Çiğli’de bulunan Harmandalı Geri Gönderme Merkezi’nde göçmenlere işkence ve kötü muamele edildiğini, ciddi hak ihlallerinin yaşandığını ve avukatların denetimine dahi izin verilmediğini gündeme getiren İzmir Barosu Göç ve İltica Komisyonu Üyesi Avukat Ali Deman Güler ile şu anki süreci konuştuk. Savundukları doğruların arkasında olduklarını bir kez daha vurgulayan Güler, işkenceyi uygulayan ile işkenceye maruz kalan kişilerin aynı yerde tutulmasının yasal olmadığını kaydetti. Somut kanıtlara, adli tabibin işkence bulgularına rağmen ciddiye alınmadıklarının altını çizen Güler, “Yaptığımız tüm çağrılar neredeyse duvara çarpıyor, yerde yankılanıyor” dedi. Öte yandan, yaptıkları çağrı doğrultusunda Avrupa Konseyi’nin merkezin kapısını çaldığını aktaran Güler, “Kendi kurumuna Geri Gönderme Merkezi’nin kapılarını açmayan kamu, 112 yıllık İzmir Barosu’na, kendi barosuna burayı açmıyor” ifadelerini kullandı.

SÖYLENENLER İDDİADAN ÖTEYE GEÇTİ…

Bir ihbar ve şikayet üzerine kendilerine bilgi geldiğini kaydeden Av. Güler, “Bizler çok hızlı davranarak bu iddiaları ciddiye aldık. Orada meslektaşlarımızı görevlendirdik. 5 kişi ile ilgili iddia söz konusuydu. Meslektaşlarımızın gözlemleri, raporları bu iddiaları destekler nitelikteydi. Kendileriyle yaptığımız değerlendirmeden hemen sonra Savcılığa suç duyurusunda bulunduk. Ardından adli tabibe gidilerek bu bulguların çok ciddi boyutta olduğu ortaya çıktı. Dolayısıyla burada artık somut bir kanıtta var. Söylenenler iddiadan öteye geçerek önemli bir gerçeklik kazandı. Konuya ilişkin Savcılık delil topladı –ki burada Savcılığın hakkını vermek lazım, oldukça hızlı davranıldı. Adli tabibin verdiği raporda İstanbul Protokolü (uluslararası bir belge) uyarınca bu kişilerin (işkence gören ile gösteren) aynı yerde kalamayacağı söyleniyor. İşkenceye dair böyle bir bulgu saptanıyorsa vakanın geliştiği yerde kalınamaz. Fakat ne yazık ki ne bizim bu talebimizi ne de adli tabibin kararını ciddiye almadılar” bilgisini paylaştı.

TARİHSEL BİR SORUMLULUĞUMUZ VAR

“Bizler konu en azından netliğe kavuşuncaya kadar göçmenlere işkence eden kişilerin görevden alınmasına ilişkin bir çağrıda bulunduk” sözlerini kullanan Güler, “Ama o da yerine getirilemedi. Göçmenler çok tuhaf ve endişe verici bir durum içerisinde. Kendilerine işkence eden kişilerle aynı yerde yaşamlarını idame ettirmeye çalışıyorlar. Ve onlarla birlikte günlerini korkuyla, baskılarla, zorbalıklarla geçirmek zorundalar. Dolayısıyla bizler Adli Tabibin bu anlamdaki kararının, yetkisinin yerine getirilmesini istiyoruz. Şu anki hükümetin mülteciler konusundaki politikası değişmediği müddetçe hali hazırdaki bu sorunların çözülebileceğini de düşünmüyorum. İnsan hakları ile alakalı yaptığımız tüm çağrılar neredeyse duvara çarpıyor, yere yankılanıyor. Bizim tarihsel bir sorumluluğumuz var ve mülteci meselesi bundan ayrı düşünülemez. Daha birkaç gün önce Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Başkanı çıkıp çocuklar ve kadınlarla ilgili çok ayrımcı sözler kullanabiliyor. Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu dediğimiz alan ise Türkiye’nin insan hakları ile alakalı en üst kurumu. Şöyle de bir gerçek var. 11 kişilik bu kurulda bir kadın, 10 erkek var. Yaptığımız çağrılarda da Valilik gibi hükümetin önemli kurumları seslerimizi duymak, çözüm üretmek yerine bir ‘koruma içgüdüsü’ ile hareket ediyor” cümlelerine dikkat çekti.

İLK VAKA DEĞİL…

Bu konuyla alakalı bir de Avrupa Konseyi’ne çağrıda bulunduklarını, Konseyin bu noktadaki sorumluluklarının altını çizdiklerini kaydeden Güler, “İzmir Barosu’na Avrupa Konseyi’nden geri dönüş yapıldı. Fakat Konsey, Harmandalı Geri Gönderme Merkezi’ni ziyaret ettiği zaman herhangi bir işkence bulgusu ile karşılaşmadıklarını söyledi. İşkenceye maruz kalan bu 5 kişi ilk vaka değil. Burada ciddi hak ihlallerinin yaşandığını bizler yıllardır dile getiriyoruz zaten. İzmir Barosu bu anlamdaki gücüne ve tarihsel birikimine rağmen doğrudan muhatap alınmıyor. Çağrımız sonrasında harekete geçen Avrupa Konseyi’nin, insan hakları ile görevlendirilmiş, bağımsız bir kurum olarak bu tarz olaylar karşısında doğrudan İzmir Barosu’na gelmesi gerektiğini düşünüyorduk” dedi.

KENDİ BAROSUNA BURAYI AÇMIYOR!

“Bizim derdimiz Geri Gönderme Merkezleri’nin şeffaflaşması” ifadelerini kullanan Güler, son olarak, “Çünkü şeffaflaşan yerde bu tür hak ihlalleri azalır. Bizlerde, hukuk ve mültecilerle ilgili en fazla görevlendirme yapan, adli yardım anlamında çok ciddi eğitim çalışmalarını hayata geçiren bir kurum olarak bunu istemiştik. Ama karşılığını ne yazık ki alamıyoruz. Her şeye rağmen yine aynı şeyi söylüyorum, buralar çok hızlı bir şekilde başta İzmir Barosu olmak üzere tüm yönetime açılmalı. Sivil denetim istiyoruz. Yoksa bunun alternatifi şu oluyor. Ayda yılda bir defa Avrupa’dan biri geliyor, bu kişilere merkezin kapısı sonuna kadar açılırken, İzmir Barosu’na açılmıyor. Böyle bir garabet yaşıyoruz. Bunun kabulü mümkün değil. Burası kimsenin özel mülkiyeti değil, burası işgal altında bir ülke değil. Kendi kurumuna Geri Gönderme Merkezi’nin kapılarını açmayan kamu, 112 yıllık İzmir Barosu’na, kendi barosuna burayı açmıyor. Bizim buradaki tavrımız net: Ülkemiz standartlarının, dünyanın en iyi standartları haline gelmesi” talebinde bulundu.