Ani bir kararla işlerinden ayrılan Ertuğrul-Bircan Sevim çifti, Gölcük’te doğası ve manzarasıyla nefes kesen Torrhebia Dağ Evi’ni hizmete açtı. Çift, er ya da geç tüm hayallerin gerçekleştiğini söyledi

YUSUF ÇAĞIRTEKİN

Ertuğrul ve Bircan Sevim çifti iş hayatının dört duvar arasına sıkıştırdığı monoton hayattan sıkılarak yeni bir maceraya adım attı. Biri mali müşavir, bir diğeri de bankacı bir çift, emeklilik haklarını kazanır kazanmaz hemen hayallerini kurdukları yeni bir hayata yelken açmaya karar verdi. Emekli olunca ‘Belki ileride farklı bir şeyler yaparız’ düşüncesiyle yılla önce Ödemiş Gölcük’te bir arazi satın alan doğasever çift, hem kızları Elif’in daha fazla doğayla iç içe olması hem de hizmet sektöründe insanlara yardımcı olabilmek için pansiyon işletmeciliği yapma kararı aldı. Yıllarca, kendi işlerini kurmanın ve özgür olabilmenin hayalini kuran; bu hayal doğrultusunda, yıllar önce aldıkları araziyi sıfırdan yaratan Ertuğrul-Bircan Sevim çiftinin, bahçedeki bungalovlardan, binanın kalan diğer tüm ince işlerine kadar kendi el emekleriyle yaptığı Torrhebia Dağ Evi, bugün Gölcük Gölü ve Bozdağ’ın nefes kesen manzarası eşliğinde, doğaseverleri ağırlıyor. Banka ve mali müşavirlik işlerinde çalışırken kurdukları hayali gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşadıklarını belirten çift, herkese hayallerinin peşinden gitmelerini, hayallerin er ya da geç mutlaka gerçekleştiğini söylüyor.

İLK ÖNCE BİRGİ’DE BAŞLADIK

Torrhebia Dağ Evi’nin hikayesini anlatan Ertuğrul Sevim, şöyle konuştu: “Babamın mesleği dolayısıyla çok il gezdik. En son üniversiteyi kazanınca İzmir’e geldik. Bundan sonra da İzmir’den gitmedik. 1990 senesinden beri İzmir’deyiz. Ben de bankada çalıştım, emeklilik hakkını elde ettikten sonra bankadan ayrıldım. Şu anda EYT bekliyoruz ikimiz de. EYT çıkarsa eşimle aynı anda emekli olacağız. Eşimle yıllarımız hep dört duvar arasında geçti. Bankada çalışma hayatının çok sosyal bir yanı yok. Dışarıda değilsiniz, içeridesiniz ve konuştuğunuz tek şey para. Dolayısıyla çok suni bir hayat, çok suni bir çalışma tarzı. Bankada çalışmaya devam edebilirdik ama farklı bir şey yapmak istedik. Hep düşünüyorduk. Ne yapabiliriz? Bankadan ayrılsak ne yapabiliriz? dedik. Hizmet sektöründeyiz, insanlarla diyalog halindeyiz. Hizmet sektöründe bir şey yapmak bize daha cazip geldi. Yapabileceğimiz bir şey gibi geldi. Üniversite zamanında da garsonluk ve buna benzer yaz tatili işlerinde çalıştık. Dolayısıyla pansiyonculuğu yapabiliriz diye düşünerek, evlendikten sonra Birgi’de bir yer alalım, belki ileride bir şey olur dedik. İlk önce Birgi’de başladık. Eşimle ikimiz de gezmeyi çok seven insanlarız. Hiçbir hafta sonu evde oturmayız. Yakın olsun, uzak olsun sürekli bir yerlere gittik. Oryantiring sporu yaptık, spor dolayısıyla hep yarışlara gittik Türkiye’de birçok yere. Çok gezdik ikimiz de ve şunu hayal ediyorduk; beş odalı bir pansiyonumuz olur, iki tane müşteri gelir, onları uğurlarsın. Sonra oturursun bahçeye, alırsın eline kitabını ve kitabını okursun. Ya da istediğin neyse onun peşinde koşarsın. Torrhebia’nın bulunduğu araziyi 10-12 sene önce, bir gün işimizden ayrılırsak, belki burada da bir pansiyon işletebiliriz diye düşünerek bir yatırım fikriyle aldık.”

GÖLCÜK’TE İKİ KIŞ KALDIK

Asıl mesleğinin mali müşavirlik olduğunu ve 27 senelik çalışma hayatının ardından emeklilik hakkını elde ettiğini belirten Bircan Sevim ise, İstanbul’dan sonra evlilik nedeniyle, eş durumundan İzmir’e geldim. İzmir’de Karşıyaka’ya yerleştik. 9 sene İzmir’de yaşadıktan sonra da Ödemiş’e geldik. Bir tane kızımız var 10 yaşında, adı Elif. Gölcük’te iki kış kaldık. Karavanımız vardı, Elif de daha dünyada yoktu o zaman. Gölcük’ü ilk o zaman, dolaşırken keşfettik. Aklımızda ilk o zaman kaldı burası. Karavanı koyduk göl kenarına, iki kış hafta sonları kaldık. Sonra çocuk doğacak, yerleşik yaşam lazım böyle olmayacak diye yer ararken bize burayı gösterdiler. İyi kötü de bir şeyimiz vardı elimizde, burayı aldık. Sebeplerden birisi de çocuğun da bir ayağının buralarda olmasıydı. Ayağı toprağa değsin, hayvanı bilsin, domatesi bilsin, biberi bilsin vesaire. Ama bir taraftan da Ertuğrul’un hayalleri vardı gerçekleştirmeye çalıştığı. İkinci sebep de oydu” dedi.

TİNY HOUSE YAPMAK İSTİYORDU

İlk yıllarda belediyenin işletme izni vermediği Gölcük’teki arazinin ruhsat işinin, imar affıyla çözüme kavuştuğunu belirten Bircan Sevim, böyle olunca yaşadıkları yeri otel olarak nasıl kullanırız diye düşünmeye başladıklarını ifade etti. Sevim, “Evin salonunu böldük, bir oda çıkarttık oradan. Üst katta ortak banyo, tuvaletli iki oda var. Orayı kalabalık ailelere veriyoruz mesela. Ondan sonra Ertuğrul’un tekerlekli bungalov hayali vardı. Tiny House yapmak istiyordu. Çok araştırdı. Her şeyini kendi yaptı. Bir şekilde işleri döndürmek için, talep de var, konaklama yeri de lazım. Çok da revaçta. Elinden de geliyor, becerikli o konularda. Uzun bir süre araştırdı. Hatta bir ara yapıp, satalım mı diye düşünüldü ama burası onun için bir demo gibi oldu. Sincap Evi, ilk yapılan bungalov evi oldu. İkimiz yaptık orayı tabiri caizse. Usta falan yok. Her şeyin ölçüsünü, hesabını, kitabını kendisi çıkarttı. Bir tek pencereleri dışarıdan aldık. Tamamını kendisi yaptı. Diğer bungalovları da sonrasında, ilkinin verdiği tecrübeyle yine kendisi yaptı ve Torrhebia Dağ Evi 2019 yılında faaliyet başladı” ifadelerini kullandı.

ÇOK REVAÇTA DEĞİLDİ

İnsanın işçiliği kendisi yaptığı zaman, maliyetleri de çok ucuza getirdiğini söyleyen Ertuğrul Sevim, “Kış bahçesine bir camekan yaptırmak istedim. 2 bin liraydı maliyeti, iyi bir şey olsun ustaya yaptırayım dedim. Usta 11 bin lira fiyat verdi bana. Sonra da yamuk olsun, ben kendim yaptırayım dedim. Yaptık, sonuçta iki seneden beri kullanıyoruz. Böyle olunca da bir güven geliyor insana. Bunu da ben yapabilirim, şunu da ben yapabilirim diye. Böylece 300 liralık işi, 100 liraya mal etmiş oluyorsunuz. Tiny House’la pandemiden önce çok revaçta değildi. Pandemide çok patladı. 170 tane Tiny House şirketi varmış Türkiye’de. Siteler kuruldu, tatil yerleri kuruldu, oteller kuruldu Tiny House’lardan. Biz de kendimize üç tane yaptık bunlardan. Burada toplam 5 birim var, 6 oda var. Her odada iki kişi kalmış olsa, o zaman 12 kişiyi ağırlayabiliyoruz. Genelde bütün odalarımızda bir kişilik ek yatak var. Dolayısıyla 12 yerine, 20’ye çıkabiliyor kapasitemiz. 3 tane kulübemiz var, 1 tane Göl Oda’mız var, 1 yatak odası, 1 oturma odası şeklinde. 1 tane de Dağ ve Orman Oda dediğimiz evi veriyoruz. Biri göle bakıyor, birisi ormana bakıyor. Çadır alanımız var, isteyen çadır da kurabilir alana. 2-3 araç sığabilecek şekilde karavan da alabiliyoruz yerimize. Kış ayında, tarlaya sokuyoruz karavanları. Onlara elektrik hizmeti veriyoruz. Ufak tuvalet var, onu kullanabiliyorlar” dedi.

TAM BİR İNZİVA YERİ

Bayraklı adım adım ‘dönüşüme’ yürüyor Bayraklı adım adım ‘dönüşüme’ yürüyor

Buraya kimler gelebilir? sorusunu da yanıtlayan Ertuğrul Sevim, şöyle konuştu: “Bir kere doğaseverler, gidelim kendimizi doğaya atalım diyorlarsa, burası zaten direkt doğanın içerisinde. Arkamız orman, ön tarafımızda mükemmel bir göl ve Bozdağ manzarası. Etrafımızda aile çok yok. Olanlar da çok uzakta. Tam bir inziva yeri. Her Tiny House’nin bir verandası, masası, sandalyesi ve bahçesi var. Tesisin ortasına bir tane ocak yaptık. O ocağın yanına mangal alanı yaptık. İsteyenler burada mangallarını yapabilirler, isterlerse fırını yakıp gastronomik bir şeyler de yapabilirler. Et ya da ekmek pişirebilirler. Bahçemizde kümes hayvanlarımız var, taze yumurta yiyelim düşüncesiyle aldığımız. Gelen çocuklar da hasret böyle şeylere, yakından daha önce tavuk görmemişler. Birçok çocuk resimlerde görmüş. Buraya yoga grupları gelebilir, bisiklet grupları gelebilir, trekking grupları gelebilir, felsefe ve tarih grupları var, onlar gelebilir. Uzun zamandan beri birbirini görmeyen arkadaş grupları gelebilir, kalabalık aileler gelebilir. Okul grupları gelebilir.”

ÇOCUKLAR İÇİN UÇURTMALARIMIZ VAR

Dağ evinin odaları, Tiny House’lar ve tesisin imkanları ile ilgili bilgi veren Ertuğrul Sevim, “Tiny House’ların içinde çift kişilik bir yatak var. Bir basamakla çıkabileceğiniz yükseklikte, cam seviyesinde. Dolayısıyla yattığınız yerden göl manzarasını rahatlıkla izleyebileceğiniz bir konumda. Onun dışında bir tuvaleti ve banyosu var. 120 cm’lik ufak bir mutfak tezgahı var. Kendi salatanızı, kendi kahvaltınızı, kendi aperatif yiyeceklerinizi hazırlayabileceğiniz, çayınızı, kahvenizi yapabileceğiniz, pratik olsun diye koyduğumuz bir tezgah. Onun dışında yine bir oturma divanımız var. Bu divan, açıldığında yine tek kişilik bir yatak oluyor. Yüksek olan çift kişilik yatağın altına, çocuk yatağı koyduk. İsterseniz orayı çocuk oyun alanı olarak kullanabilirsiniz, isterseniz valizlerinizi oraya koyabilirsiniz. Bir ailenin ihtiyaçlarının yüzde 85’ini karşılayacak her şeyi, 10 metrekarelik bir alana sığdırdık. Her şey var. Isınması çok güzel, yalıtımı çok iyi. Geçen sene eksi 24’leri gördüğümüzde, insanlar içeride tişörtlerle oturuyorlardı. Çocuklu, bebekli aileler hep endişeyle geldiler acaba üşür müyüz diye. Ama aileler gönül rahatlığıyla buraya gelebilirler. Onun dışında burada çocuklar için bisikletlerimiz var. Yetişkinler için de bisikletlerimiz var. İsteyen müşterilerimize bisiklet kiralıyoruz. Güzel bir kütüphanemiz var. Arka tarafta güzel yürüyüş parkurları var, çok keyifli. Çocuklar için uçurtmalarımız var. Ok ve hedef tahtamız var, çocuklar bunları çok seviyorlar. Kar yağdığında arka tarafımızdaki rampa, kızakla kaymak için müthiş bir fırsat sunuyor. Yetişkinler ve çocuklar, gece yarılarına kadar orada kızakla kayıyorlar, kartopu oynuyorlar. Kar yağdığında belediye ve karayolları çok iyi çalışıyor burada. İki seneden beri ya bir gün, ya iki gün kapalı kaldı yollar o da tipi halinde yağış varken, jandarma yukarı göndermedi insanları. Ama tipi durduğu zaman 1-2 saat içinde yollar açılıyordu. O yüzden çok kapanma derdi yok. Ben araçlara zincirden çok, kar çorabını tavsiye ederim. Kar çorabı, daha pratiktir takması. Hemen giydiriveriyorsunuz. Zaten 2 kilometre gideceksiniz. O da o mesafede sizi kurtarıyor. Zaten bizim tesisimize 1 kilometre kala yolları kar kaplamaya başlıyor. O mesafe için de kar çorabı çok iyi” ifadelerini kullandı.

İNSANI MUTLU EDİYOR

Bircan Sevim ise, Torrhebia Dağ Evi’nin 1100 metre rakımda olduğuna dikkat çekerek, şöyle konuştu: “Burada fazla miktarda oksijen var ve insanları bazen çarpabiliyor. O kadar yol geldikten sonra da bir göl manzarasıyla karşılaşmak insanı mutlu ediyor. Yine karşınızda Bozdağ… Burada manzara sarıp sarmalıyor insanı. İnsanlara söylüyoruz, burada şunu yapabilirsiniz, bunu yapabilirsiniz, bisiklete binebilirsiniz, bir sürü aktivite yapabilirsiniz belki ama en son şık olarak hiçbir şey de yapmayabilirsiniz. Yani burada oturup, kendinizi de dinleyebilirsiniz. Kitap okuyabilirsiniz, uyuyabilirsiniz.”