▪Yaşlılıkta dinç kalmanın en iyi yolu zihnen genç kalabilmektir. Bu da kitabı ve fikri çalışmayı devam ettirmekle olanaklıdır. Epiktetos

Geçenlerde “1 Ekim Dünya Yaşlılar Günü” idi. ‘Hacettepe Üniversitesi Tip Fakültesi 1981 Mezunu Tip Doktorları’ olarak, Mardin odak olmak üzere, Güneydoğu Anadolu Bölgesine yaklaşık bir haftalık gezi yaptık. Özlemlerimizi giderip, ülkemizin nasıl bu hale geldiğini, baskıcı bir yapılanmaya gözümüzün önünde, yani göz göre göre nasıl kaydığını, bu gezi vesilesiyle tartıştık. Avrupa ve çağdaş ülkelerin bu baskıcı, otoriter faşizan sistemlerden nasıl kurtulduğunu dile getirdik. Gördük ki yaşımız 65 civarında olmasına rağmen umudumuzu kaybetmediğimizi, yurdum insanının da bir gün eşitlikçi ve insan haklarına dayalı bir demokrasiye kavuşacağını, bu gerçek için mücadele edeceğin de hem fikir olduk. Gerçeğin ölçütü; yaşanılan pratikler olduğu bilinci ile Avrupa’nın yaşadığı acılardan ders alarak, demokratik sisteme evrildiğini düşündük. Eskilerin dediği gibi bir musibet bin nasihatten evladır tümcesini anımsadık. “1 Ekim Dünya Yaşlılar Günü” nedeniyle, üyesi olmakla gurur duyduğum Disk Emekli-Sen bakın özetle neler demiş? ▪1 Ekim Dünya Yaşlılar Günü: Yaşlı ve emekli hakları gaspına son verilsin! 1 Ekim Dünya Yaşlılar Günü’nde, Türkiye’de son resmi rakamlara göre nüfusun 8 milyon 245 bin 124’ünü oluşturan yaşlıların en temel hak ve özgürlükleri tanınmıyor. Devlet, yaşlıların hak ve özgürlüklerine ilişkin sorumluluk almaktan kaçıyor; yoksulluk, açlık, ayrımcılık ve pek çok sorun yaşlı nüfus için olağan hale getiriliyor. Ekonomik yaşamdan dışarı itilen, sosyal ilişkileri kısıtlanan, sağlık ve ulaşım gibi en temel hizmetlere erişimde güçlük çeken yaşlı nüfus göz önünde bulundurulduğunda Türkiye’de yaşlılara yönelik sosyal politikaların yetersiz, eksik ve yanlı olduğunu ortaya koyuyor. Yaşamın evrelerinden biri olan ve doğal bir sürece işaret eden yaşlılık, devletin sorumluluk almaktan kaçındığı ölçüde toplumda da yaş ayrımcılığına neden oluyor. Yapılması gereken yaşlıların kendileri hakkında karar almalarını sağlayacak sosyal politikaları yaşama geçirmektir: Yaşlıları bütçede bir gider kalemi olarak gören anlayışın yerini yaşlıların da karar mekanizmalarında merkezde tutulduğu; sağlık ve iyi hal durumlarının ilerletilmesini, uygun çevre ve konut hakkının sağlanmasını, toplumsal yaşamın her alanında temsil edilmelerinin sağlanmasını amaç edinen sosyal politika anlayışına bırakması gerekmektedir. Elbette bu anlayışın hâkim kılınması baskıcı ve otoriter bir rejim altında mümkün değildir. Nasıl ki bugün işçiler kendileri hakkında alınan kararlarda, nasıl ki bugün öğrenciler kendilerini geleceğe taşıması beklenen eğitim sisteminde söz sahibi kılınmıyorlarsa yaşlılar da temeli halkı yoksullaştırmaya, sömürüye ve ayrımcılığa dayanan bu sistemde söz sahibi kılınmamaktadır. Yaşlılıkta insan onuruna yakışır bir yaşam için mücadele etmektedir. • Yaşlıların ekonomik olarak yaşam standartlarının iyileştirilmesi, adil ve yaşanabilir ekonomik koşulların tüm yaşlılar için sağlanması • Nitelikli ve ücretsiz sağlık hizmetinin, evde bakım hizmetlerinin tüm yaşlılar için etkin biçimde sağlanması • Yaşanabilir çevre ve konut sorununun çözülmesi • Kültürel ve sosyal yaşama katılmalarının sağlanması adına gerekli altyapı çalışmalarının yapılması için yaşlıların sesi olmaya devam ediyor. Türkiye nüfusunun büyük bir bölümünü oluşturan yaşlılar, Türkiye’nin içinden geçtiği kriz dönemlerinin tanıkları; Türkiye direniş tarihinin ise yazarlardır. Bu gün ve Hipokrat yeminimiz nedeniyle, Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı bir hekim olarak, Yaşlılıkla beraber Enfeksiyon Hastalıklarının doğal olarak daha sık görüldüğünü anımsatmakta yarar görüyorum. Dünyada gelişen tıp bilimi ile beraber, koruyucu ve tedavi hekimliğindeki gelişmeler, yaşlı nüfusunu arttırmış olup, bununla birlikte oluşan savunma sistemindeki yetersizlikler, yaşlılarda görülen enfeksiyon hastalıklarına daha başka bir gözlükle bakmamızı gündeme getirmiştir.

Yaşlılık: 65 yaş ve üzerini kabul edersek, ‘Enfeksiyonları kolaylaştıran etmenler nelerdir?’ diye aklımıza gelen soruları yanıtlamaya çalışayım. *Bağışıklık sisteminde yetersizlik (hücresel ve sıvısal bağışıklıkta azalma) *Doku ve organlarda değişiklikler *Süregelen hastalıklar *Sosyal çevrede değişme *Yaşlılıkta doku ve organ bozuklukları A)Mide asidinde azalma (atrofik gastrit, pernisyöz anemi). B)Bağırsak peristaltizminde (hareket) azalma. C)Reflekslerde bozulma. D)Derinin yağ ve su içeriği kaybı. E)Yerel salgılamalarda azalma (lizozim, demir bağlayan protein IgG, IgA). F)Böbrek ve karaciğer işlevinde azalma. G) Uterus prolapsusu (sarkması). E)Mesane divertilkülleri (baloncukları), prostat hipertrofisi (büyümesi). Gelin bu yaşlılık gerçeğini güzel bir ezgi ile Yolun Sonu Görünüyor türküsüyle bağlayalım. Dursun Ali Akinet ve Selahattin Aygün ustalarımızdan alınma bu ezgiyi, Musa Eroğlu Hocamız çok güzel yorumlamaktadır. Bu türküyü her dinlediğimde Hacettepe Tıp Fakültesinde okurken çektiğimiz sıkıntılar aklıma gelir. Gözlerim yaşarır. Yaz ve Bahar aylarını nasıl yaşayamadığımızı, sabahlara kadar ders çalışmakla geçirdiğimizi düşünürüm. Gezide gördüğüm gerçek; o güzelim günlerimizin bir daha gelmeyecek şekilde maalesef gittiğidir. Bizim dönemdeki öğrencilerin çektiği çilelerin nedeni; yaşadığımız sıkıntılı ve sancılı yıllar ve bana göre acıyı bal eyleyen emekçi ailelerin çocuğu olmamızdır. Ne diyelim yazgımız buymuş galiba!.. Ne dersiniz, yanılıyor muyum? Gelin türkünün iki kıtasını hep beraber söyleyelim. Bana ne yazdan bahardan, bana ne borandan kardan, aşağıdan yukarıdan, yolun sonu görünüyor. geçtim dünya üzerinden, ömür bir nefes derinden, bak feleğin çemberinden, yolun sonu görünüyor…

Sevgilerimle…