TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA
Hava Durumu
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Cumhurbaşkanı Erdoğan

Cumhurbaşkanı Erdoğan haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Cumhurbaşkanı Erdoğan haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Milli Mücadele ruhuyla sürdürüyoruz Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Milli Mücadele ruhuyla sürdürüyoruz

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün ebediyete intikalinin 85. yılı dolayısıyla Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunca Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi'nde düzenlenen anma törenine katıldı. Konuşmasına Milli Mücadele'nin başkomutanı, Cumhuriyet'in kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü, ebediyete irtihalinin 85'inci yılında rahmetle yad ederek başlayan Erdoğan, "Bin yıldır bu toprakların vatanımız olması için gözlerini kırpmadan canlarını ortaya koyan şehitlerimizin, gazilerimizin, kahramanlarımızın her birine Allah'tan rahmet diliyorum. Sınırlarımız içinde ve dışında görev başında olan güvenlik güçlerimizi Rabb'im muhafaza ve muzaffer eylesin diyorum. Türkiye Yüzyılı'na adım attığımız şu günlerde, ülkemizin büyümesi, devletimizin güçlenmesi, milletimizin birlik ve beraberliği için çalışan, gayret gösteren herkese şükranlarımı sunuyorum." ifadelerini kullandı. Geçtiğimiz günlerde coşkuyla kutlanan 29 Ekim Cumhuriyet Bayramıyla birlikte, Anadolu topraklarındaki son devlet, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk asrının geride bırakıldığını anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Hep söylediğimiz gibi, Cumhuriyet'imiz bizim ilk değil binlerce yıllık devletler zincirimizin son halkasıdır. Coğrafyamızda Selçuklu'dan Osmanlı'ya devrolan istiklal bayrağı, 1923'ten itibaren Cumhuriyet ile dalgalanmayı sürdürmektedir." şeklinde konuştu. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması, gelişmesi, büyümesi için gayret gösteren herkesi şükranla anan Erdoğan, şöyle devam etti: "Gazi Mustafa Kemal'in vasiyeti olan ülkemizi muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkarma mücadelesini, Milli Mücadele ruhuyla sürdürüyoruz. Cumhuriyet'imizin yeni asrına Türkiye Yüzyılı adını işte bu anlayışla verdik. Geçtiğimiz 100 yılın her bir safhasıyla ayrı ayrı değerlendirmesini eksisi ve artısıyla tartılarak bir hükme bağlanmasını tarihçilere bırakıyoruz. Biz, Cumhuriyet'imizin ilk asrının son 21 yılında yaptıklarımızın hesabını milletimize vermekle mükellefiz. Her zaman gururla ifade ettiğimiz gibi bu 21 yılda asırlara bedel demokrasi ve kalkınma atılımını hayata geçirdiğimize inanıyoruz. Dillerinden Atatürk'ü ve Cumhuriyet'i düşürmeyenlerin geçtiğimiz bir asırda ülkemize neler kazandırdıkları, neler kaybettirdikleri milletimizin hafızasında mevcuttur. Türkiye, dün 'Gardırop Atatürkçüleri', bugün de 'Sosyal medya Atatürkçüleri' olarak ifade edebileceğimiz kesimden çok çekmiştir. Kavramların, kişilerin ve hassasiyetlerin istismarı dışında hiçbir icraatları olmayan bu mirasyediler, dün olduğu gibi bugün de sağa-sola savruluyor. Öyle ki bu sıfatları terör örgütlerinden emperyalistlere, kendi ülkelerine düşman kim varsa, herkesin dümen suyuna girmenin şemsiyesi yapacak kadar kontrolü kaybetmiş durumdalar. Kökü olmayan ağacın ayakta kalamayacağı, dalından kopmuş yaprağın rüzgarın önünde sürükleneceği gibi, bunların da uzun süre varlığını sürdürmesi mümkün değildir." "Türkiye Yüzyılı'nın yükselişini hep beraber göreceğiz" Ülkenin ve milletin geçmişinden ve geleceğine dair hedeflerinden koparak anlık reflekslerin esiri haline gelen bu kesimin giderek marjinalleştiğini belirten Erdoğan, "Hamdolsun Türkiye, bu zihniyete rağmen, önüne çıkan zorlukları birer birer aşarak, demokrasi ve kalkınma yolculuğuna devam ediyor." dedi. Salgından depreme, bölgesel çatışmalardan küresel krizlere nice sıkıntıların üstesinden tüm dikkatlerini, enerjilerini, imkanlarını büyük ve güçlü Türkiye'nin inşası yolunda seferber ederek geldiklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: "Cumhuriyet'imizi, siyasi, diplomatik, ekonomik, askeri olarak tarihinin en güçlü seviyesine getirmek nasıl bize nasip olmuşsa inşallah Türkiye Yüzyılı'nın yükselişini de hep beraber göreceğiz. Vefat yıl dönümünde Atatürk'ü gerçek manada anmanın ve mirasına sahip çıkmanın işte böyle olacağını düşünüyoruz. Bu bakımdan, Yüksek Kurumumuzun, altındaki kurumlarıyla birlikte yürüttüğü çalışmaları yakından takip ediyor, destekliyoruz." Bu tür yıl dönümlerinin aynı zamanda milletler için bir muhasebe vesilesi olduğunu vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti: "Bilindiği gibi, Türkiye'nin son iki asrı anayasal zeminde yeni, kapsayıcı, halka dayanan, hakkaniyeti gözeten yönetim arayışlarıyla geçmiştir. Tanzimat'tan meşrutiyete, oradan Cumhuriyet'e uzanan bu dönemde, bir hayli sancılar yaşandı. Hiç şüphesiz bu sürecin en önemli dönüm noktası, zaferle neticelenen Milli Mücadele'nin ardından Cumhuriyet rejimine geçilmesidir. Dikkat ederseniz, bu iki asırda devlet yıkılıp devlet kurulmamıştır. Sadece, yönetim sistemiyle birlikte devletin adı değişmiştir. Yoksa, bizim sadece bu topraklardaki devlet varlığımız, Anadolu Selçukluyla başlar ve kesintisiz olarak günümüze kadar gelir. Tarihin daha derinliklerinde yine bu coğrafyadaki varlığımıza dair bilimsel araştırmaları da ayrıca değerlendirmek gerekiyor. Elbette bu tabloya, Sibirya'dan Hindistan'a, Doğu Avrupa'dan Kuzey Afrika'ya uzanan daha geniş bir coğrafyaya damgasını vurmuş binlerce yıllık devlet birikimimizi de eklememiz gerekiyor. Şayet biz tarihimize, medeniyetimize, kültürümüze sahip çıkmaz, mazimize bakış açımızın ufkunu bu şekilde koymazsak, meydan, derleme toplama insan topluluklarından oluşan nevzuhur devletlere kalır." Bugün dünyada yaşanan krizlerin çoğunun gerisinde, sömürge ve kapitalizm ürünü yapıların sebep olduğu güç temerküzlerinin bulunduğunu anlatan Erdoğan, Türkiye'nin her konuda olduğu gibi bu hususta da insanlığın kadim mirasına uygun bir düzeltmenin hayata geçirilmesi mücadelesini verdiğine işaret etti. Erdoğan, TİKA'dan Yurtdışı Türkler Başkanlığına, Yunus Emre Enstitüsünden Türkiye Maarif Vakfına kadar tüm kurumlar ile sivil toplum kuruluşlarının bu hissiyatla çalışma yürüttüğünü dile getirdi. "Bütün dünyanın gözü önünde bir insanlık suçu yaşanıyor" Güney Asya'da deprem felaketi yaşayan Afganistan halkına yardım treni, Gazze halkına Mısır üzerinden sivil yardım gemisi gönderme kararlarının gerisindeki yaklaşımın da aynı olduğunu aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin sınır ötesindeki siyasi, ekonomik, askeri varlıklarının bu kutlu vizyonun farklı boyutları olduğunu belirtti. İsrail'in Gazze'ye yönelik vahşi saldırılarının, verdikleri mücadelenin önemini ve bir an önce başarıya ulaşmasının ne kadar elzem olduğunu tekrar ispatladığını ifade eden Erdoğan, "Bütün dünyanın gözü önünde bir felaket, bir facia, bir insanlık suçu yaşanıyor." dedi. Filistin halkının binlerce yıldır yaşadığı topraklarını zorla gasbedenlerin bunun üzerinde, geçmişi 75 yılı ancak bulan ve meşruiyetini bizzat kendi faşistlikleriyle tartışmalı hale getirdiği bir devlet inşa etmeye çalıştığına vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına şu sözlerle devam etti. "Bununla da yetinmiyor, ülkemiz topraklarını da içeren vadedilmiş topraklar hezeyanıyla nükleer silah kullanma tehditleriyle sabrımızı zorluyorlar. Sahip oldukları teknolojik üstünlüğe ve uyguladıkları ahlaksız zorbalığa rağmen daha Filistin'in masum çocuklarıyla, kadınlarıyla ve yaşlılarıyla baş edemeyenlerin bu ham hayalden uyanacakları günler yakındır. Henüz doğmamış bebeklerden masum çocuklara, mazlum kadınlara ve erkeklere kadar on binlerce insanın yitip giden canlarının hesabı elbette sorulacak. Neredeyse bir asırdır, hastalıklı bir fanatizm uğruna milyonlarca insanın maruz kaldığı zulmün hesabı elbette sorulacak. Bu zalimlerin her biri ve onlara verdikleri destekle aynı suça ortak olanlar önce insanlık vicdanında, ardından tarih önünde mutlaka yargılanacaktır." Türkiye olarak bu işin öncülüğünü, tüm platformlarda yapacaklarını ifade eden Erdoğan, dünyada devletlerin ve yönetimlerin önemli bir kısmının, yaşanan zulme gözlerini kapattığını söyledi. Bu ülkelerin halklarının vicdanlarından yükselen seslerin her geçen gün daha da artması, insanlığın geleceği adına kendilerini umutlandırdığını belirten Erdoğan, "Maşeri vicdanın sesinden de aldığımız güçle, Gazze halkının evlerini ve topraklarını terk etmeme iradesine sonuna kadar destek vereceğiz. Vatanlarını, canlarını ve namuslarını koruma mücadelesi veren Gazzeliler başta olmak üzere tüm Filistin halkının can ve mal güvenlikleri sağlanana kadar hakkı söylemekten, yanlışı düzeltmekten vazgeçmeyeceğiz. Tabii bu hedeflere ulaşabilmemiz, devleti ve milletiyle bizim, tek yürek, tek bilek, tek ses, tek nefes olarak hareket etmemize bağlıdır." diye konuştu. Suç örgütleri ve çetelerle mücadele Türkiye'nin sadece son 10 yılda, bir başka devletin ve toplumun maruz kalması halinde yıkıcı sonuçlarla karşılaşacağı düzinelerce saldırıyı, alnının akıyla savuşturmuş bir ülke olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Bu başarıyı milletimizin birliğine ve beraberliğine, ülkesinin bütünlüğüne, devletinin ebed-müddet bekasına, gerektiğinde canı pahasına sahip çıkması sayesinde elde ettik." dedi. Yaşanan hadiselerin, aslında herkesin bildiği ama çeşitli sebeplerle dile getirmekten geri durduğu hakikatlerin üstündeki örtüleri de kaldırdığına değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: "Cumhuriyet'imizin temelinde yer alan milli iradenin üstünlüğü ilkesinin, darbe ve vesayet elinde nasıl örselendiğini en çarpıcı örnekleriyle gördük. Sizlerin de yakından bildiği 367 krizinden partimizi kapatma davasına, terör örgütlerinin saldırılarından 15 Temmuz darbe girişimine kadar pek çok sınamayı hep beraber verdik. İstiklalimizi ve istikbalimizi hedef alan iç ve dış senaryoların, tuzakların, kumpasların gerisindeki kirli ittifakların maskelerini teker teker düşürdük. Kimi zaman üzülme, kimi zaman küçük de olsa yaralar alma pahasına, milli ve yerli duruşumuzdan asla taviz vermedik. Bir yandan ülkemizin asırlık eksiklerini tamamlamanın bir yandan her alanda en gelişmiş ülkeleri önce yakalamanın sonra da onları geçmenin gayreti içinde olduk. Geldiğimiz noktada katettiğimiz mesafe çok önemlidir; ama henüz çözmemiz gereken sorunlarımızın olduğu da bir gerçektir." Temel altyapı ihtiyaçlarının büyük ölçüde tamamlandığını, eğitimden sağlığa, ulaşımdan enerjiye, sanayiden spora ve sosyal desteklere kadar her alanda oldukça iyi bir sevide olunduğunu söyleyen Erdoğan, "Türkiye'nin iç ve dış güvenliğiyle ilgili tehditlerin bir kısmını tamamen ortadan kaldırdık, bir kısmını da asgariye indirdik. PKK'sından FETÖ'süne kadar tüm terör örgütlerini, ülke içinde faaliyet yürütemez hale getirdik. Sınırlarımız ötesinde de, 'bir gece ansızın gelebiliriz' şiarıyla her an enselerindeyiz. Suç örgütleriyle ve çetelerle mücadelemizi kararlı bir şekilde yürütüyoruz." şeklinde konuştu. "Umudunu giderek yitiren AB, Türkiye'nin kapısını çok çalacaktır" Uluslararası alanda Türk Devletleri Teşkilatı gibi geleceği parlak yapıların kuruluşuna ve etkinliğinin artmasına önayak olduklarını belirten Erdoğan, "İslam İşbirliği Teşkilatının kuruluş gayesi olan Kudüs-ü Şerif'in korunması görevini hakkıyla yerine getirmesi için her zaman sorumluluk aldık. Avrupa Birliği'yle ilişkilerde mesafe katedemememizin tek sebebi, Birlik üyesi kimi ülkelerin Türkiye'ye karşı aleni husumet içeren tavırlarıdır. Avrupa Birliği, içine düştüğü stratejik körlükten kurtulma umudunu giderek yitirmektedir. Umudunu giderek yitiren AB, Türkiye'nin kapısını çok çalacaktır." şeklinde konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birleşmiş Milletler kürsüsünden küresel yönetim ve güvenlik sisteminin köhnemişliğini ve reforma tabi tutulması gerektiğini defalarca anlattıklarını dile getirerek, şöyle devam etti: "Bu çağrımızın giderek daha çok makes bulduğunu ve tarafları adım atmaya zorlayan bir iklimin inşasına vesile olduğunu görüyoruz. Ekonomide elde ettiğimiz büyük başarıların, son dönemde ortaya çıkan küresel krizlerin ülkemize olumsuz etkileri sebebiyle gölgelendiğinin farkındayız. İnşallah bu olumsuzlukları önümüzdeki yıldan itibaren kademe kademe ortadan kaldırarak yatırım, istihdam, üretim, ihracat ve cari fazla yoluyla ülkemizi büyütmeye devam edeceğiz. Özellikle enflasyonun yol açtığı hayat pahalılığını çözmekte kararlıyız. Bu süreçte refahı aşınan dar ve orta gelirli kesimlerin kayıplarını telafi etmek de boynumuzun borcudur." "Oynanan oyunlar, daha berrak bir şekilde karşımıza çıkıyor" Türkiye'nin, siyasi ve ekonomik olarak merhale katettikçe geçmişten gelen kimi sorunların aslında Türkiye'ye ne kadar büyük faaliyetler getirdiğinin ve bu faaliyetlerin de büyük maliyetleri olduğunun daha iyi anlaşıldığına işaret eden Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Çalışan, üreten, kazanan Türkiye tablosunun önüne geçmek için kurulan tezgahlar, oynanan oyunlar, daha berrak bir şekilde karşımıza çıkıyor. Bunlardan biri de darbe dönemlerinin ürünü anayasa meselesidir. Gerçekten de Türkiye, Milli Mücadele dönemi hariç, milletin ihtiyaçlarının ve taleplerinin ürünü bir anayasaya hiç sahip olamadı. Darbecilerin ve ideolojik saiklerle onlara destek olan kimi kesimlerin, ülkeden ve milletten kopuk gündemleri çerçevesinde şekillenen anayasalara mahkum edildik. Uzunca bir süredir sürekli ülkemizin yeni, sivil, özgürlükçü bir anayasaya olan ihtiyacını ifade etmemizin sebebi, işte bu mahkumiyeti sona erdirmektir." Cumhurbaşkanı Erdoğan, yapılan değişikliklere rağmen güçler ayrılığı ve güçlerin kendi içlerindeki dengeye ilişkin sorunların sürekli öne çıkıyor olmasının, yeni anayasa talebinin haklılığının işareti olduğuna dikkati çekerek, şu değerlendirmede bulundu: "Son olarak Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay arasında yaşanan tartışma, bu gerçeği bir kez daha teyit etti. Elbette her kurum gibi, yargı kurumlarının da kararlar tartışılabilir. Türkiye'de yüksek mahkemeler dahil hiçbir organ, hiçbir kurum layüsel değildir, eleştirilemez değildir. Geçmişten beri bizim de Anayasa Mahkemesinden Yargıtay ve Danıştaya kadar, hemen her yargı merciinin katılmadığımız, eleştirdiğimiz kararları olmuştur ancak bu defa farklı bir sorunla karşı karşıyayız. Anayasa'nın 104'üncü maddesi, Cumhurbaşkanı olarak bize, yürütmenin başı olma yanında, 'Devlet Başkanı' sıfatıyla, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını temin etme görevi de vermektedir. Dolayısıyla biz, bu tartışmada taraf değil 'hakem' konumundayız. Yürütmenin başı ve ülkenin en büyük siyasi partisinin genel başkanı olarak yaptığımız ve yapacağımız değerlendirmeler, bu konumumuzun gereğini yerine getirmemize asla mani değildir. Yargının iki kurumu arasındaki yetki tartışmasının çözüm yeri anayasadır, yasalardır ancak anlaşılan o ki mevcut anayasamız ve dolayısıyla ona göre şekillenen yasalarımız, bu konuda da yetersiz kalmaktadır." "Darbecilerin bundan 41 sene önce Türkiye'ye biçtiği gömlek, yapılan 20'yi aşkın tadilata rağmen 2023 Türkiye'sine artık dar gelmektedir." diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Gerçi birileri bu meseleyi hukuk devleti ve anayasa hükümleri çerçevesinde tartışmak yerine, hemen en iyi bildikleri vesayet, darbe, işgal kavramlarının arkasına saklanarak sulandırmaya çalışıyor. En büyük özellikleri darbe çığırtkanlığı yapmak ve vesayetin kanatları altında palazlanmak, 15 Temmuz Destanı'na 'kontrollü darbe' iftirası atmak olanlardan başka bir tavır beklemenin beyhude olduğunun farkındayız. Buna rağmen hiç değilse böyle kritik meselelerde ülkenin ve milletin hayrına bir uzlaşma zemini yakalama umudumuzu korumak istiyoruz. Biliyorsunuz aynı çevreler, daha düne kadar, Anayasa Mahkemesiyle, Yargıtayıyla, Danıştayıyla, İstinafıyla, ilk derece mahkemeleriyle tüm yargı kurumlarımızın mensuplarına ağız dolusu hakaret ediyorlardı. Bugün bakıyorsunuz, başka telden çalıyorlar. Emin olun, yarın bir başka sebeple bugün göklere çıkardıkları kurumları ve kişileri yerin dibine batırmaktan çekinmezler çünkü bunların gündemi, soruna çözüm üretmek değil önüne arkasına bakmadan her konuyu siyaseten fırsata çevirmektedir. Ortada ilke ve omurga olmayınca konjonktüre göre esip gürlemeler, esen rüzgara göre yön değiştirmeler de kaçınılmaz hale geliyor. Biz, meseleye böyle sathi ve sloganik yaklaşmıyoruz, ülkenin ve milletin hayrına çözümler peşindeyiz." Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay konusundaki tartışmaya kimin haklı, kimin haksız olduğundan ziyade, bu hadisenin işaret ettiği ihtiyaçların bir an önce giderilmesi için neler yapılması gerektiği zaviyesinden baktıklarının altını çizen Erdoğan, konuşmasını şöyle tamamladı: "Bu açıdan baktığımızda da karşımıza ülkemizi bir an önce yeni anayasaya kavuşturma ihtiyacının gerekliliği çıkıyor. Yeni anayasa meselesini ısrarla gündemde tutmamızın, günlük siyaset söylemi değil hayati bir konu olduğu, bu vesileyle herhalde daha iyi anlaşılmıştır. İnşallah bu hususta Mecliste gereken anlayış birliğine ulaşılarak yeni anayasa çalışmaları en kısa sürede başlatılır. Tabii bu arada biz de devletin başı olarak, kurumlarımız arasındaki görüş ayrılığının bir anayasa ve sistem krizi haline dönüşmesinin önüne geçecek adımları süratle atacağız. Hem yüksek yargı kurumlarımızın temsilcileriyle hem bu konuda yetkinliği herkesçe kabul edilen hukukçularımızla görüşerek meseleye bir hal yolu muhakkak bulacağız. Gerekirse anayasa ve yasa değişiklikleri dahil tüm yöntemleri kullanarak tekrar böyle bir tartışmanın ortaya çıkmaması için gerekenleri yapacağız." BU HABER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR - Cumhurbaşkanı Erdoğan: Anayasa yapma yetkisi Yüce Meclis'imizindir ve bu yetkisini devredemez

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Anayasa yapma yetkisi Yüce Meclis'imizindir ve bu yetkisini devredemez Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Anayasa yapma yetkisi Yüce Meclis'imizindir ve bu yetkisini devredemez

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ekonomik İşbirliği Teşkilatı 16. Liderler Zirvesi'nin yapıldığı Özbekistan'dan dönüşünde uçakta gazetecilere değerlendirmelerde bulundu, soruları yanıtladı. Erdoğan, Anayasa Mahkemesi'nin bu noktada birçok yanlışları arka arkaya yapar hale geldiğini belirterek, "Şu an itibarıyla Yargıtayın aldığı karar asla bir kenara atılamaz, itilemez." açıklamasında bulundu. Ateşkes çağrısı İsrail meselesi çözülmeden ne bölgede ne dünyada tam manasıyla barıştan ve tam anlamıyla uluslararası hukuk düzeninden söz edilemeyeceğini belirten Erdoğan, "Şayet ateşkes konusunda samimiyseniz BM’nin kararlarının uygulanması konusunda İsrail’e baskı yapın." ifadelerini kullandı. Riyad Zirvesi’nden sonra yeniden telefon diplomasisine odaklanacağını, BM’de hakkı ve adaleti savunanların sayısını artırmaya yönelik çalışma başlatacaklarını aktaran Erdoğan, "Türkiye olarak tüm uluslararası platformları aktif ve işler tutmaya çalışıyoruz. Ateşkesi temin için diplomasinin imkanlarını sonuna kadar kullanıyoruz." dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Hedefimiz Gazze’den, bu insanların tıbbi yardımları verebileceğimiz noktalara geçişini sağlamak. Bunların içinde kanserli hastalar ile yaralılar bulunuyor." şeklinde konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye olarak tüm uluslararası platformları aktif ve işler tutmaya çalışıyoruz. Ateşkesi temin için diplomasinin imkanlarını sonuna kadar kullanıyoruz. Kanayan bu yarayı durdurmak için bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Bu hissiyatı ABD de paylaşmaya başlarsa İsrail’i durdurmak daha kolay hale gelir." açıklamalarında bulundu. Erdoğan, bölge ülkelerinin ve İslam dünyasının temsil edildiği Riyad Zirvesi'nden çıkacak kararların, İsrail’in zulmünü durdurmak için büyük bir adım olacağını belirtti. BU HABER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR - Cumhurbaşkanı Erdoğan: Hedefimiz enflasyonu tek haneye indirmek

Cumhurbaşkanı Erdoğan Rize’de Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan Rize’de

AK Parti Güneysu İlçe Başkanlığı önünde toplanan vatandaşlara hitap eden Erdoğan, ana baba ocağında, uzun bir aradan sonra hemşehrileriyle bir arada olmanın mutluluğunu yaşadığını belirtti. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bu yana uzun bir sürenin geçtiğini, en son seçimlerde Rize'ye geldiğini anımsatan Erdoğan, seçim sonrası ziyaretlerine en fazla oy alan illerden başlayarak Bayburt ve Gümüşhane'yi ziyaret ettiğini anımsattı. Yapacakları çok işin olduğunu vurgulayan Erdoğan, şunları söyledi: "Hep beraber el ele vereceğiz. Eğitimden sağlığa, adalete, ulaşıma... Bütün bunlarla Türkiye'yi çok daha farklı bir yere taşıyacağız. Yarın toplu açılışları gerçekleştirmek için buradayız. Rize ve Ayder'deki kentsel dönüşümleri yerinde göreyim istedim. Bütün bunları inşallah yerinde görerek adımlarımızı atacağız. Beş, altı ay sonra malum belediye seçimleri var. Yerel seçimlerde de başta Rize merkez olmak üzere ev ev dolaşarak ilçelerimizi de inşallah partimize kazandırmanızı istiyorum. Malum, son seçimlerde milletvekili sayımızda bir düşüş yaşadık. Herhalde yerel seçimlerde aynı düşüşü yaşamayız. Bunun için çok farklı bir gayret gerekecek. Bu gayretlerle inşallah Rize ve ilçelerinden çok güçlü bir ses çıkaralım istiyorum." Erdoğan, yarın Rize Valiliği ve Belediyesini de ziyaret edeceğini, kentin eksiklerini süratle nasıl gidereceklerinin planlamasını yapacaklarını ifade etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, gösterdikleri ilgi dolayısıyla hemşehrilerine ve AK Parti Güneysu İlçe Gençlik Kolları teşkilatına teşekkür etti. Erdoğan, gençlerle hatıra fotoğrafı çektirdi. BU İÇERİK DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR- Cumhurbaşkanı Erdoğan: Hedefimiz enflasyonu tek haneye indirmek

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Netanyahu'yu sildik attık Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Netanyahu'yu sildik attık

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türk Devletleri Teşkilatı Devlet Başkanları Konseyi 10. Zirvesi'ne katıldığı Kazakistan'dan dönüşünde, uçakta gazetecilerin sorularını yanıtladı. Türk Devletleri Teşkilatının 10'uncu Zirvesi'ni başarıyla tamamladıklarını belirten Erdoğan, Türk dünyası olarak 1992'de, Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları Zirveleri sürecini başlattıklarını anımsattı. Erdoğan, müşterek gayretleriyle bu girişimi, zaman içerisinde olgunlaştırarak Türk Devletleri Teşkilatına dönüştürdüklerini söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 6 Şubat depremlerin ardından mart ayında tüm üye ve gözlemci devletlerin en üst düzeyde katılımıyla Ankara'da olağanüstü zirve düzenlediklerini de hatırlatarak "Türk dünyası arasındaki güçlü dayanışmayı bu vesileyle bir kez daha ortaya koyduk. Deprem felaketi sonrasında yardımımıza koşan kardeşlerimize bir kez daha şükranlarımızı sunmak isterim. Zor günümüzde sergilenen bu dayanışmayı hiçbir zaman unutmadık, unutmayacağız." diye konuştu. Erdoğan, geçen hafta Kazakistan'ın Karagandı bölgesinde meydana gelen maden kazasını anımsatarak hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet, yakınlarına ve tüm Kazak halkına başsağlığı, yaralılara acil şifalar diledi. Türk Devletleri Teşkilatının hızla kurumsallaşarak uluslararası arenada yakından takip edilen bölgesel bir yapı haline gelmesinin kendileri için bir iftihar vesilesi olduğunu vurgulayan Erdoğan, başarılı ev sahipliklerinin yanı sıra şahsına ve heyete gösterilen hüsnükabulden ötürü Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev başta olmak üzere, emeği geçen herkese teşekkür etti. Erdoğan, 3 Kasım itibarıyla teşkilatın dönem başkanlığını üstlenen Kazakistan'ın bu görevi en iyi şekilde yürüteceğine olan inancını dile getirerek zirvede Türk dünyasının birlik ve beraberliğine yaptığı katkı ve hizmetleri nedeniyle Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev'e Türk Dünyası Ali Nişanı takdim edildiğini aktardı. Zirve münasebetiyle kurumsallaşmayı pekiştirecek çeşitli belgelerin de imzalandığını anlatan Erdoğan, şöyle devam etti: "Teşkilatımızın, 'birliğimiz, gücümüzdür' şiarı böylece daha perçinlenmiş, tahkim edilmiş oldu. Zirvede yürütülen mevcut projelerin durumunu da istişare ettik. Yeni işbirliği alanlarının belirlenmesine dair kararlar aldık. Bölgemizin refahını artırmak üzere ekonomi, ticaret, karşılıklı yatırımlar, ulaştırma, enerji gibi alanlarda çalışmalarımızı sürdürmekte kararlıyız. Ulaştırma alanındaki yol haritamız, bölgesel ekonomik kalkınmanın önünü açarak Türk dünyasının iktisadi ve sosyal entegrasyonunu hızlandıracaktır." "Türk dünyasının birliği ve dirliği için çalışmaya devam edeceğiz" Erdoğan, Gazze başta olmak üzere, işgal edilmiş Filistin topraklarında yaşanan insanlık dramını da zirve gündemine taşıdıklarını vurgulayarak, "Akan kanı durdurup, kalıcı barışa nasıl katkı sunabileceğimiz konusunda görüş alışverişinde bulunduk. Kardeş devletler olarak, uluslararası alanda işbirliğimizi ve dayanışmamızı artırmak noktasında mutabık kaldık. Müteakip zirvenin 2024 yılında Kırgız Cumhuriyeti'nde gerçekleştirilmesini kararlaştırdık." ifadelerini kullandı. Zirve vesilesiyle katılımcı ülkelerin liderleriyle ikili görüşmelerde bulunduklarını da dile getiren Erdoğan, "Kazakistan'da yaptığımız bütün görüşmelerin hayırlara vesile olmasını diliyorum. Türkiye Yüzyılı vizyonumuzun da taşıyıcı sütunu olan dilde, fikirde, işte birlik düsturuyla Türk dünyasının birliği ve dirliği için çalışmaya devam edeceğiz." değerlendirmesini yaptı. "Karabağ dünyaya karşı bunun en büyük ispatı oldu" Açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Erdoğan, "Türk Devletleri Teşkilatının bu yılki zirvedeki ana teması 'Türk devri' olarak belirlendi. Dünyada yeni küresel güç haritasında 'Türk devri' teması nasıl bir rol oynayacak?" sorusuna şu karşılığı verdi: "Dünyada malum uzun zamandır, yıllar yılı bir sistem krizi vardı. Bu sistem krizi karşısında Türk devletleri olarak dedik ki, 'Öyle bir adım atalım ki, Türk devletleri arasında bir güç birliği oluşsun. Bu güç birliği siyasi, askeri, ekonomik ve ticari boyutları da içersin.' Aramızda kültürel noktada zaten bir birlik söz konusuydu. 'Bu nasıl olabilir?' diye düşündük. 'Olsa olsa mevcut Türk devletlerinin bir araya gelmesiyle mümkün' denildi ve buna yönelik adım atıldı. Bu adımın atılmasıyla beraber de Türk devletleri arasındaki bu birliği, bu dayanışmayı hamdolsun başlatmış olduk." Bugüne kadar da Türk devletleri arasındaki dayanışma ve birlik ruhunun bahsi geçen alanların hepsinde gelişmeye başladığını dile getiren Erdoğan, "Şu anda artık siyasi birlikteliğimiz hamdolsun mevcut. Askeri noktada en önemli dayanışmayı zaten malum Karabağ'da gösterdik. Karabağ dünyaya karşı bunun en büyük ispatı oldu. Yani bir devlet, bir millet böyle bir dayanışmayı arkasında görürse neticeyi de alabilir mesajı verildi. Karabağ'da da işte o netice alındı." dedi. "Dünyanın umudu Türk devridir" Teşkilatın dinamizminin artık işlevsiz kalmaya başlayan küresel mekanizmaların boşluğunu kısa zamanda doldurma noktasında umut verdiğini vurgulayan Erdoğan, "Türk Devletleri Teşkilatı, uluslararası sistemdeki tıkanıklıkları açmak, etkin ve kalıcı çözümler üretmek için dünyanın yükselen gücü haline gelmektedir. Geleceği ve bugünkünden daha kapsayıcı, daha adil bir dünyayı inşa etmek için daha çok çalışacağız. Çünkü dünyanın umudu Türk devridir." diye konuştu. Erdoğan, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarına ilişkin Amerikan kaynaklı yayın organlarında, "BM şemsiyesinde Gazze'ye bir güç konuşlanması, barış gücü şeklinde çok uluslu askeri güç ya da Arap ülkelerinin çoğunlukta olduğu mekanizmalar" gibi üç farklı senaryodan bahsedildiği belirtilerek "Türkiye bu planlamaların içerisinde yer alır mı? Hem garantörlük konusu hem de böyle bir uluslararası barış gücü gibi konular gündeme geldiğinde Türkiye, bu tarz askeri oluşumların içerisinde yer alır mı?" sorusunu ise şöyle yanıtladı: "Garantörlük konusunu bu olaylar başladığı andan itibaren sürekli söyledik, söylüyoruz. Dedik ki eğer Türkiye'ye bir garantörlük görevi düşerse biz görevi almaya hazırız, garantör ülke olabiliriz. Kıbrıs'ta, Yunanistan garantör ülke olabiliyor, İngiltere garantör ülke olabiliyor, Türkiye haliyle garantör ülke ise Gazze'de neden benzeri bir yapı olmasın? Gazze'de Türkiye'nin garantör ülke olmasından daha tabii ne olabilir? Yani biz orada da garantör ülke rolünü üstlenebiliriz. Bunun şekli ne olur, onu olaylar gösterir, onu zaman gösterir. Bunun güvenlik boyutu da olur, siyasi boyutu zaten olacaktır ve bütün bunlarla beraber tarihi ve kültürel boyutu da var zaten. Bu tarihi arka planın şekillendirdiği bir yapı söz konusu ve Türkiye olarak bizim başat bir rol üstlenmemiz gerekir. Bu da tarihle bugünü ve geleceği adeta şekillendiren bir gelişme olacaktır." "Başta Amerika olmak üzere bütün Batı şu anda İsrail'in yanında" Cumhurbaşkanı Erdoğan, saldırıların başlamasının üzerinden bir aya yakın zaman geçtiğine işaret ederek, "Şu anda gelişmeler işi biraz daha İsrail'in aleyhine doğru taşıyacak diye görüyoruz. İsrail bu acımasız adımı kendi gücüyle atmadı. Amerika dendiği zaman akla Amerika'nın kendisi gelmemeli. Amerika bana göre Batı'nın içerisinde değerlendirilmeli. Başta Amerika olmak üzere bütün Batı şu anda İsrail'in yanında." ifadelerini kullandı. Tüm bu yaşananlar bittiğinde Gazze'nin, 1967 sınırlarında, coğrafi bütünlüğe sahip, başkenti Doğu Kudüs olan, bağımsız Filistin devletinin ayrılmaz bir parçası olarak, huzurlu bir bölge olmasını istediklerini vurgulayan Erdoğan, "Tüm çabamız artık insanların ölmediği, yerlerinden edilmediği, hastanelerinin, sokaklarının, okullarının, ibadethanelerinin bombalanmadığı huzurlu bir Gazze, huzurlu bir Filistin içindir. Bu sebeple bunu sağlayacak formülleri oluşturuyor ve dünyaya ilan ediyoruz. Oluşturulmaya çalışılan diğer formülleri de hakkaniyete uygunluk ilkesi çerçevesinde inceliyoruz." değerlendirmesinde bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, görüştükleri tüm liderlerle bu konuları konuşarak onlara bölgede adil ve kalıcı bir barış tesis edilmeden bölgeye huzur gelmeyeceğini anlattıklarını da söyledi. İsrail'in katliamlarına göz yuman ve kendi savundukları değerleri çiğnemeyi dahi göze alarak İsrail'in arkasında konumlanan devletlerin de bunun farkında olduğunu belirten Erdoğan, şunları kaydetti: "Biz, bölgeye huzuru ve barışı getirecek formülleri destekleriz. Filistinlilerin yaşamlarını daha da karartacak, onları tarih sahnesinden aşama aşama silecek planların ise destekçisi olmayız. Sivilleri gözlerini dahi kırpmadan öldüren, kundaktaki bebeklerin, hastanedeki yaralıların üzerine bomba yağdıran İsrail'i daha pervasız hale getirecek formüller bizim açımızdan çözüm değil, çözümsüzlük kaynağıdır." "Görüşme trafiğimiz önümüzdeki günlerde de sürecek" Gazze'de İsrail saldırılarının durdurulması noktasındaki diploması trafiğine ilişkin soru üzerine, bugüne kadar birçok görüşme yaptıklarını belirten Erdoğan, şunları söyledi: "Bu ay içerisinde Riyad'da gerçekleşecek İslam İşbirliği Teşkilatı Zirvesi var. O zirveye katılacağız. Yine önümüzdeki hafta bir de Özbekistan ziyaretimiz olacak. Bunlar çok kritik zamanda, kritik ziyaretler olarak önümüzde duruyor. Bu ay sonu İran Cumhurbaşkanı Sayın İbrahim Reisi gelecek, onunla görüşmemiz olacak." Doğudan batıya, kuzeyden güneye herkesle görüşerek akan kanın durmasını sağlamaya çalıştıklarını vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti: "Görüşme trafiğimiz önümüzdeki günlerde de sürecek. İsrail'in hukuk tanımayan anlayışını dizginlemekte aciz kalan uluslararası toplum en başta kendi ilkelerini yok saymaktadır. Filistinlilerin maruz bırakıldıkları katliamı görmezden gelmeleri yetmezmiş gibi İsrail ile kucaklaşma yarışına giriyor ve daha çok bebek öldürmeleri için onları cesaretlendiriyorlar. Vicdanlarını hapsettikleri zindanlar yarın onlar için utanç duvarları olacaktır. Daha önce göz yumdukları katliamlar hatırlatılınca boyun büken Batılı devletler, Gazze katliamındaki tutumlarının utancının altında ezileceklerdir. Nerede adalet diye haykırıyoruz. Nerede barışı korumak üzere kurulmuş uluslararası kuruluşlar? Nerede insan hakları savunucuları?" Devlet yöneticileri sussa bile halkların susmadığına dikkati çeken Erdoğan, "Avrupa sokaklarında onca yasağa, onca engellemelere rağmen halklar adalet istiyor meydanlarda. Terör örgütlerinin militanlarına ifade özgürlüğü kılıfıyla son derece müsamahalı davranan kimi ülkeler, bir halkın sembolü Filistin bayrağını yasaklamaya dahi kalktılar. Neyse ki vicdan sahibi insanlar o yasaklara aldırış etmedi." ifadelerini kullandı. "Bu işin bir numaralı sorumlusu Netanyahu'dur" Cumhurbaşkanı Erdoğan, izlenecek yola ilişkin şu bilgileri verdi: "İsrail çok yanlış bir adım attı. Bu adımla aslında kendi geleceğini kararttı diyebilirim. Bu sadece İsrail'i değil, İsrail'in dışındaki uzantılarını da rahatsız eden bir durum. Onun için yapılması gereken buradan geri adım atması ve bu işin durmasıdır. Bu işin bir numaralı sorumlusu da İsrail Başbakanı Netanyahu'nun ta kendisidir ve şu an itibarıyla İsrail'de Netanyahu aleyhinde konuşmalar başlamıştır. Onu dünya siyaseti de yargılıyor. En önemlisi de Birleşmiş Milletler'deki Gazze'de acil ateşkes talebi oylamasında 121 ülkenin İsrail'in ve beraberindekilerin karşısında durmasıdır. Oylamada sadece 45 ülke çekimser kaldı ve 14 ülke İsrail'den yana tavır takındı. Amerika'yı bir kenara koyarsanız, İsrail'in yanında kimse yok. Bu neyi gösteriyor, senin istediğin kadar silahın olsun, istediğin kadar paran olsun yetmiyor. Birlemiş Milletler'deki oylama çok önemliydi. Aslında bu oylama bir karnedir. Bu karnede İsrail sınıfta kalmış, geçer not alamamıştır. Bu oylamanın benzerleri bundan önce de oldu ama kimse İsrail'e bir şey yapamadı." "Savaş suçlarının cezalandırılması için elimizden geleni yapacağız" İstanbul'da düzenlenen Büyük Filistin Mitingi'nde İsrail'in insan hakları ihlallerini ve savaş suçlarını Uluslararası Ceza Mahkemesine taşıyacak girişimlere destek vereceği açıklamasını hatırlatan Erdoğan, şu değerlendirmede bulundu: "Bunun çalışmasını başta Dışişleri Bakanlığımız olmak üzere ilgili makamlarımız yürüteceklerdir. Küresel sistem ve uluslararası hukuk şimdi çetin bir sınavdadır. İsrail durdurulamazsa, yapılanların hesabı İsrail'e sorulamazsa insanların uluslararası hukuka da küresel sisteme de zaten azalan güveni yok olmaya yüz tutacaktır. Biz uluslararası hukuku işletmek için, savaş suçlarının cezalandırılması için elimizden geleni yapacağız." Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Gazze'deki olası ateşkes ile ilgili soruyu şöyle yanıtladı: "Ateşkes noktasında şu anda Birleşmiş Milletler üyesi devletler maalesef ikiye bölünmüş durumda. BM oylamasındaki 121 ülke, ateşkesi bana göre sağlıklı olarak isteyenler. 45 ülke ise isteyelim mi istemeyelim mi noktasında duruyor. 14 ülke ise ateşkese hayır diyor. Dünyada böyle bir yapı söz konusu. Bu nedenlerle ben İslam İşbirliği Teşkilatı Riyad Zirvesi'ni çok önemsiyorum. Riyad'da biz ateşkes için hem yükleneceğiz hem de bu ateşkeste usul itibarıyla neler olması lazım, esasta neler olması lazım onun ön çalışmalarını yapacağız. Zirvede bu usul-esas konusunda sunumlarımızı yapacağız ve buna göre inşallah ateşkes için şartları zorlayacağız. Burada tabii özellikle İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi ülkelerin duruşu çok önemli. Bu ateşkes istediğini oylarıyla beyan eden 121 ülkenin içerisinden yanımıza çekeceğimiz ülkeler önemli. Bu adımla birlikte de ateşkesi zorlama bizim en önemli yolumuz olacak." "Filistinli çocuklar huzur içinde yaşayabilsin diye mücadele ediyoruz" Sürekli muhataplarla görüşerek doğruyu, adil olanı anlattıklarını ve buna devam edeceklerini vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti: "Filistinli çocuklar dünyanın diğer çocukları gibi huzur içinde yaşayabilsin diye mücadele ediyoruz. Onların daha güzel bir dünyada güvenlik endişesi duymadan yaşaması için çalışıyoruz. Artık dünya Filistinli çocukların çığlığını duymak zorundadır. O masumlara, mazlumlara yardım elimizi uzatmak boynumuzun borcudur. İnsanlık görevidir bu. Kendi topraklarında hür biçimde ve huzur içinde yaşama isteklerini dünya görmezden gelemez. Biz o isteği hatırlatmaya, yardım elimizi uzatmaya devam edeceğiz." Gazze'deki insani yardım ve yaralıların tahliyesine ilişkin soruya yanıtlarken Erdoğan, Türkiye'nin Mısır'a 10 uçak ayni yardım gönderdiğini ve bu yardımların bölgeye ulaştığını anımsattı. Yardımların Gazze'ye her gün sınırlı şekilde ulaştığı bilgisini veren Erdoğan, "İlk günler 20-25 tırın, sadece bir kez de 50 tırın geçişine izin verdiler. Sürekli kontrole tabii tutulduğu için sınırlı sayıda tır içeriye girebiliyor. Onların girdiği yerler, dağıtıldığı güzergahlar da sürekli kontrol altında. Bu konuda Birleşmiş Milletler organları baskı yapsa da fayda etmiyor maalesef. İşgalden hemen sonra kurulmuş Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Teşkilatı UNRWA var. Bunların da Gazze'de 65 yerel personeli şehit olmuş. Bütün Filistin halkından bu teşkilat sorumlu." diye konuştu. UNRWA dahil olmak üzere diğer tüm örgütlerin bir çalışma içinde olduğunu söyleyen Erdoğan, şu değerlendirmeyi yaptı: "Bizimle beraber Katar, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri de yardım faaliyeti yürütüyor. Bölgeye giden arkadaşlarımız yaralıların tedavisi için neler yapılabilir bunun arayışı içinde. Gıdaların depolanmasında şu an bir sıkıntı yok. Şu anda Gazze'ye giden miktara göre depolanan miktar fazlasıyla mevcut. Şu an önceliğimiz giden yardımların tümünün Gazze'ye ulaşması ancak İsrail buna izin vermiyor. Böyle bir sıkıntı da var. AFAD Başkanı'mızla görüştüm. Bugün yaptığım görüşmede sıkıntı hala devam ediyordu. Gazze'deki insani şartlar giderek ağırlaşıyor. Özellikle içme suyu problemi yaygın hastalıkların da ortaya çıkmasına sebep oluyor." "Gazze'yi yalnız, çaresiz bırakmayacağız" Gazze'de kanalizasyon problemine de dikkati çeken Erdoğan, şunları kaydetti: "Gazze'de sağlık sistemini bilerek çökertmeye çalışan İsrail ve bu zulme göz yuman uluslararası toplum sivilleri, hastaları, bakıma muhtaç bebekleri ölüme terk ediyor. Biliyorsunuz bölgede elektrik yok, altyapı harap halde, hastaneler güvenli değil, tıbbi altyapı yetersiz. Hatta artık ameliyatların dahi hastaları uyuşturmadan yapılmak zorunda kalındığını biliyoruz. Biz hastaların tedavisi için sahra hastaneleri kurmaktan tutun, gemi hastane göndermeye varıncaya kadar tüm hazırlıklarımızı yaptık. Hatta yaralıların ve hastaların Türkiye’ye nakilleri konusunda da çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Hem bölge ülkeleri ile hem de Dünya Sağlık Örgütü gibi kuruluşlarla da temas halindeyiz. Biz Gazze’yi yalnız, çaresiz bırakmayacağız. Mısır’a doktor dahil her türlü tıbbi ekipmanı gönderdik, daha göndereceklerimiz de bulunuyor. Yeter ki insani ateşkesi sağlayalım ve onu kalıcı ateşkese dönüştürebilelim." "Netanyahu hiçbir şekilde bizim için muhatap alınabilir biri değil artık" Rusya-Ukrayna savaşında iki tarafla da konuşan bir lider olarak etkili olduğu hatırlatılarak, "Bu savaşta da barışın sağlanması için bir rol üstlenir misiniz? Yoksa bu katliamlardan sonra İsrail sizin için konuşulur olmaktan çıktı mı? İsrail'le konuşur musunuz?" şeklindeki soru üzerine Erdoğan, şunları söyledi: "Benim şu anda bir temasım yok. MİT Başkanımız İbrahim Kalın, İsrail tarafıyla görüşüyor. Tabii ki Filistin'le ve Hamas'la da görüşüyor. Şunu söyleyeyim, Netanyahu hiçbir şekilde bizim için muhatap alınabilir biri değil artık. Onu sildik, attık. Bu konudaki kararı İslam İşbirliği Teşkilatı Zirvesi'nde yapacağımız görüşmelerle vereceğim. Oradaki havayı bir görelim. Ama bunun dışında bağları tamamen koparmak, hele hele uluslararası diplomaside öyle bir şey olmaz. Onun için gerek Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, gerek Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı İbrahim Kalın ve gerek diğer bakan arkadaşlarımla, diplomasinin bütün imkanlarını kullanıyoruz ve buna devam edeceğiz." Türkiye'nin temel amacının İsrail-Filistin meselesinde nihai barışı tesis etmek olduğunu vurgulayan Erdoğan, bunun için girişimler yaptıklarını, formüller geliştirdiklerini ve buna da devam edeceklerini belirtti. Akan kanın durması, barışın tesisi için ne gerekiyorsa yapmakta kararlı olduklarının altını çizen Erdoğan, "Amacımız bölgemizi de ülkemizi de rahatlatacak kalıcı ve sürdürülebilir bir barışa ulaşmaktır. Bunu sağlamak için çağrılar yapıyoruz, mesela ilgili tüm tarafları bir konferansta buluşturmak istiyoruz." diye konuştu. "Maalesef Avrupa Birliği'ne güvenimiz iyice sarsıldı" Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Avrupa Birliği (AB) yönetimi İsrail-Filistin çatışmasını sonlandıracak bir barış konferansının yakında düzenlenebileceğini, ancak AB'nin bulunacağı böyle bir konferansta Hamas'a rol görmediklerini söylediler. Bununla ilgili değerlendirmeniz ne olur?" sorusunu şu sözlerle yanıtladı: "Avrupa Birliği zaten bu dönem içerisinde çok garip, tutarsız rol oynadı. Adil bir yaklaşımı Avrupa Birliği ortaya koymadı, koyamadı. Ne İngiltere'si ne Almanya'sı ne İtalya'sı ne Fransa'sı hiçbiri bu dönem içerisinde maalesef adil bir yaklaşım sergilemedi. Yani Avrupa Birliği'nden zaten böyle bir şey beklemek de mümkün değil." "50 yılı aşkın zamandır Türkiye gibi bir ülkeyi kapıda bekleten böyle bir oluşumdan başka ne bekleyebilirsiniz?" ifadesini kullanan Erdoğan, "Onun için her ne kadar biz adil bir dünya mümkündür diyorsak da konu Avrupa Birliği olduğunda adil tutum hiç mi hiç beklemeyelim. Çünkü dikkat edin şu anda İsrail'in yanında yer alan, aynı şekilde Rusya-Ukrayna savaşında diplomatik süreçlerin dışında kalan kim? Avrupa Birliği. Maalesef Avrupa Birliği'ne güvenimiz iyice sarsıldı." değerlendirmesinde bulundu. AB yönetiminin öncelikle uluslararası hukuka ve her fırsatta sözünü ettikleri evrensel değerlere güven meselesini iyice düşünmek durumunda olduğuna vurgu yapan Erdoğan, şöyle devam etti: "Hastaneler vurulurken, mülteci kamplarında siviller öldürülürken, İsrail ibadethanelere, okullara, pazar yerlerine ölüm kusarken nerede olduklarını izah etmek durumundalar. İsrail'e ziyaretlerinde İsrail yönetimini uluslararası hukuka ve insan haklarına uymaya neden davet edemediklerinin hesabını temsil ettikleri halklara vermek durumundalar. Ben soruyorum Avrupa Birliği yönetiminin çözüm planı nedir? Barış konferansında sadece İsrail'in yer alması ve onun söylediklerinin çözüm diye dayatılması mı? Filistin topraklarının İsrail tarafından tamamen işgaline zemin hazırlayıp Filistin'in varlığına fiilen son vermek mi? Tarafların bir araya getirilmediği bir toplantının barışa hizmet etmesini düşünmek dahi yanlış olur. Zaman kuru gürültü zamanı değil, insan hayatını ve yaşama hakkını savunma zamanıdır." "AB demek ki katliamı yapana borçlu olup olmadığına göre tavır takınacak" Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Her seferinde insan haklarından, demokrasiden, özgürlükten, uluslararası hukuktan bahsedenler, uygar devletler, İsrail'in tutumuna ve barbarlığına karşı neden hala sessiz? Bu sessizliği siz neye yoruyorsunuz? Sizce Avrupa ve Amerika'nın, İsrail'e karşı bir diyet borcu mu var?" şeklindeki soruya şu yanıtı verdi: "Şimdi cumartesi günkü konuşmamda hatırlarsanız bir ifadeyi seçerek kullandım. Neydi bu ifade? 'Bunların tamamının İsrail'e borcu var. Ama Türkiye'nin İsrail'e borcu yoktur.' Bundan daha açık, net ifade olmaz. Şimdi Almanya öde öde bitiremiyor borcu. Çok açık net. Diğerleri hakeza öyle. Oralarda hukukumuzun çok ileri olduğu bazı siyasiler, 'Bizim İsrail'e borcumuz var, açıkça biz bu borcu ödüyoruz' diyorlar. İsim vermeyeceğim. Çok samimi olduğum bir Alman siyasetçi 'borcumuz var' diyor. Holokost var ya. Şimdi diyetini ödüyorlar." Avrupa'da çifte standardın, ilkesizliğin, hukuksuzluğun tarihinin yazıldığını anlatan Erdoğan, şunları kaydetti: "Tarihte Yahudilere karşı yaptıklarının Avrupa ülkelerinin ayağını bağladığını, kendilerini inkar derecesine getirdiğini bugün görüyoruz. Sıra sıra dizilmiş bebek cesetlerini görmezden getiren nedir? Avrupa'yı, Gazze'ye yağan bombaları göremeyecek kadar körleştiren nedir? Bu nasıl bir diyet borcudur ki o zaman yapılanları aratmayacak derecede çirkin, insanlık dışı katliamları yok saydırabiliyor? Yarın hiç istemeyiz ama Allah korusun bir Avrupa ülkesi benzer katliamlara sahne olsa Avrupa Birliği demek ki katliamı yapana borçlu olup olmadığına göre tavır takınacak. Biz tarihte Avrupa'nın göbeğinde Bosna'da, Srebrenitsa'da neler yaşandığını ve o zaman Avrupa ülkelerinin tıpkı bugün olduğu gibi nasıl sessiz kaldıklarını ve katliama göz yumduklarını çok iyi biliriz." O yüzden "Bizim kimseye diyet borcumuz yok." dediğini aktaran Erdoğan, "Geçmişimizde diyet borcu doğuracak utançlarımız yok. Dün nerede duruyorsak bugün de aynı yerde duruyoruz ve durmaya da devam edeceğiz." dedi. "Bu savaşı halkların vicdanı sona erdirecektir" "Başta İslam dünyası olmak üzere Rusya ve Çin bu savaşı durduracak güçte değil mi? Netanyahu’nun din ve medeniyet savaşı söylemine ne dersiniz?" sorusu üzerine Erdoğan, şu açıklamalarda bulundu: "Şimdi tabii Netanyahu hangi Tevrat'tan bahsediyor, o önemli. Bizim için asıl olan nedir? Sahih Tevrat'tır. Netanyahu'nun sahih Tevrat'la amel etmesi zaten mümkün değil. Çünkü kendisi sahih değil. Biz sahih olanla amel ederiz. On Emir'deki sayılanlar ile İsrail'in yaptıklarının alakası var mı? On emirden biri 'öldürmeyeceksin' demiyor mu? Ancak o çocukları öldürüyor. Bu zaten ona yetiyor. Kadınları öldürüyor, bu zaten ona yetiyor. Sadece şu On Emir, bunlar için yeter de artar bile. Adam kalkıyor, Tevrat'tan bahsediyor, diğer gün İncil'den bahsediyor. Senin yaptığının ne İncil'le ne Tevrat'la alakası var. Bunu ne İncil kabul eder ne Tevrat kabul eder ne Zebur kabul eder. Zaten Kur'an-ı Kerim şu anda hayatta olan en hakiki ve hiç bozulmamış tek kaynak. Onun için de bizim bu işin üzerine böyle varmamız, böyle gitmemiz lazım. İsrail'in barbarlığının sadece Tevrat'ta değil, hiçbir inançta yerinin olmadığının insanlara anlatılmasına ihtiyaç var." Netanyahu'nun, İsrail halkının da tepkisini çeken, vatandaşlarının desteğini yitirmiş biri olduğunu ifade eden Erdoğan, "Tevrat'tan alıntı yaparak, dini terimler kullanarak yaptıkları katliamlara destek bulmak istiyor. Bu kişinin yaptığı tamamen halkla ilişkiler çalışması, popülist bir yaklaşım." değerlendirmesinde bulundu. Erdoğan, İsrail yönetiminin, sistematik olarak Filistinlilerin evlerini, sokaklarını, iş yerlerini, yaşam alanlarını gasbettiğini, onlara hayat hakkı tanımayan uygulamalara imza atıldığını dile getirerek şöyle devam etti: "Adına yerleşimci denilen işgalcileri Filistinlilerin yuvalarına yerleştirme yöntemi ile işgal yaygınlaştırılmıştır. İsrail ordusunun işlediği savaş suçlarını dini beyanlara meşrulaştırmak istiyorlar. Sağduyulu, savaşın kazananı olmayacağına inanan Yahudilerin eleştirilerini bu yolla bertaraf etme çabasındalar. Bu savaşı bitirmeye devletlerin gücü tabii ki yeterlidir ancak bu savaşı halkların vicdanı sona erdirecektir. Mazlumların sesine kulak veren milyonların haykırışları İsrail'e pes ettirecektir." "Geçen gün NATO Genel Sekreteri bana teşekkür mesajı gönderdi" İsveç'in NATO'ya üyelik protokolünün Meclis'e getirildiği hatırlatılarak, "İsveç'in taahhütlerini yerine getirip getirmediğine dair zaman zaman değerlendirmeleriniz oldu. Türkiye'nin beklentileri yerine getirildi mi? Aynı zamanda ABD ile devam eden F-16 görüşmelerinde son durum nedir?" sorusu üzerine Erdoğan, "Bizim beklentilerimizin içerisinde en önemli olan PKK terör örgütünün Stockholm caddelerinde yaptığı gösterilerdi. Bunu Sayın Başbakan ile konuştuk. Türkiye'ye İsveç'ten silah ihracının önünü açtıklarını da bizlere söylediler. O konularda bu adımları attıkları doğru. Ama PKK terör örgütünün İsveç'teki faaliyetleriyle ilgili maalesef şu ana kadar alınmış herhangi bir tedbir yok. Atılan bir adım yok." ifadesini kullandı. Görevlerinin ilk etapta bu işi parlamentoya sevk etmek olduğunu ve bunu yaptıklarını anlatan Erdoğan, şunları kaydetti: "Şimdi parlamentoda arkadaşlarımız Cumhur İttifakı olarak biz, orada çalışmalarımızı devam ettireceğiz. Geçen gün NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg bana bir ufak teşekkür mesajı gönderdi. O da bu çalışmaları yakından takip ediyor. Benim bu işi Meclis'e gönderme adımımı olumlu bir adım olarak gördüğünü söylüyor. Ben de kendisine haber gönderdim. Dedim bundan sonrası parlamentoya ait. Amerika'nın Temsilciler Meclisi, Senatosu varsa bizim de Meclisimiz var. Meclisimiz bunu nasıl yorumlayacak, nasıl bunun müzakeresini yapacak göreceğiz. Şu anda biliyorsunuz bütçe dönemi geldi. Meclis yoğun bir şekilde bütçeye ağırlığını verecek. Bütçe komisyonda falan tartışması yapıldı ama şimdi Genel Kurul'a geliyor. Genel Kurul çalışmaları bizim bütçede öyle kısa geçmiyor. Fakat biz mümkün olduğunca işi kolay kılmaya çalışacağız. Bu noktada elimizden gelen olumlu gayreti göstermeye çalışacağız. Yeter ki karşımızdakiler bize olumlu yaklaşsınlar." BU HABER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR - Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ahıskalı Türklerle bir araya geldi

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.