Dünya sanat tarihinde sayılarını tahmin edemediğimiz isimlerini dahi telaffuz edemeyeceğimiz, düzinelerle hatta binlerce sanat insanı dünyamızdan göçüp gitti. Şu anda yaşamakta olan binlerce sanat insanının tümünü tanıyamadığımız isimlerini dahi işitmediğimiz, hayata veda edenlerin çoğunu hatırlayamadığımız gibi. Hayata veda edenleri anarak, yad ederken, yaşamlarını sürdürmekte olan dünya sanat insanına nice sağlıklı mutlu ve huzurlu bir yaşam geçirmeleri temennilerimizle. Daha önceki köşe yazılarımda sanatın toplum üzerindeki katkısı ve eğitsel yönde önemli bir dal olduğu ehemmiyetini dile getirmiştim. Sanat toplum yararına icra edildiği vakit, toplumlar hayatın somut mecrasında kendine yer bulur. Sanatın, sanat için yapıldığında özellikle çıkar amaçlı para güdülerek yapılan sözde sanat toplumdan soyutlanmış ayakları havada yapılan sözde sanat laçka bir anlayışa sahip olur.

Bu tarz kirli, sözde sanat anlayışının toplumları kendine yabancılaştırmaktan başka bir işe yaramayacağı aşikardır. Sanatı kendi toplumu yararına icra edenleri sıralayacak olursak bunlardan biride, büyük halk ozanı Aşık Veysel’dir. Âşık geleneğinin en büyük temsilcilerinden halk ozanı Aşık Veysel Şatıroğlu, “Uzun ince bir yoldayım/ gidiyorum gündüz gece/ bilmiyorum ne haldeyim/ gidiyorum gündüz gece” dizeleriyle hafızalara kazınan halk ozanı, 25 Ekim 1894’te Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan Köyü’nde dünyaya geldi. Annesi Gülizar, babası Ahmet adında bir çiftçiydi. Asıl adı Veysel Şatıroğlu olan Aşık Veysel, çocukluğunu ve gençlik yıllarını köyünde geçirdi. Bölgede yaygınlaşan çiçek hastalığına yakalanmasıyla 7 yaşında iki gözünü de kaybeden Aşık Veysel, babasının teşvikiyle 10 yaşındayken saz çalıp şiir söylemeye başladı. Babasının, Âşık Veysel’e oyalanması için aldığı bağlamayla önce başka ozanların türkülerini çalmaya başladı. 1930 yılında Sivas Maarif müdürü olarak görev yapan Ahmet Kutsi Tecer ile Kutsi Bey tarafından düzenlenen bir şairler gecesinde tanıştı. Kutsi bey tarafından verilen destek ile birçok ili dolaşmaya başladı. Büyük ozan, o dönemde saz ustaları Çamşıhlı Ali ve Molla Hüseyin’den ders aldı. Çocukken iki gözünü de kaybetmesine rağmen, şiirlerine yansıttığı vatanseverlik, hoşgörü, yaşama sevinci ve sevgi mesajlarıyla hem kendi dünyasını aydınlatan hem de bugünlere ışık tutan halk ozanı, hafızalara kazınan çok sayıda eser bıraktı.

“Dostlar beni hatırlasın/ güzelliğin on para etmez/ Kahpe felek/ Kara toprak/ Uzun ince bir yoldayım/ Atatürk’e ağıt/ Beni hor görme/ Beş günlük dünya/... İlk defa 5 Ocak 1931’de Tecer tarafından düzenlenen “Sivas Aşıklar Bayramı’nda duyuldu. Tecer’in davetiyle köy enstitüsünde saz hocalığı da yapan ve Cumhuriyet’in 10’ucu yıl dönümünde Ankara’ya getirilen ozan, daha sonra halk evlerinde, kahvehanelerde ve radyoda şiirlerini saz eşliğinde okudu. Türkçeyi en yalın ve güçlü şekilde kullanan Âşık Veysel, şiirlerinde verdiği mesajlarla Türk milletine her zaman birlik ve beraberliği öğütledi. Âşık Veysel’in vatan, tabiat, birlik, çalışma, yardımlaşma konularını işlediği şiirlerinde, vatana bağlılık ve idealistlik dikkati çeken en önemli nokta oldu. Şiirleri konu bakımından zengin çeşitlilik gösteren Veysel, Yunus Emre’nin etkisindeki şiirlerinde halk kültürünün mayasına karışan yönleriyle tasavvuftan izler sunarken, Türk edebiyatının ve saz şiiri geleneğinin büyük ustalarından biri olarak, kendisinden sonra gelenleri etkiledi. Gayemiz bu tür nitelikli halk ozanı sanatçıları yeni nesile tanıtmak ve günümüz sanatçılarına ilham kaynağı olmalarını sağlamaktır. Devam edecek. Mutlu bir hafta sonu geçirmeniz dileklerimle kalın sağlıcakla.