Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo TV Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Dilek Takımcı, Göztepe – Altay maçında fanatik kişilerin gerçekleştirdikleri şiddet eylemlerini kaleme aldı.

Geçen hafta İzmir’de Göztepe – Altay maçında fanatik kişilerin gerçekleştirdikleri şiddet eylemleri kamuoyunda üzüntüyle karşılandı. Ekonomik kriz ve toplumsal belirsizliklerin hakim olduğu bir dönemde insanların kızgınlıklarını fanatik holiganizmi aracılığıyla dışa vurmaları sıkça rastlanan bir olgudur. Holiganizm, kalabalıktan güç alarak tutkulu taraftarlık boyutunu zarar vermek, şiddet uygulamak, acı çektirmek gibi tehlikeli boyutlara taşımak anlamına geliyor. Öylesine akıl ve vicdan tutulması yaşanıyor ki, maç esnasında çıkabilecek acil sağlık sorunlarına hızlı müdahale sağlamak amaçlı, hasta ya da yaralı taşımaya yarayan ambülansın şoförleri işaret fişeklerini stadyuma getiriyor. Bu fişekleri alıp diğer insanların üzerine atan kişiler kendi insanlık duygularından soyutlamıştır, artık arkasında binlerce taraftar olan bir gücün silahşorudur. İnsan değildir, sadece insanlığından soyutlanmış taraftardır ve karşılarında zarar vermek istediği başka bir taraftar vardır. Bu algı biçimi insan hayatına zarar verebileceğini hesaplamaktan acizdir. Artık taraftarlık takıma bağlılık boyutundan “bağımlılık” boyutuna geçmiştir. Zira bağımlı insanın kullandığı madde kendisinden beklenen sorumlulukları algılamasına engel olur. Olumsuz sonuçlara rağmen madde alımını durduramaz. Bu bağlamda holiganlık da bağımlılıktan çok farklı bir olgu değildir. Zira holigan davranışı tutkunun zekâyı köreltmesi sonucunda ortaya çıkan, zarar vermeye yönelik eylemlerdir. Artık mantık ile değil, duygular ile hareket etmek söz konusudur. Yakın mesafeden ateşlenen işaret fişeği 45 yaşındaki Göztepe taraftarı Mehmet Çakır’ın yüzüne denk geliyor. Çakır, kanlar içinde kalırken, bu da yetmiyor, akıl ve mantık tutulmasının sonucu olarak başka bir eylem daha yaşanıyor. Tribünlerden atlayan bir Göztepe taraftarı korner bayrağı direğiyle rakip takımın kalecisi Ozan Evrim’e arkadan saldırıyor. Olaylar büyüyor, maç iptal ediliyor. Acaba o ambülans şoförleri mi Mehmet Çakır’ı hastaneye taşıdı? Bu soru gerçekten ironik bir durum olarak vicdani hesaplaşmayı hak ediyor.

Spor karşılaşmalarında centilmenlik içinde rekabet duyguları yaşanması güzeldir. İzmir’in köklü bir futbol kulübü olan Altay’ın böylesi bir olaylarla isminin anılması çok üzücüdür. Maalesef, bir spor kulübünün ailevi, çevresel, ekonomik ya da toplumsal sorunları olan, hayat başarısı sağlayamamış ve dolayısıyla kendi ait olduğu kimlikten tatmin olmayan bireylerin barınağı olmaktan kaçınması da pek mümkün görünmüyor. Normal hayatta toplumsal açıdan bilgi ve beceri gerektiren, insan ilişkileri ve kurumsal sosyal örgütlere kabul görmekte sorunlu insanların bir spor kulübünün taraftarı olarak diğer bireylerle bir araya gelmesi ve guruba aidiyet hissetmesi çok daha kolaydır. Tabii bu bireylerin gruba aidiyet duyguları da sağlıklı olmamaktadır. Zira grup aidiyetinin vermiş olduğu güvenle sapkın şiddet davranışları da yaşanan olaylarda olduğu gibi sıkça rastlanan bir olgudur. Bu bireyler taraftardan çok, karşı tarafa saygı duymaksızın körü körüne bağlılık gösteren fanatik olmaya yatkındır. Fanatiklik de şiddet eylemleri ile eşdeğer görülen holiganizmi doğuruyor. Altay kulübü çatısı altında holigan boyutuna geçmiş bireyler başkalarına küfredip zarar verirken, bunu kendisi için değil, fanatiği olduğu ‘kurum adına’ yapıyor psikolojisini kurmaktadır. Bu durum hem kulübün imajına zarar verirken, hem de olayı gerçekleştiren bireylerin insan olmanın getirdiği sorumluluklardan kendilerini muaf görmelerine neden oluyor. Sonuçta fanatizm insanların vicdan ve mantığını körelten önemli bir toplumsal sorun haline gelmiştir. Spor kulüpleri kendi taraftarlarının tutum ve davranışlarını belirleyen kurallarını öğretici eğitimler vermelidir. EĞİTİM, EĞİTİM diye bir kez daha haykırmak istiyorum. HER ŞEYİN BAŞI EĞİTİM…