği saptandı

NURETTİN BAKİ

Küresel iklim krizinin yarattığı olumsuz etkilerin artışını bertaraf etmek için son 2 yıldır çeşitli etkinliklerle sesini duyuran Ege Genç İş İnsanları Derneği (EGİAD) bu çerçevede dev bir zirve ile sürdürülebilir yeni sistemin kapılarını iş dünyasına açtı. İzQ Girişimcilik Merkezi’nde gerçekleşen zirve ile tüm sektörlerden önemli paydaşlar, dönüşümü harekete geçiren stratejileri, yatırımları, inovasyonları ve işbirliklerini kürsüye taşıdı. Farklı başlıklarda 6 panel altında düzenlenen zirvenin açılış konuşmalarını EGİAD Yönetim Kurulu Başkanı Alp Avni Yelkenbiçer, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ve İzmir Ticaret Odası (İZTO) Yönelim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener yaptı. EGİAD Yönetim Kurulu Başkanı Alp Avni Yelkenbiçer, EGİAD’ın yönetimini üstlendikleri 16. Dönemde, ana temanın Dinamizm ve Sürdürülebilirlik olduğunu belirterek, dönemin sonuna yaklaşılan şu günlerde de çalışmalarını Gelecek İçin Sürdürülebilirlik Zirvesiyle taçlandırmak istediklerini kaydetti. İş dünyasında dinamizm gereği süratli çalışmaya, hızlı hareket etmeye, yetinmemeye, zorlamaya, daha fazlası ve daha iyisi için uğraşmaya özen gösterdiklerini ifade eden Yelkenbiçer, ancak dengeyi de sürdürülebilirlikle sağladıklarını vurguladı.

ÖNÜMÜZDE ÖLÜMCÜL BİR TEHDİT VAR

Ülke olarak yaptıkları yazılımın uluslararası alanda başarı sağlaması gerektiğinin altını çizen Alp Avni Yelkenbiçer, iklim değişikliğine dikkat çekerek, “Temamızın ilk unsuru olan dinamizm bize sürati çağrıştırıyor. Hızlı hareket etmeyi, yetinmemeyi, zorlamayı, daha fazlası ve daha iyisi için uğraşmayı… Artık her şeyi dünya çapında yapmamız gerekiyor ve ürettiğimiz hizmeti, piyasaya sürdüğümüz ürünü, yaptığımız yazılımı uluslararası alanda başarılı kılmak zorundayız. Ama sürat yaparken dengemizi korumazsak bu yolun sonunda bizi kaza ve felaketlerin beklediğini de çok iyi biliyoruz. İşte o dengeyi bizim için simgeleyen unsur da sürdürülebilirlik. Sürdürülebilirlik temasını hepimiz önce iklim değişikliği boyutunda algılıyoruz çünkü 2050 yılında İstanbul da dahil olmak üzere birçok dünya metropolünün su altında kalacağı gerçeğiyle karşı karşıyayız. Yani önümüzde ölümcül bir tehdit var. Dünyamızı korumak için hep birlikte ve her gün mücadele etmeliyiz. Diğer yandan bizim EGİAD olarak ele aldığımız şekliyle bu temanın kurumsal ve kişisel boyutları da var. Şirketlerimiz, kamu kuruluşları ve sivil toplum örgütleri açısından da sürdürülebilirlik hayati bir kavram çünkü çalışanlarına, üyelerine ve paydaşlarına bir amaç sunmayan kuruluşların ayakta kalamayacağını artık biliyoruz. Neye hizmet ettiği konusunda bizi ikna edemeyen, doğruyu savunduğu ve uyguladığı konusunda bize güven vermeyen, liderlik mekanizmalarıyla bize ilham verip insani yönümüzü harekete geçirmeyen organizasyonlarda yer almak istemiyoruz. Bir fabrikanın üretim yapabilmek için nasıl makinalara ihtiyacı varsa, kuruluşlarımızın da sürdürülebilir olmak için kalplerimize, yüreklerimize ihtiyacı var” ifadelerine yer verdi.

İŞ BİRLİĞİ VURGUSU

Denizli'de kimya fabrikasında çıkan yangına müdahale ediliyor Denizli'de kimya fabrikasında çıkan yangına müdahale ediliyor

Belirlenen hedeflere birlikte hareket ederek ulaşılabileceğini ifade eden Yelkenbiçer, “Tutkuyla bağlandığımız hedeflere, yürekten inandığımız misyonlara, içtenlikle savunduğumuz değerlere ihtiyacımız var. Bunları aramaya her gün devam etmemiz gerekiyor çünkü aksi durumda mutluluk ve başarıyı yakalayamıyoruz. Hem kuruluşlar hem de bireyler için sürdürülebilir başarıyı getiren ortak bir anahtar olduğuna inanıyoruz, o da girişimcilik. Yalnız iş hayatında değil, sosyal girişimciliği ve insanın kendi iç dünyasındakileri de dahil ederek. Bireyselden sonra bizim sürdürülebilirlik kavramına engel teşkil ettiğimiz diğer nokta ise, 2 kişi olduğumuz durum. Çatışmaları yönetmek için medeniyetin bir önceki yanıtı güçler ayrılığı ve denetlemeydi. Yani örneğin yürütme gibi bir gücü teslim ettiğimizde, bunun mutlak güce dönüşmemesi için yasama ve yargı gibi başka kurumlar tarafından denetlenmesiydi bildiğimiz formül. Şimdiyse buna bir katman daha ekliyor ve iş birliği diyoruz. Birleşmiş Milletler 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin 17. maddesinde Amaçlar İçin Ortaklıklar başlığı altında ele alınan iş birliği kavramı, bireysel alanda bu kavramı benimseyerek, yani rekabetten önce ortaklık alanlarına bakarak, kurumsal alanda da yıkıcı ve yarışmacı bir anlayıştan yardımlaşmaya doğru ancak hep birlikte hareket ederek geçilebileceğini anlatıyor” dedi.

GÜVEN ORTAMINA KATKI SAĞLAMALIYIZ

Şirket, kurum ve kuruluşlarla bir güven ortamının yaratılması gerektiğini de sözlerine ekleyen Yelkenbiçer, “Karşılıklı güven sayesinde iş birlikleri filizleniyor, birbirine güvendikçe de refah artıyor. Ama nasıl yiyeceklerimizi titizlikle seçiyor, boğazımızdan geçecek her şeyin sağlıklı olmasına özen gösteriyorsak, düşünce kaynaklarımız için de aynı şeyi yapmamız gerek; zira tedirginliği-şüpheyi-korkuyu körükleyen ve başka birilerinin amacına hizmet eden kaynakların aklımızdan içeri girmesini engellemeliyiz. Sohbet ettiğimiz kişilerden konuşmalarını dinlediğimiz kanaat önderlerine, takip ettiğimiz sosyal medya hesaplarından düzenli izlediğimiz haber kanallarına kadar her konuda kılı kırk yarmalıyız. Nereden besleneceğimizi titizlikle seçmek, düşüncelerimizi yönlendiren etkenleri şansa bırakmamak çok önemli. Çünkü buradaki hedef, o diğer kişiyle bir araya geldiğimizde birbirimize güvenmemizi engellemek! Birbirimize olan güvenimiz, kişilere, kurumlara, sisteme hatta kendimize olan güvenimiz erozyona uğradıkça iş birliği yapamaz hâle geliyor, kısılıp kalıyor ve güçsüzleşiyoruz. Oysa bu gidişata engel olmak bizim elimizde. Yaptığımız bilinçli seçimler, sağduyu ve sağlam hedeflerle, kendimizde, kurumumuzda ve toplumumuzda güvene katkı yapabilir, iş birliği hissini büyütebiliriz. Bizi sürdürülebilir geleceğe götüren yolun ilk adımı, etrafımızda bir güven ortamı oluşmasına katkı vermek” diye konuştu.

DİJİTAL DÖNÜŞÜME İHTİYACIMIZ VAR

Ülke olarak dijital dönüşüme ihtiyaç olduğunu belirten Yelkenbiçer, “Kendimizle mücadelemizi kazandığımız, karşımızdakiyle de mücadele etmeden önce bilinçli bir şekilde iş birliğini seçtiğimiz anda dönüşüm başlıyor. Ruhumuzda, aklımızda, şirketimizde, toplumumuzda ve en nihayetinde dünyadaki dönüşüm. İklim kriziyle yok olmamak için yeşil dönüşüme, büyüyen nüfusu besleyip hayatta kalabilmek, kaynaklarımızı verimli kullanabilmek için dijital dönüşüme ihtiyacımız var. Ama bunları mümkün kılacak asıl unsur toplumsal dönüşüm. İşte bu noktada da biz Türk toplumu olarak büyük bir rekabet avantajına sahibiz, çünkü daha geçen hafta 10 Kasım’dı, Sevgili Atamızı ülke çapında ve milyonların saygısıyla yâd ettik. Dünya tarihinin gördüğü en büyük dönüşümlerden birini biz başaralı daha 100 yıl olmadı! Ve ne mutlu ki bu dönüşüm için gerekli olan vizyon kültürümüzü çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarmak bize hâlâ yön gösteriyor. Aynı zamanda “misyon” da Cumhuriyetimizin 2. Yüzyılına girerken hâlâ güncel ve geçerli: “…birinci vazifen Türk istiklalini, Türk Cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir” ifadelerini kullandı.

EKONOMİK BÜYÜME GEZEGENE HİZMET ETMELİ

Ekonomik büyümenin dünyanın hayatta kalmasına hizmet etmesi gerektiğine dikkat çeken İZTO Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener ise, “Sürdürülebilirlik kavramı son 5-6 yıldır iş dünyasının gündeminde; fakat sürdürülebilir kalkınma olarak aslında 1980’lerin başından beri tartışılıyor ve geliştiriliyor. Bugünkü zirvemizin tanıtım materyalında yer alan ve eski Norveç Başbakanı Brundlandt’tan alıntılandığı gibi sürdürülebilirlik; gelecek nesillerin ihtiyaçlarını tehlike altına atmadan bugünün ihtiyaçlarını karşılayabilmektir.Kaynaklarımızı ekonomik büyümeyi sağlamak için kullanıyoruz. Fakat son 20 yılda sıklığı ve şiddeti artan ekonomik, finansal, iklimsel ve hatta sosyal krizler, dünyayı ve dünyada yaşayan bütün canlıları, ekonomik büyümeye hizmet etmek için kullanamayacağımızı gösteriyor.  Tam tersi bir yapıyı kurgulamak ve yürütmek zorundayız. Yani ekonomik büyüme, gezegenimizin devamlılığına ve gezegendeki tüm canlıların hayatta kalmasına hizmet etmeli” değerlendirmesinde bulundu.

HESAP VERİLEBİLİR KURUMLAR OLUŞTURMALIYIZ

Konuşmasının devamında Başkan Özgener, “Sürdürülebilir kalkınma için barışçıl ve kapsayıcı toplumlar tesis etmek, herkes için adalete erişimi sağlamak ve her düzeyde etkili, hesap verebilir ve kapsayıcı kurumlar oluşturmak belki de en önemli hedef. Dünyadaki krizlerin sayısı ve frekansı artarken, kurumların güçlenmesi hem bugün hem de gelecekte doğru kararların alınmasını sağlamada en önemli avantajımız olacak. Kurumların güçlenmesine de kendi işletmelerimizden başlayabiliriz.  İşletmelerimiz açısından sürdürülebilirlik; yeşil dönüşüm, çevre politikaları, beşeri sermaye ve sosyal politikalar başta olmak üzere çok yönlü bir yönetim becerisi gerektiriyor” diye konuştu.

ELİMİZİ TAŞIN ALTINA KOYUYORUZ

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer de zirvede yaptığı konuşmasında İzmir’de göreve geldiği günden bu yana, kent yönetimde sürdürülebilir bir kent politikasını temel aldıklarını belirterek, “Gıda ve suya erişim, toplu ulaşım, yoksullukla mücadele, afetler karşısında dirençli olmak şehrimizde hayata geçirdiğimiz bütün çalışmaların özünde yer alıyor. Bizim için sürdürülebilirlik demek ahde ve geleceğe vefa demek. Biz geçmişten aldığımız 8500 yıllık mirası pırıl pırıl gençlerimize aktarabilmek ve İzmir’de değişimle uyumlu bir yaşam tesis etmek için çalışıyoruz. Ve bu döngünün uyum içerisinde devam edebilmesi için hep birlikte ne gerekiyorsa yapmak zorundayız. Ege Genç İş İnsanları Derneği’nin düzenlediği ‘sürdürülebilirlik’ ve ‘gelecek’ konularına odaklanan bu buluşma, bir iyilik hareketi. Bu zirveyle, gençlerimizin bu ülkeden umudunu kesmemesi ve umutlarına kol kanat germek için bir adım öne çıkıyoruz. Geleceğin Türkiye'sini inşa etmek için elimizi taşın altına koyuyoruz” ifadelerini kullandı.

İZMİR GİRİŞİMCİLİK ENDEKSİ RAPORU AÇIKLANDI

Açılış konuşmalarının ardından ilk panelde, Türkiye Raporu Direktörü Can Selçuki, İzmir Girişimcilik Endeksi Raporunu da ilk kez açıkladı. İzmir’deki girişimcilik eko sistemine projektör tutan EGİAD Think Tank Raporu ile uzun yıllardır üzerinde önemle durulan girişimcilik eko sistemine yeni bir bakış açısı sundu. Raporun sunumunu gerçekleştiren Türkiye Raporu Direktörü Can Selçuki sözlerini şu şekilde sürdürdü: “İzmir’de iş kurmanın kolay olduğunu düşünenler örneklemin yüzde 26’sını oluşturuyor. Bir girişim faaliyetinde bulunma deneyimi olan katılımcılara finansmanı nereden sağladıkları sorulduğunda yüzde 47’lik bir oranla en sık verilen yanıtın öz kaynaklar olduğu gözlenmektedir. Yüzde 29 oranında katılımcı, finansmanını aile ve tanıdıklarından sağladığını söylerken yüzde 22 bankaya borçlandığını bildirmektedir. ‘Önümüzdeki üç ay içerisinde İzmir’de iş kurmak için iyi fırsatlar olacak’ ifadesine katılım durumlarına bakıldığında çoğunluğun (yüzde 67) olumsuz görüş bildirdiği saptanmaktadır. İzmir’de iş kurmak için iyi fırsatlar olacağı yönünde görüş bildiren katılımcıların yüzde 35’i bunu yatırım bulma kolaylığına dayandırırken, yüzde 28 ile ikinci sırada konumlanan yanıt ihracat potansiyeli olmaktadır. Birden fazla seçeneğin işaretlenebildiği bu soruda teşvik programları yanıtı yüzde 19, kültürel çeşitlilik ise yüzde 17 oranında katılımcı tarafından ifade edilmektedir. İş sahiplerinin önemli bir çoğunluğu işlerinin geleceği ile ilgili karar alırken toplumsal ve çevresel sonuçları dikkate alıyor. Gelecek 5 yıl içinde 6 veya daha fazla çalışan istihdam etmeyi planlayanların oranı iş sahiplerinin oranı ise yüzde 55. Katılımcıların çoğunluğu geçen yıla kıyasla işletmelerinin büyüme beklentisini düşük görmektedir. Büyüme beklentisini düşük olarak görenlerin oranı Yerleşik işletme sahipleri arasında görece daha yüksektir. ‘Önümüzdeki altı ayda hizmet veya ürünlerimi satmak için dijital teknolojileri daha fazla kullanacağım’ ifadesine katılım oranları incelendiğinde yüzde 48’in olumlu beyanda bulunduğu gözlenmektedir. Kullanılacak teknolojiler sorulduğunda katılımcıların yüzde 70 oranındaki önemli çoğunluğu bu soruya internet sitesi cevabını verirken yüzde 41’lik bir oranla ikinci sırada mobil uygulama yer almıştır” dedi.