TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA
Hava Durumu
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#sağlık

sağlık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, sağlık haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Ponza taşı nedir, ne işe yarar? Ponza taşı nasıl kullanılır? Haber

Ponza taşı nedir, ne işe yarar? Ponza taşı nasıl kullanılır?

Ayak sağlığı ve bakımında önemli bir rol oynayan ponza taşı, ayakların uzun süre hava alamamasından kaynaklanan kokuları ortadan kaldırmak ve ayak topuğundaki nasırları gidermek için kullanılan etkili bir araçtır. Ponza taşı nedir, ne işe yarar? Ponza taşı nasıl kullanılır? Ponza taşı hakkında merak edilenler haberimizde… PONZA TAŞI NEDİR? Ponza taşı, toplumda genel bir yanılgıya rağmen sadece bir taş değil, donmuş ve oldukça gözenekli volkanik lavların üst kısmında bulunan hafif bir cam türüdür. Bu taş, volkanik bölgelerde ani soğuma nedeniyle kristalleşmeye zaman tanınmadığından ortaya çıkar. Katılaşma anında, buhar aniden salınarak püskürür ve kendine özgü gözenekli bir yapı oluşturur. Ponza taşı, özellikle pedikür sırasında ayaklardaki ölü deriyi gidermede kullanılan doğal bir taş türüdür ve topuklardaki çatlakların azaltılmasına yardımcı olur. Aynı zamanda kol, el ve dirseklerde oluşan nasırların da giderilmesine katkı sağlar. PONZA TAŞI NE İŞE YARAR? Ponza taşı, genellikle topuklardaki nasırları gidermek amacıyla yaygın olarak kullanılan bir üründür. Bununla birlikte, ponza taşı çeşitli alanlarda da kullanılmaktadır, bu da onu çok yönlü bir ürün haline getirir. Ayak bakımında önemli bir rol oynayan ponza taşı, özellikle ölü derinin vücuttan atılmasını kolaylaştıran gözenekli yapısıyla bilinir. PONZA TAŞI NASIL KULLANILIR? Ponza taşı, yaygın olarak bilinen adıyla topuk taşı veya nasır taşı, dairesel hareketlerle uygulanarak sorunlu bölgeye etki etmesi sağlanmalıdır. Bu taşı 30 ila 35 saniye boyunca sorunlu bölgeye nazikçe uygulamak yeterlidir. Uygulama sonrasında ayaklarınızı temizleyip kurulayarak nemlendirici kullanabilirsiniz.

Eskişehir'de duygulandıran fedakarlık... 13 yıldır eşine bakıyor Haber

Eskişehir'de duygulandıran fedakarlık... 13 yıldır eşine bakıyor

58 yaşındaki Hakan Ünsal, 2007 yılından beri evli olduğu 45 yaşındaki eşi Gülay Ünsal'ı hiçbir zorluğa rağmen yalnız bırakmıyor. 2010 yılında beyinden pıhtı atması sonucu felç geçiren ve bacağı kesilen eşine özenle bakan Ünsal, eşinin her ihtiyacıyla birebir ilgileniyor. Çalışırken emekli olmaya sadece 7 ay kala eşinin hastalanması üzerine işinden ayrıldığını belirten Ünsal, eşine gösterdiği sevgi ve fedakarlıkları asla unutmayacağını ve ondan bir an bile ayrılmadığını ifade ediyor. Vefalı koca, sevginin karşılıklı olduğunu ve bu tür fedakarlıkların sevgi dolu bir ilişkinin temeli olduğunu vurgularken, Gülay Ünsal da eşinden ve ailesinden memnuniyetini dile getirerek, "Hem ondan hem de ailesinden Allah razı olsun" diyor. "Eşime Gözüm Gibi Bakıyorum, Ölene Kadar Onunla Olacağım" 13 yıldır felç geçiren eşi Gülay Ünsal'a özenle bakan Hakan Ünsal, yaşadıkları zorlu süreçte eşine sonsuz bir sevgiyle bakmaya devam ediyor. Hakan Ünsal, "Eşimle 2007'den beri evliyiz. 2010'da eşim beyinden pıhtı atması sonucu felç geçirdi ve bacağında kangren olmaması için diz kapağının üstünden kesildi. İlaçları, iğneleri, kan sulandırıcıları, hastane ziyaretleri, gezdirme, yemek yapma gibi her şeyle ben ilgileniyorum. Önceden çalışıyordum, ancak eşimin durumu üzerine işimi bıraktım. Emekliliğime sadece 7 ay kala, hala emekli olamadım. Eşim bekliyor, ben de onunla olmak istiyorum. Öğlenleri evdeyiz, sonra dışarı çıkarız. İşimiz varsa hastaneye gideriz. Eşim bana çok destek oldu, şimdi sıra bende. Evet, eşimi çok seviyorum. Geçimimiz için destek alıyoruz. Evde bakım ve engelli maaşıyla geçinmeye çalışıyoruz. Sadece bez ve ilaçlar için zorlanıyoruz. İlişkilerde, sevgi karşılıklıdır. Sevgi varsa birbirimize katlanırız. Tabii, arada kavgalar da olur. Gece uykusuzluk çekiyoruz, bazen tartışıyoruz, ancak ben asla vazgeçmem. Eşime gözüm gibi bakarım, onunla olacağım ölene kadar" dedi. "Eşime Minnettarım, Ona Çok Teşekkür Ediyorum" Başından geçenleri anlatan Gülay Ünsal, şunları söyledi: "Beynime pıhtı atması sonucu bayıldım ve bir daha ayağa kalkamadım. Eşimden çok memnunum, Allah ondan razı olsun. Annemden de Allah razı olsun, bana iyi bir eş verdiği için minnettarım. Eşim beni sevdiği kadar onu ben de seviyorum. Hastalığım nedeniyle zaman zaman sıkıntı çekiyorum, bu da hastalığımı daha da zorlaştırıyor. Ben gezmeyi seven bir insanım. Eskiden sağlıklıyken de böyleydim, şimdi de aynı şekilde devam ediyorum."

Bu besinlere dikkat! Demir eksikliğine neden olabilir! Haber

Bu besinlere dikkat! Demir eksikliğine neden olabilir!

Uzmanlar, dengeli beslenme düzenin dışında, demir emilimini artıran ve eksilten besinlerin dikkate almasının önemi ile ilgili açıklama yaparak, demir eksikliğinin önlenmesi ve tedavisinde beslenme alışkanlıklarının önemini tek tek açıkladı... Demir emilimini artıran ve eksilten besinleri dikkat Uzmanlardan, demir eksikliğinin sadece yetersiz demir alımında ortaya çıkmadığını, bazı besinlerin demir emilimini olumsuz etkilediği yönünde açıklama geldi. Uzmanlar tarafından yapılan açıklamalara göre, özellikle kafein ve taninler içeren içecekler ile fazla fosfat içeren gıdaların demir emilimini azalttığı bilgisi yer alıyor. Dengeli bir beslenme düzeni kadar demir emilimini artıran ve eksilten besinleri dikkate edilmesi gerektiğinin önemine vurgulayan uzmanlar, demir eksikliğinin önlenmesi ve tedavisinde beslenme alışkanlıklarının önemine değindi. Hangi besinler demir eksikliğine neden olur? Yorgunluk ve halsizlik belirtileriyle bilinen demir eksikliği, genel olarak, demir açısından zengin gıdaların yeterince tüketmemesinden kaynaklanıyor. Demir açısından zengin gıdaların düşük miktarda tüketilmesi ve dengesiz beslenme düzenlerinin demir eksikliği riskini arttırdığına dikkat çeken uzmanlar, et ve deniz ürünleri, iyi emilen demir kaynakların arasında olduğu bilgisi verildi. Özellikle et ve deniz ürünleri tüketmeyen kişilerin demir eksikliği riskinin daha yüksek olduğu bilgisi verilirken, folik asit, B12 vitamini, demir emilimini artırttığı ve bu nedenle de bu vitaminlerden yetersiz alım durumunda demir eksikliği ortaya çıktığı bilgisi verildi. Kahve içeceklerde bulunan kafein ile çayda bulunan taninlerin demir emilimini azaltabilme özelliği bulunmaktadır. Özellikle fazla miktarda tüketilen bu içerikler, demir emilimini engelleyebilmektedir. Yüksek miktarda fosfat içeren bazı gıdaların, demirin emilimini azaltabileceği bilgisi uzmanlar tarafından verilirken, özellikle işlenmiş gıdalarda çok fazla bulunan fosfat, demirin emilimini olumsuz etkileyebilir. Demir eksikliği arasında en yaygın belirttiler, aşırı yorgunluk ve halsizlik, cilt solukluğu, konsantre olmada güçlük, baş ağrısı ve baş dönmesi olarak ortaya çıkmaktadır. Demir eksikliği, olup olmadığı öğrenmek için test ve tetkiler yapılmaktadır.

Felç Etkisi Yapıyor! Bu Besinler Vücudunuza Birlikte Girmemeli! Haber

Felç Etkisi Yapıyor! Bu Besinler Vücudunuza Birlikte Girmemeli!

Tek başına oldukça sağlıklı olsalar bile bazı besinleri birlikte tüketmenin insana ciddi zararları olduğunu ifade eden uzmanlar, önemli bilgilendirmelerde bulundu. Bitki Çaylarınızı İçerken Dikkat Edin… Kişiler, kendilerine iyi gelsin diye evde hazırladıkları ve şifa bulma amacıyla bitkileri karıştırdıklarında büyük bir risk ile karşı karşıya olduklarının bilincinde değiller. Uzmanlar, bazı bitkilerin bir araya geldiğinde zehir etkisi olabileceğini, bu sebeple eğer bu konuda bir bilgi sahibi değilse kişinin bilmeden tüm bitkileri karıştırıp tüketmesinin hiç iyi sonuçlar vermeyebileceğini belirtti. Uzman Türkan Özer, yapmış olduğu bilgilendirmesinde doğal yollar ile şifa bulmak isteyen kişiler için oldukça önemli noktalara değindi. Bazı çeşitli bitkilerin, kullanılan ilaçlar ile etkileşime girebilme özelliğine sahip olduğunu, bu durumun o ilacın yan etkilerini arttırıcı şekilde ortaya çıktığını belirten Özer, örneğin zerdeçalı safra taşı olan ya da kan sulandırıcı kullanan bir hastanın kullanmaması gerektiğine parmak bastı. Zerdeçalın Ölçüsü Zerdeçalın tek başına şifa kaynağı ve ciddi hastalıkların önüne geçen bir nimet olsa da safra akımını durdurması sebebiyle safra taşı olanların tüketmemesi gerektiğini ifade eden Türkan Özer, zerdeçalın kanı sulandırma özelliğinin de olduğunu ve zerdeçal tüketiminin 1 çay kaşığı ile sınırlandırılması gerektiğini belirtti. Bunun yanında K vitamini zenginliği ile bilinen yeşil çayın kanı koyulaştırması ile tehlikeli olduğunu ve bu sebeple eğer kişi kan sulandırıcı kullanıyorsa yeşil çay kullanımının kanı pıhtılaştırabileceğini ifade eden Özer, sakinleştirici kullananların ada çayı; tansiyon ilacı kullananların ise kekik çayı içmemesi gerektiğini ekledi. Bunun sebebi, kekik çayının tansiyon düşürücü bir etkiye sahip olması; ada çayı içen ve sakinleştirici kullanan kişilerin ise ilacın etkisini olumsuz anlamda daha da artıracak olması. Uzman Özer, hamilelerin, düşüğe sebebiyet vermesinden dolayı ada çayı tüketmemesi gerektiğini belirtti. Bunun yanında sevilen kuşburnu ve ekinezya çayları da birtakım reaksiyonlara sebep olacağından tüketimine dikkat edilmesi gereken çaylardan.

Teknolojik cihazları kullananlar için uyarı! Teknolojik cihazlar bu hastalığa yol açıyor! Haber

Teknolojik cihazları kullananlar için uyarı! Teknolojik cihazlar bu hastalığa yol açıyor!

Teknolojik cihazlar hem eğlence hem bilgi hem de sosyalleşme amacı ile birçok alanda kullanılıyor ve karşımıza çıkıyor. En çok kullanılan teknolojik cihazlar arasında telefon, tablet ve bilgisayarlar bulunuyor. Ancak uzmanların yaptıkları açıklamalara göre teknolojik cihazları kullanan kişilerde bu hastalık meydana gelmektedir. Peki, teknolojik cihazların yer açtığı bu hastalık nedir? Bu hastalığın ne gibi belirtileri bulunuyor? İşte tüm detaylar haberimizde.. Teknolojik cihazların yer açtığı bu hastalık nedir? Teknolojik cihazlar yani tablet, telefon ya da bilgisayarlar son zamanlarda sıklıkla kullanılmaktadır. Bu cihazların eğitim, eğlence ya da sosyalleşme gibi birçok kullanım amacı da bulunmaktadır. Teknolojik cihazlarda geçirilen bu uzun sürenin ardından kişilerde bazı rahatsızlıklar oluşmaktadır. Bu belirtiler ise bir hastalığın habercisi olmaktadır. Teknolojik cihazların yol açtığı bu hastalığa ise Text Neck yani cep boyun sendromu denmektedir. Bu hastalık, teknolojik cihazların uzun süreli kullanımından sonra kas ve iskelet sisteminde rahatsızlıkların oluşmasıyla meydana gelir. Text neck, uzun süreli bilgisayar karşısında oturan ya da uzun süre telefon başında vakit geçiren kişilerde oluşur. Kas ve iskelet sistemi uzun süreli hareketsizlikten sonra kendi kendine bozulmalar yaşayabilir. Bu bozulmalar sonrasında da text neck isimli bir hastalığın oluşmasını sağlar. Yapılan birçok çalışmaya göre text neck hastalığı sadece ülke çapında değil aynı zamanda diğer ülkelerde de yaşanan bir sorun haline gelmiştir. Text neck daha çok global olarak yaşanan bir hastalıktır. Bu hastalığın ne gibi belirtileri oluyor? Teknolojik cihazların uzun süreli kullanımında text neck isimli bir hastalık karşımıza çıkmaktadır. Bu hastalık ilk defa, Dr. Dean L. Fishman tarafından tanımlanmıştır. Dr. Dean L. Fishman’ın yaptığı tanıma göre bu hastalıkta, baş, boyun, omu ağrısı ve üst kol kemiklerinde bir ağrının olduğunu belirtmiştir. Yapılan çalışmalara göre text neck hastalığının başka belirtileri de bulunur. Bu belirtiler; boyun ağrısı, sırt ağrısı, omuz ağrısı, baş ağrısı, elde karıncalanma ve uyuşma olarak sıralanır.

İzmir haber: 'Yaşamam imkansızdı' dedi yeniden hayata tutundu Haber

İzmir haber: 'Yaşamam imkansızdı' dedi yeniden hayata tutundu

Ahmet Kuvvet, 6 Ocak Cumartesi akşamı saat 11.30 sıralarında Bornova ilçesinde oturduğu evde hastalandı. Eşi Filiz Kuvvet, Ahmet'in titreme, 39 dereceyi geçen ateş ve nefes almada zorlanma belirtileri gösterdiğini fark ederek onu Türkan Özilhan Devlet Hastanesi'ne götürdü. Hastanede yapılan müdahalenin ardından Ahmet Kuvvet'in durumu kötüleşti ve entübe edilerek nefes alamaz hale geldi. Doktorlar, Ahmet'in durumunun ciddiyetini göz önünde bulundurarak onu yoğun bakım servisine yatırılması gerektiğine karar verdiler. Boş bir yoğun bakım yatağı bulunan Acıbadem Kent Hastanesi'ne sevk edilen Ahmet Kuvvet, gece nöbetinde olan Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı Dr. Alihan Pirim tarafından hemen servise yerleştirildi. Filiz Kuvvet, eşinin hastalık geçmişi hakkında bilgi verirken, Ahmet'in diyabetli olduğunu ve 8 yıl önce kalp krizi geçirdiğini ifade etti. Bu bilgiler üzerine Dr. Alihan Pirim, kardiyoloji uzmanı Dr. Hamed Moghancizadeh'i bilgilendirerek hastanın durumuyla ilgili tedbirler alınmasını sağladı. Dr. Moghancizadeh, Ahmet'i anjiyoya alarak sabaha karşı müdahalede bulundu. Anjiyo sonucunda üç ana damarın üçünde de ciddi darlık tespit edildi. Kalp yetmezliği belirtileri görülmesi üzerine Dr. Moghancizadeh, hastanın sağ kasık damarından girerek kalbin önüne kalp destek pompası yerleştirdi. Bu müdahale ile kalbin yükü azaltılarak daha rahat çalışması sağlandı. Bu gelişmelerin ardından hastanın durumu bir konseyde görüşülerek by-pass ameliyatına karar verildi. Uzmanlar, ameliyatın riskinin, ameliyat etmemenin riskinden daha düşük olduğuna karar verdiler. Ancak, ameliyata geçmeden önce hastanın ameliyata hazır hale getirilmesi gerekiyordu. Bu süreçte, Dr. Alihan Pirim, Yoğun Bakımlar Sorumlusu Doç. Dr. Mert Akan ve Uzm. Dr. Remzi Özgür Özay, hastanın tedavisini üstlenerek ameliyata hazırladılar. Bu multidisipliner yaklaşım ve ekip çalışmasıyla Ahmet Kuvvet'in tedavi süreci başarıyla devam etti. Doç. Dr. Narin, 10 Ocak'ta hastayı ameliyata aldıklarını belirtti ve sözlerine şöyle devam etti: "Ameliyat sırasında 3 ana damar ve bir yan damar olmak üzere toplamda 4 damar by-pass işlemi gerçekleştirdik. Ameliyatın ardından, anestezi ekibimizin gözetiminde ve tedavisinde hastamız 2. gün uyanarak üçüncü gün solunum cihazından çıkarıldı. Ayrıca, kalpteki balon pompası da çıkarıldı. Hastamızın servise alınmasını 16 Ocak'ta gerçekleştirdik. Neredeyse komada olan hastamızı 23 Ocak'ta taburcu ettik. Hastamız yüksek risk grubundaydı ve yapılacak müdahalelerle ilgili hiçbir fikri yoktu; tüm süreçlerde kararları eşi, çocukları ve kardeşi verdi. Hastamız, yaşadıklarını öğrendiğinde 'yaşamam imkansızdı' dedi. Bu mutlu son, ekip çalışmasının bir sonucudur. Hastamızın iyileşmesi, tüm yorgunluklarımızı ve stresimizi unutturdu." Bu sözler, hastanın tedavi sürecindeki başarılı ve dikkatlice planlanmış bir yaklaşımın sonucunda sağlığına kavuştuğunu ve hastanın ailesiyle birlikte yaşadığı zorlu süreci atlattığını göstermektedir. Filiz Kuvvet, eşinin entübe edilmesinin ardından umut verici bir söz duymadıklarını belirtti ve şunları söyledi: “Eşimin durumu çok ciddiydi, bilinci kapalıydı. Her şeye hazırlıklı olun denilince oğlumu çağırdım. Hemşirelik okuduğu için risklere, olabileceklere yabancı değildi. Çok zor, korku dolu günler geçirdik. Başarılı bir ekip sayesinde eşim hayata geri döndü. Doktorlarımıza çok teşekkür ediyorum.” Ahmet Kuvvet ise yaşadıklarını öğrendiğinde şaşkınlık yaşadığını ifade ederek şunları dile getirdi: “Ayın 6'sı ile 12'si arası benim için kayıp. Hiçbir şey bilmiyor, hatırlamıyorum. Sonuca bakınca gerçekten yaşamam imkansızdı. Doktorlarımız sağ olsun, var olsun.” Bu ifadeler, Ahmet Kuvvet'in tedavi sürecinde yaşadığı bilinçsizlik ve sonrasında hayata dönüşünün kendisi ve ailesi için büyük bir mucize olduğunu göstermektedir. Ayrıca, doktorların başarılı çalışmaları ve özverili çabalarıyla sağlığına kavuşan Ahmet Kuvvet'in şükranını dile getirmesi, sağlık ekibinin önemli bir rol oynadığını vurgulamaktadır.

LÖSEV zorluklara karşı tek başına mücadele ediyor Haber

LÖSEV zorluklara karşı tek başına mücadele ediyor

TUNAY AFYON/ÖZEL HABER- Lösemili çocuklar Vakfı (LÖSEV) Ege Bölge Ofisi Halkla İlişkiler Koordinatörü Gamze Berçin Edirne, LÖSEV olarak yürüttükleri çalışmalara ve karşılaştıkları sorunlara ilişkin açıklamalarda bulundu. Kanserin sadece hasta özelinde kalmadığını dile getiren Edirne, hasta ve ailesinin hayatını iyileştirmek için gerekli destek sağladıklarını ve LÖSEV’e kayıtlı 80 bin hastanın olduğunu söyledi. LÖSEV olarak 25 yıllık çalışmaları ile geldikleri noktada binlerce çocuğu hayata bağladıklarını aktaran Edirne, “Bu seneki çalışmalarımızı ‘Mücadele’ olarak adlandırıyoruz. Şu an yürüttüğümüz kampanyanın adının ‘Mücadele’ olmasının bizim için bir anlamı var. Çünkü biz bu aşamaya hep mücadele ederek geldik. Hem hastalıkla hem bazen bürokratik engellerle hem de kanserle savaşan kişileri hayata bağlamaya çalışarak geldik ve hepsiyle mücadele ediyoruz” dedi. Lösemi tanısı alan bir ailenin çok ciddi bir şok yaşadığını belirten Edirne, “Yaşanan şokun ardından kabullenmeme ve ret dönemi oluyor. Devamında kabullenme olduğunda konuyla ilgili hızlıca bilinçlenmesi gerekiyor çünkü ailelerin kanser hastası bir çocuğun bakımı gibi dikkat edilmesi gereken şeyleri bilmesi çok önemli, çok hassas bir hastalıktan bahsediyoruz. Bizler kanseri tek bir kişide ele almıyoruz, bu süreçte tüm aile üyelerine destek oluyoruz, çünkü hastalık tüm aileyi etkiliyor” diye konuştu. İŞ BİRLİĞİ KONUSUNDA HASSAS LÖSEV’in yürüttüğü kampanya çalışmalarında herhangi bir paydaşı bulunmadığını aktaran Edirne, kurum olarak hassasiyetle davrandıklarını açıkladı. “Esas olarak LÖSEV, yürüttüğü pek çok çalışmada ve projede genellikle tek başına ilerler” ifadesini kullanan Edirne, “Türkiye’de güven çok önemli ve LÖSEV güvene dayalı çalışmalar yürüten bir kurum, halkın kurumu. Yani arkasında hiçbir şirket, şahıs yok ve yıllardır sadece halktan aldığı bağışlarla 80 binden fazla hastaya destek veren bir kurum. Bu nedenle biz iş birlikleri konusunda çok hassasız, çok ince eleyip sık dokuruz. LÖSEV olarak adımları sağlam atarız ve projelerimizde bu anlamda herhangi bir paydaşla ya da birinin gölgesinde ilerlemeyi değil, LÖSEV olarak tek ilerlemeyi tercih ederiz. Hatta doğrudan bir araya gelmemeyi tercih ederiz ve projelerin yükünü her zaman kendimiz yükleniriz” diye konuştu. BAĞIŞLAR YETERLİ DEĞİL Edirne, dünyanın ekonomik anlamda çok zor bir dönemden geçtiğini ve yaşanan ekonomik krizde kişilerin en hızlı kestiği bütçelerden birinin sosyal sorumluluk için kullandığı bütçeler olduğunu vurguladı. Bu durumun kendilerini de zorladığını belirten Edirne, “Çünkü biz, kanser hastası olan bir çocuğun bursunu ‘ekonomi kötü’ diyerek kesemiyoruz. Bir hasta bizden yardım alıyorsa, kurulumuz tarafından belirlenen ve ona taahhüt edilen yardım tutarının hepsini alır. Ayni ve nakdi yardımını alır. Kurum olarak elbette bağışlarda genel olarak dünyanın durumuna bakınca bizler de zorluk yaşıyoruz ve bağışlar ne yazık ki hiçbir zaman yeterli değil” ifadelerini kullandı. Edirne, kanser vakalarının çok hızlı arttığının altını çizerek, “Biz 80 bin kayıtlı hastaya hizmet veriyoruz. Bizim, Türkiye’de ulaşmamız gereken ya da bize ulaşması gereken çok fazla kanser hastası var. Bu nedenle de yapılan bağışlar bizim için çokça önemli ve kanser çok pahalı bir hastalık. Vatandaşlarımız bankalardan, PTT’den, internetten ve şubelerimizden makbuz karşılığında bağışlarını yapabilirler. Bu konuda herhangi bir alt ya da üst limit yok. Kişiler LÖSEV’e yardım kolisi, gayrimenkul, evindeki eşyalarını, hijyen paketleri gibi ihtiyaç olabilecek her şeyi bağışlayabilirler, çünkü bize kayıtlı 80 bin aile arasında mutlaka o ürünlerden birine ihtiyacı oluyor çünkü” diye konuştu. ÇOĞU AİLENİN GELİRİ ASGARİ ÜCRETTEN AZ Hastalığa yakalanan kişilerin LÖSEV’e ulaşmasının ardından Sosyal Hizmet departmanı tarafından ev veya hastanede ziyaretler gerçekleştirildiğini kaydeden Edirne, “Gerekli evraklar toplandıktan sonra ailelerin durumuna göre puantaj sistemi oluşturuluyor. Kurulumuzdan dosyası geçen aileye ortalama 6 ay ya da 1 yıl arası, hastalığın seyrine göre değişen bir nakdi yardım desteği veriliyor. Aynı zamanda kuru gıda paketleri, kıyafet paketleri, hijyen paketleri ya da oyuncaklardan oluşan ayni destekler de başlıyor. Bununla birlikte sosyal destekler de çok önemli, hastalıkla mücadele eden ailelerin yüzde 87’sinin gelir seviyesi ne yazık ki asgari ücretin altında” diye konuştu.”

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.