İstanbul’da doğan Hamdullah Suphi, Maarif Nâzırı Abdüllatif Subhi Paşa’nın oğlu, Sâmipaşazâde Sezâi’nin yeğenidir. Annesi Kafkasya’dan esir olarak İstanbul’a getirilmiş bir Çerkez kızı olan Ülfet Havvâ Hanım’dır. Tanrıöver soyadını kendisine Hamdullah karşılığı olarak Atatürk vermiştir.

II. Meşrutiyet’in ardından kurulan Türk Derneği, Türk Yurdu Cemiyeti, Türk Ocağı ve Türk Bilgi Derneği gibi kuruluşların faaliyetlerine katıldı; uzun süre Türk ocaklarının başkanlığını yaptı. Mayıs 1919’da İzmir’in Yunanlılar tarafından işgali sebebiyle İstanbul’da düzenlenen protesto mitinglerinde yaptığı konuşmalarla dikkati çekti. Son Osmanlı Mebusan Meclisi’nde Saruhan mebusu olarak bulundu. İstanbul’un işgali ve Türk ocaklarının kapatılması üzerine Ankara’ya gidip fiilen Millî Mücadele’ye katıldı. Antalya mebusu olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girdi (1920); aynı yıl Maarif vekilliğine getirildi. Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde İstanbul matbuatına karşı Millî Mücadele’yi savunan yazılar yazdı. Bu arada Matbuat ve İstihbarat umum müdürlüğü yaptı. Mehmed Âkif’in (Ersoy) yazdığı İstiklâl Marşı’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde millî marş kabul edilmesi için özel bir çaba sarfetti. 1923’te ikinci meclise İstanbul mebusu olarak girdi. Ankara’da Etnografya Müzesi’ni kurdu. Edebiyata henüz Galatasaray Mekteb-i Sultânîsi’nde okuduğu yıllarda yazdığı şiirlerle başlayan Hamdullah Suphi’nin “Nâmık Kemal” adını taşıyan ilk şiiri başka bir adla, aralarında amcası Sâmipaşazâde Sezâi’nin de bulunduğu Jön Türkler’in Paris’te çıkardığı Şûrâ-yı Ümmet dergisinde yayımlanır (1902). Gençlik yıllarında daha çok Nâmık Kemal’in etkisi altında hamâsî manzumeler kaleme alır. 1909’da doğrudan doğruya sanatı gaye edinen, bir dönem başkanlığını yaptığı Fecr-i Âtî topluluğuna katılır. Bu dönemde daha çok Tevfik Fikret ile Cenab Şahabeddin’in etkisinde çoğu aşk ve tabiat konulu şiirler yazarsa da daha sonraki yıllarda arkadaşı Ahmed Hâşim ile Yahya Kemal’in (Beyatlı) edebiyat ortamına hâkim olmaları üzerine şiiri terkeder. Aynı yıllarda mizaha da ilgi duyan Hamdullah Suphi birçoğu Davul mecmuasının (1908-1909) “Vur Abalıya” sütununda olmak üzere Toplu İğne, Yutmaz, Hasad, Keçiboynuzu, İstanbulin ve Münekkid gibi takma adlarla manzume ve yazılar yayımlar. 1911’de Fecr-i Âtî topluluğu mensupları ile yeni lisan hareketini savunan Genç Kalemler dergisi yazarları dilde sadeleşme konusunda tartışmaya girince Hamdullah Suphi, Celâl Sâhir’le birlikte bu derginin yazı kadrosuna katılır. Bu tarihten itibaren millî edebiyat akımı içinde yer almış, aruzu terkedip hece vezniyle ve sade bir dil kullanarak şiirler yazmıştır.

3098791_1920x1080

Hamdullah Suphi’nin “İslâm Birliğinin Geçirdiği Safhalar”, “Sanat ve İstiklâlimiz”, “Bugünkü Tehlikeler ve Halk Önderleri”, “Milliyet Düsturları”, “Sovyet Rejimi”, “Arap Birliği Hakkında Tarihî Mütalaalar” başlıklı yazı ve konuşmalarında sağlam bir tarih bilgisi ve şuuruna sahip olduğu dikkati çeker. Türk milletini ayakta tutan ve bekasını sağlayan milliyetçilik anlayışını üç temel unsur üzerine kurar. Bunlar dil, din ve dilek birliğidir; ancak vatan olmadıktan sonra bunların hiçbirinin önemi yoktur. Ona göre Haçlılar’ın parçalayıp yutmaya çalıştığı son Türk yurdu Anadolu’dur; Anadolu’yu ayakta tutacak tek yol ise millî kültürdür. Hamdullah Suphi 1925’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki görüşmeler sırasında tekke ve zâviyelerin kapatılmasına dair kanuna da itiraz etmiştir.